Özgün Metin

Vezin: fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün (remel). Vezin neşirde anılmaz; kalıp bize aittir.

Kâmetin yâd itmez aña kim leb-i cânân gerek
Sakınur lâ-büd hevâdan her kime kim cân gerek
Eşk deryâsını saldum virmedi teskîn aña
Sîne tâbı def‘ine ol âb-gûn peykân gerek
Rahş-ı ‘ışka virmedi sahrâ-yı hicrân hîç za‘f
Tâ kıyâmet imtidâdınca aña meydân gerek
Ol perî ‘ışkın dimezven göñlüme dîvânedür
Düşmeninden râzı lâ-büd kişinüñ pinhân gerek
‘Avnîyâ rindân harâbât içre ‘ayş itmek içün
‘Arsa-i ‘âlem aña sahn ü felek eyvân gerek

Günümüz Türkçesiyle

1. Sevgilinin dudağını isteyen onun boyunu anmaz; canını isteyen herkes elbette havadan (hevesten) sakınır.

2. Gözyaşı denizini saldım, (göğsümdeki ateşi) yatıştırmadı; göğsün harareti için o su renkli temren gerek.

3. Ayrılık çölü aşk atını hiç yormadı; ona kıyamete kadar uzanan bir meydan gerek.

4. O perinin aşkını gönlüme söylemem, çünkü o divanedir; insanın sırrını düşmanından mutlaka gizlemesi gerek.

5. Ey Avnî, rindlerin meyhanede eğlenmesi için ona yeryüzü avlu, gökyüzü eyvan gerek.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

"Gerek" redifi her beyitte bir şartı ya da ihtiyacı söyler. Kafiye "cânân, cân, peykân, meydân, pinhân, eyvân" kelimelerinin "-ân" sesindedir. Bu gazelde de vezin remeldir. Dördüncü beyit neşirler arasında tartışma konusudur: Kemal Edip Ünsel bir kelimeyi "demürden" okumuş ve mısradan anlam çıkmadığını söylemiştir. Doğan yazmaya dikkatle bakınca Ünsel'in "dâl" sandığı harfin "vav" olduğunu, müstensihin de "ze" harfinin noktasını unuttuğunu görür ve kelimeyi "dimezven" (demem, söylemem) diye okur. Bu okumayla mısra açık bir anlam kazanır.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla, Doğan'ın yorumuyla bir leffüneşir içinde iki kavram çiftini birbirine bağlar: boy ile heva, dudak ile can. Dudak, divan şiirinde söz, ruh ve canın sembolüdür; ölüleri nefesiyle dirilten İsa'nın mucizesi bu bağı güçlendirir. Boy ise beden güzelliğini ve maddî lezzetleri hatırlatır. Ebedî hayatı ve mutlak sevgiliyle vuslatı isteyen, geçici arzulardan sakınmalıdır. Doğan'ın hatırlattığı gibi "hevâ" cereyan ve ondan gelen yel hastalığı anlamına da gelir: canını seven elbette cereyandan sakınır.

İkinci beyitte âşığın göğsündeki ateş gözyaşı denizine rağmen sönmez; onu ancak sevgilinin gamze okunun su verilmiş çelikten temreni söndürebilir. Divan şiirinde suyla sertleştirilen ve su gibi parlayan çelik silahların suya benzetildiği, divanın onuncu, on ikinci ve on dokuzuncu gazellerinde de görülmüştü. Üçüncü beyitte aşk bir yarış atıdır; ayrılık çölü bile onu yormaz, ona kıyamete kadar uzanan bir meydan gerekir.

Dördüncü beyit beklenmedik bir sır saklama öğüdüdür. Âşık peri soylu sevgilinin aşkını kendi gönlüne bile açmaz, çünkü gönül divanedir ve böyle bir sırrı tutamaz; Doğan'ın deyişiyle bu yolda kişinin gönlü bile düşmanıdır. Makta rindlerin meyhanesini evrenin ölçüsüne büyütür. Eski meyhanelerin geniş bir avlusu ve itibarlı konukların ağırlandığı yüksekçe bir eyvanı olurdu; rindlere yakışan meyhanenin avlusu yeryüzü, eyvanı gökyüzüdür. Bütün evren bir meyhaneye dönüşür.

Kaynakça

  • Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 41, s. 325-328 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 13b). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx

Çevrimiçi kaynaklar