Özgün Metin

Vezin: mefâilün feilâtün mefâilün feilün (müctes). Doğan vezin bildirmez; bir önceki gazelle aynı kalıbı biz belirledik.

Makâm-ı me’men-i meyhâne pîr-i deyr-i şefîk
Kime ki ola müyesser nasîbidür tevfîk
Melâl-i devri göñülden refîk-i mey giderür
Velî dirîğ ki yokdur bu devr içinde refîk
Bu meste keyfiyyet-i bâdeden suâl itmeñ
Belî hakîkat-ı deryâyı kande bile garîk
Ne deñlü zühd-i riyâ hâletini gösterseñ
Tasavvur eyleme sûfî ki eyleyem tasdîk
Visâl-i yâr dilerseñ fenâyî ol ‘Avnî
Ki bahs-i ‘ilm ü amel ser-be-ser olur tirzîk

Günümüz Türkçesiyle

1. Meyhanenin güvenli makamı ve şefkatli deyr piri kime nasip olursa, onun payı (Allah'ın) yardım ve muvaffakiyetidir.

2. Zamanın kederini gönülden şarap arkadaşı giderir; fakat yazık ki bu devirde arkadaş yoktur.

3. Bu sarhoşa şarabın niteliğini sormayın; evet, denizin hakikatini boğulan nereden bilsin?

4. Ne kadar riyasız zühd hâli gösterirsen göster, ey sofu, onu doğrulayacağımı sanma.

5. Ey Avnî, sevgiliye kavuşmak istersen fenâ yolunu seç; çünkü ilim ve amel tartışması baştan başa boş sözdür.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Bir önceki gazelin vezninde, müctes bahrinde yazılmıştır ve onun gibi meyhaneyi tekkenin mecazı olarak kullanır. Redif yoktur; kafiye "şefîk, tevfîk, refîk, garîk, tasdîk, tirzîk" kelimelerinin "-îk" sesindedir. Beş beyit bir öğüt sırası izler: meyhaneye ulaşmanın nasip işi olduğu, dostsuz bir devirde şarabın yoldaşlığı, aşkın tarif edilemezliği, sofunun riyası ve fenâ yolu.

Anlam ve Söz Sanatları

Matlada meyhane "makâm-ı me'men", güvenli bir sığınaktır; "pîr-i deyr" de Mecusi tapınağının, yani meyhanenin yaşlı ve şefkatli sahibidir. Doğan'ın şerhinde bu sözler tekke ile şeyhin karşılığıdır: tarikata girmek ve bir mürşide ulaşmak ancak Allah'ın yardımı, "tevfîk" ile mümkündür. İkinci beyit sade bir yakınmadır. Zamanın kederini şarap arkadaşı giderir, ama devirde güvenilir dost kalmamıştır; Beyitte, Doğan'a göre, zaman zaman şiddetle uygulanan içki yasaklarına bir gönderme de vardır.

Üçüncü beyit gazelin en akılda kalan beytidir. Şarapla sarhoş olmuş birine şarabın niteliği sorulmaz, çünkü denizde boğulan denizin hakikatini bilemez. Doğan şarabı ilahî aşkın sembolü sayar; aşka gark olmuş kişi onu tarif edemez. Hayâlî Bey'in "Ol mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler" mısraı da, Doğan'ın yan yana getirdiği gibi, aynı şeyi söyler: denizin içindeki balıklar da denizi bilmez.

Dördüncü beyit sofuyu yine itham eder. Sofu riyadan uzak olduğunu göstermek için ne kadar çaba gösterirse göstersin, bu gösterişin kendisi bir riyaya dönüşür ve inandırıcılığını yitirir. Makta tasavvufun bir terimine başvurur. "Fenâ" sözlükte yok olmak, geçici olmaktır; tasavvufta ise bir mürşidin gözetiminde nefsini terbiye eden müridin ulaştığı son durak, benliğin Hakk'ın varlığında yok olmasıdır ve "bekâ" ile birlikte anılır. Doğan, bu hâlde dünyaya ait bilginin, ilmin ve amelin aşıldığını söyler. Avnî bu yüzden sevgiliye kavuşmak isteyenin ilim ve amel tartışmasını "tirzîk", yani boş ve asılsız söz sayarak fenâ yolunu seçmesini öğütler.

Kaynakça

  • Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 35, s. 289-291 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 11b). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx

Çevrimiçi kaynaklar