Özgün Metin
Vezin: mefâilün feilâtün mefâilün feilün (müctes). Neşir vezne değinmez; "-âk" kafiyeli mısraları biz tarttık.
Kaçan ki cür‘añ ile tâze rûh bula hâk
Tarîk-i ‘ışkda hâk olmadan baña ne bâk
Figân ki cân ile göñlüm bu devrde yakdı
Gehî mey âteşi vü gâh rûy-i âteş-nâk
Rikâbuñ öpmek içün başumı fedâ kıluram
Eger ki bend ola boynuma rişte-i fitrâk
Yele varur çü ese bâd-ı kahr-ı istiğnâ
Niteki ahker ü hâkister encüm ü eflâk
Fenâ riyâzı gül ü goncasından ey ‘Avnî
Nişân virür dil-i sad-çâk ü hırka-i sad-çâk
Günümüz Türkçesiyle
1. Senin kadehinden dökülen son yudumla toprak taze can bulduğuna göre, aşk yolunda toprak olmaktan bana ne korku?
2. Yazık ki bu devirde (ya da kadehin dönüşünde) canımı ve gönlümü kimi zaman şarabın ateşi, kimi zaman ateşli yüz yaktı.
3. Boynuma terki kayışının ipi bağlansa da, üzengini öpmek için başımı feda ederim.
4. Müstağni tavrın kahredici rüzgârı esince, kıvılcım ile kül gibi yıldızlar ve gökler yele savrulur.
5. Ey Avnî, yüz yerinden parçalanmış gönül ve yüz yamalı hırka, fenâ bahçesinin gülünden ve goncasından haber verir.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Âşığın kendini yok etmeye hazır oluşu, birbirinden uzak sahneleri tek gazelde toplar. Meyhane âdetlerinden av sahnesine, oradan göklere ve tekkeye uzanan beş beyit müctes bahrindedir ve "hâk, bâk, âteş-nâk, fitrâk, eflâk, sad-çâk" kelimelerinin "-âk" sesiyle kafiyelenir; redif yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla bir meyhane âdetine dayanır. "Cür'a", kadehin dibinde kalan son yudumdur; meyhane müdavimleri bu yudumu toprağa dökerdi. Doğan, bastığımız toprağın sayısız ölmüş insanın zerrelerini taşıdığını ve bu son yudumun onların ruhlarına sunulan bir şarap, onlara bir tür yeniden hayat verme olarak düşünüldüğünü açıklar. Âşık, sevgilinin kadehinden dökülecek yudumla dirileceğini bildiği için aşk yolunda toprak olmaktan korkmaz. İkinci beyitte "devr" kelimesi hem zaman hem de kadehin mecliste elden ele dönüşü anlamına gelir; can şarabın ateşiyle, gönül sevgilinin ateşli yüzüyle yanar.
Üçüncü beyit bir av âdetini kullanır. Avcılar vurdukları ceylan gibi hayvanların boynuna ip geçirip atlarının terkisine, "fitrâk" denen kayışa asarlardı. Âşık sevgilinin üzengisini öpebilmek için kendini böyle bir ava çevirmeye razıdır: başı terkide sallanırken üzengiye değecek ve onu öpmüş olacaktır. Doğan aynı âdete telmih yapan Sehâbî, Yakînî ve Gelibolulu Mustafa Âlî beyitlerini örnek gösterir ve muzaffer bir cihan hükümdarının sevgilisinin terkisine asılmaya hazır olduğunu söylemesinin ilginç bir durum yarattığını belirtir.
Dördüncü beyit kozmik bir tablo çizer. Sevgilinin ilgisizliğinin, "istiğnâ"sının kahredici rüzgârı esince gökler kül gibi, yıldızlar da külün içindeki kıvılcımlar gibi savrulur; gökyüzü rengiyle küle, yıldızlar kora benzetilmiştir. Makta tasavvufun diline döner. Fenâ, yani benlikten geçiş bir bahçedir; paramparça olmuş gönül o bahçenin goncası, yüz yamalı derviş hırkası da yaprak yaprak açılmış gülüdür. Düzensiz leffüneşir burada da Doğan'ın gözünden kaçmaz; "sad-çâk" sıfatının hem gönle hem hırkaya verilmesi, iki parçalanmışlığı tek kelimede birleştirir.
Kaynakça
- Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 37, s. 299-302 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 12a). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx
Çevrimiçi kaynaklar






