Özgün Metin

Vezin: mefâilün feilâtün mefâilün feilün (müctes). Müctes kalıbını neşir göstermez; tespit eden biziz.

Behişt gibi oldı harâbât sahnı vesî‘
Ki anda muğ-beçeler var ki hûr-şekl ü bedî‘
Nesîm-i rûh-fezâsıyla şeş cihet memlû
Ya çâr fasl hevâsı misâl-i fasl-ı rebî‘
Sâfâ-y-ile ire mi anda tîre-dil sûfî
Meger mübeddel ide eylüge hısâl-i şenî‘
Çü dürd-keş ki ola anda cür‘a nûş eyler
Biñ olsa cürm vera‘ bir latîfe-y-ile şefî‘
O mülke vü anuñ ehline iriş ey ‘Avnî
Bu devr ehline bakma eger şerîf ü vazî‘

Günümüz Türkçesiyle

1. Meyhanenin avlusu cennet gibi genişledi; çünkü orada huri yüzlü, eşsiz muğbeçeler (meyhaneci çırakları) var.

2. Can katan rüzgârıyla altı yön doludur; ya dört bölmenin (dört mevsimin) havası, bahar mevsimi gibidir.

3. Bulanık gönüllü sofu oraya safa ile ulaşabilir mi? Meğer ki çirkin huylarını iyiye çevire.

4. Orada kadehin dibindeki tortuyu içen kimse, bin suçu da olsa, küçük bir iyilikle (ya da takva latifesiyle) şefaatçi olur.

5. Ey Avnî, o mülke ve onun ehline ulaş; bu devrin insanlarına, ister şerefli ister aşağı olsun, bakma.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel, Arapça "vesî', bedî', rebî', şenî', şefî', vazî'" kelimelerinin "-î'" sesiyle kafiyelenir ve redif taşımaz. Müctes bahrinde beş beyittir. Doğan gazelin bütününü bir alegori olarak okur: meyhane tekke, şarap ilahî aşk, meyhanede duyulan şarap kokusu tekkeden yayılan manevî hava, meyhaneci şeyh, muğbeçe mürit, meyhanenin müdavimleri de tarikat yolunun dervişleridir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla meyhaneyi cennete benzetir. "Harâbât" kelimesi kelime anlamıyla yıkıntılar demektir; meyhanelerin şehir kenarındaki harabe semtlerde bulunması bu adı vermiştir. Bu yıkık yerin avlusu cennet kadar geniştir, çünkü orada huriler gibi güzel muğbeçeler, yani Mecusi meyhanecinin çırakları dolaşır.

İkinci beyitte "şeş cihet", altı yön (üst, alt, ön, arka, sağ, sol) her taraf demektir. Can katan rüzgâr her yanı doldurmuştur. İkinci mısrayı Doğan dikkatli okur: "çâr fasl" ilk bakışta dört mevsimdir, ama "fasl" perde ya da yarım duvarla ayrılmış bölüm, "hevâ" da iç kısım anlamına gelebilir; böylece mısra meyhanenin ya da tekkenin içindeki dört bölmenin bahar gibi olduğunu söyler. İki okumada da meyhane mevsimlerin dışında, sürekli bir bahardadır.

Üçüncü beyit sofuyu bu cennetin dışında tutar. İnsanlar kötü huylarını bırakmadıkça cennete giremediği gibi, dedikodu ve fitne gibi kusurlarından arınmayan "tîre-dil", bulanık gönüllü sofu da meyhaneye gönül rahatlığıyla giremez. Dördüncü beyit beklenmedik bir tersine çevirme yapar: kadehin dibindeki tortuyu içen "dürd-keş", yani en düşkün içici bile, bin günahı olsa da bir iyilikle şefaatçi makamına yükselir. Doğan "vera'" kelimesinin takva, dindarlık anlamına geldiğini, burada ise "küçük, önemsiz" anlamıyla bir tevriye kurduğunu belirtir.

Makta, insanları iki kesime ayırır: meyhane mülkünün içindekiler ve dışındakiler. Avnî kendine, dışarıdakilere, mevki ve servet sahibi olsun ya da olmasın, bakmamasını, meyhane mülküne ve ehline ulaşmasını öğütler. Bir sultanın "şerîf ü vazî'", yani soylu ile aşağı arasındaki ayrımı önemsiz sayması, gazelin alegorisine beklenmedik bir yön verir.

Kaynakça

  • Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 34, s. 283-285 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 11a). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx

Çevrimiçi kaynaklar