Özgün Metin

Vezin: fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün (remel). Ölçü neşirde verilmez; adını ve kalıbını biz koyduk.

Ey cefâ-hû hâtırum derd ile mahzûn eyledüñ
Zahm-ı sînemden gözüm yaşın ciger-gûn eyledüñ
Gam beyâbânında şeydâ idüp ey Leylî-hırâm
‘Akl ü hûşumdan ayırduñ beni Mecnûn eyledüñ
Eşk-i sîm ü rûy-i zerdüm nakdini izhâr idüp
Dôstum ‘uşşâk içinde beni Kârûn eyledüñ
La‘l-i nâbuñ yâdına kan içmek idi ‘âdetüm
Eşk-i hûnînüm aña yâr itdüñ efzûn eyledüñ
Çün gubâr-ı hecre teskîn virmedi ne fâide
Gözlerüm yaşını dut kim Nîl ü Ceyhûn eyledüñ
Hecr bî-dâdına ülfet dutmış idi ‘Avnînüñ
Gayrlarla ‘ayş idüp hâlin diger-gûn eyledüñ

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey cefayı huy edinmiş, hatırımı dertle hüzünlendirdin; göğsümün yarasından gözümün yaşını ciğer renkli ettin.

2. Ey Leylâ salınışlı, beni gam çölünde çılgın edip aklımdan ve şuurumdan ayırdın, Mecnun ettin.

3. Gümüş gözyaşımın ve sararmış (altın) yüzümün nakdini ortaya dökerek, dostum, beni âşıklar arasında Karun ettin.

4. Saf lâl dudağını anarak kan içmek âdetimdi; kanlı gözyaşımı ona yoldaş edip artırdın.

5. Ayrılık tozunu yatıştırmadıktan sonra ne fayda; tut ki gözümün yaşını Nil ve Ceyhun ettin.

6. Avnî ayrılığının zulmüne alışmıştı; başkalarıyla eğlenip onun hâlini değiştirdin.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Her beyit "eyledüñ" (ettin) redifiyle sevgiliye bir suçlama yöneltir; altı beyit bir iddianame gibi okunur. Kafiye "mahzûn, ciger-gûn, Mecnûn, Kârûn, efzûn, Ceyhûn, diger-gûn" kelimelerindeki "-ûn" sesidir; kafiyeye giren iki özel ad, Mecnun ve Karun, ve bir ırmak adı, Ceyhun, gazele bir kıssa ve coğrafya genişliği verir. Gazel remel bahrindedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla sevgiliyi "cefâ-hû", eziyeti huy edinmiş biri olarak anar; yaralı göğüsten gelen kan gözyaşını ciğer rengine boyamıştır. İkinci beyitte sevgili "Leylî-hırâm", Leylâ gibi salınan biridir; âşık da onun yüzünden gam çölünde aklını yitirmiş bir Mecnun'dur. Bu beyit, Leylâ ile Mecnun hikâyesinin bütün sahnesini iki kelimeye sığdırır.

Üçüncü beyit gazelin en ustalıklı beytidir. Karun, Kur'an'da Musa'nın kavminden olup servetiyle böbürlendiği için yere geçirildiği anlatılan kişidir. Âşığın gözyaşları gümüş, aşktan sararmış yüzü altındır; sevgili bu "nakdi", yani parayı, herkesin gözü önüne sererek âşığı âşıklar arasında Karun'a çevirmiştir. Doğan bunu hem bir telmih hem bir hüsnütalil sayar: âşığın serveti açığa çıkınca o da Karun'un akıbetine uğramış, yolun toprağına düşüp neredeyse yere geçmiştir.

Dördüncü beyit âşığın lâl dudağı anarak ciğer kanını içmesini anlatır; sevgili bu kana kanlı gözyaşını da katarak onu çoğaltmıştır. Beşinci beyit bir ırmak abartmasıyla kurulur: gözyaşları Nil ve Ceyhun gibi akmaktadır, ama ayrılığın tozunu yatıştırmaya yetmez; yağmurun tozu bastırması gibi yaşın da ayrılığın tozunu bastırması beklenir. Makta sevgiliyi yeni bir zulümle suçlar. Avnî ayrılığa alışmış, onun acısıyla yaşamayı öğrenmişti; sevgilinin başkalarıyla eğlendiğini görünce hâli yeniden alt üst olmuştur.

Kaynakça

  • Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 38, s. 306-308 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 12b). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx

Çevrimiçi kaynaklar