Özgün Metin

Vezin: fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün (remel). Doğan'ın baskısı vezin göstermez; kalıp bizim taktîimizdir.

Sîneden ben kim çekem âh ü figân-ı derd-nâk
Yaralar kan ağlayup ol dem iderler sîne çâk
Şerbet-i la‘lüñ sunup ağyâra öldürdüñ beni
Gayre cân viren ‘acebdür kim beni eyler helâk
Her ne deñlü zülfüñüñ şahbâzı cânlar sayd ider
Ol hevâda cân kuşı pervâz ider bî-vehm ü bâk
Sürmege yüz pây-i serv-i yâre bulur dest-res
Kangı ‘âşık kim su gibi meşrebini ide pâk
Sîneye gelsün hayâl-i yâr dirseñ ‘Avnîyâ
Zahma merhem gibidür ger eyler iseñ sîne çâk

Günümüz Türkçesiyle

1. Ben ne zaman göğsümden dertli ah ve figan çeksem, yaralarım o an kan ağlayıp (kendi) göğüslerini yırtar.

2. Lâl dudağının şerbetini başkalarına sunup beni öldürdün; başkasına can veren beni helak eder, ne tuhaf.

3. Zülfünün doğanı ne kadar can avlarsa avlasın, can kuşu o havada (o arzuyla) korkusuzca uçar.

4. Hangi âşık ki meşrebini su gibi temiz ede, sevgilinin servi boyunun ayağına yüz sürmeye o el bulur.

5. Ey Avnî, sevgilinin hayali göğse gelsin dersen, göğsünü yar; (o hayal) yaraya merhem gibidir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Beş beyit "derd-nâk, çâk, helâk, bâk, pâk, çâk" kelimelerinin "-âk" sesinde kafiyelenir; redif yoktur ve matlada geçen "sîne çâk" sözü maktada aynen tekrar edilir. Bu tekrar gazeli bir çerçeveye alır: başta yaralar göğüslerini yırtar, sonda âşık kendi göğsünü yırtar. Beyitler remelle ölçülmüştür.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bir teşhis örneğidir. Doğan'ın açıkladığı gibi Avnî göğsündeki yaralara kişilik verir: âşık her ah çektiğinde yaralar da bir dost gibi onun kederine ortak olur, kan ağlar ve yakalarını yırtar. Yaranın açık ağzı yırtılmış bir yakaya benzer; benzetme, yaranın şekli ile matem âdetini birleştirir.

İkinci beyitte bir tuhaflık vardır. Sevgilinin dudağı başkalarına can veren bir şerbettir, ama bu şerbetin başkalarına sunulması âşığı öldürür; aynı dudak bir yerde hayat, bir yerde ölüm olur. Üçüncü beyitte zülüf, önüne gelen canı avlayan bir doğandır. Âşığın can kuşu ondan kaçmaz, tersine onun havasında korkusuzca uçar. Doğan "hevâ" kelimesinin hava, aşk, arzu, ölüm ve yırtıcı kuşun avına dalışı anlamlarını bir arada çağrıştırdığını belirtir; can kuşu ölüme aşkla uçmaktadır.

Dördüncü beyit su ile serviyi buluşturur. Serviler su kenarında biter; temiz akan su servinin gölgesini yansıtarak onun ayağına yüz sürer. Âşık da meşrebini, yani huyunu ve tabiatını su gibi arındırırsa sevgilinin ayağına yüz sürebilir. Doğan, elif harfine benzeyen servinin tasavvufta Allah'ı temsil ettiğini, "yüz sürmek" ile "su gibi pâk etmek" sözlerinin abdest ve namaza da telmih yaptığını söyler. Makta divan âşığının hayal ile yetinmesine bağlanır. Sevgilinin hayali göğse ancak göğüs yarılınca gelir ve yaraya merhem olur. Fuzûlî'nin "Hayâl ile tesellâdur gönül meyl-i visâl etmez" beyti ve hayalin gönülde durmayıp kaçtığını söyleyen bir Necâtî beyti, Doğan'ın bu düşünceyle birlikte andığı örneklerdir.

Kaynakça

  • Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 39, s. 311-314 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 12b). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx

Çevrimiçi kaynaklar