Özgün Metin

Vezin: mefâîlün mefâîlün feûlün (hezec). Şerh kalıptan söz etmez; hezecin bu kısa biçimini biz tespit ettik.

Baña cevri firâvândur nigâruñ
Nitekim gül firâkından hezâruñ
Göñül ol bî-vefâya sabr u ‘ışkuñ
‘Iyân eyle ne kim var yoğ u varuñ
Göñül bir dem figândan olma hâlî
Egerçi nâleye yok iktidâruñ
Göñül feryâduña rahm itmez ol yâr
Aña beñzer ki hoşdur âh ü zâruñ
Göñül almakda key çâbükdür ol zülf
Giçürme elde dururken şikâruñ
Sen olduğuñ [yire] 2 uğramaz ol yâr
Ne nef‘i yol başında intizâruñ
Görür kim bî-zer ü müflis gedâsen
Saña ‘Avnî niçe yâr ola yâruñ

Günümüz Türkçesiyle

1. Sevgilinin bana eziyeti boldur; tıpkı gülden ayrılığında bülbülün çektiği gibi.

2. Ey gönül, o vefasıza sabrını ve aşkını, yoğunu ve varını, neyin varsa açıkça göster.

3. Ey gönül, inlemeye gücün kalmasa da bir an bile figandan geri durma.

4. Ey gönül, o sevgili feryadına acımaz; ahın ve inleyişin hoşuna gidiyor gibi.

5. Ey gönül, o zülüf gönül almakta pek çeviktir; (ey sevgili,) av elindeyken kaçırma.

6. Sen olduğun yere o sevgili uğramaz; yol başında beklemenin ne faydası var?

7. Ey Avnî, (sevgili) senin parasız pulsuz, iflas etmiş bir dilenci olduğunu görüyor; o senin yârin nasıl olsun?

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Beyitlerin çoğu "Göñül" diye başlar: âşık sevgiliye değil, kendi gönlüne seslenir ve ona öğüt verir. Hezecin "mefâîlün mefâîlün feûlün" kalıbıyla yazılmış yedi beyit, divanın kısa vezinli gazelleri arasındadır. İkinci şahıs iyelik eki redif olarak kafiyeli mısraların sonunda yinelenir; kafiye ise "nigâruñ, hezâruñ, varuñ, iktidâruñ, zâruñ, şikâruñ, intizâruñ, yâruñ" kelimelerinin "-âruñ" sesinde toplanır. Altıncı beyitte yazmada iki açık heceli bir kelime eksiktir; Kemal Edip Ünsel'in önerdiği "yire" kelimesini Doğan anlama ve vezne uygun bularak köşeli ayraç içinde metne almıştır.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla gül ile bülbül benzetmesiyle açılır: sevgilinin âşığa eziyeti, gülden ayrı düşen bülbülün çektiği acı kadar çoktur. İkinci beyitte Doğan, divan şiirindeki sevgili tipinin vefasız, âşığın canından çok mal ve paraya ilgi duyan bir güzel olduğunu hatırlatır. Bâkî'nin "Güzeller mihr-bân olmaz dimek yanlışdur ey Bâkî / Olur vallâhi billâhi hemân yalvarı görsünler" beytinde "yalvar" kelimesi hem yalvarmak hem altın para demektir; Enverî de âhu gözlü güzellerin altınla avlandığını söyler. Avnî'nin gönlüne verdiği öğüt bu bağlamda anlam kazanır: âşığın sevgiliye gösterebileceği tek servet sabrı ve aşkıdır. Doğan "sabr" ile "yok" ve "'ışk" ile "var" arasında düzenli bir leffüneşir görür: aşk vardır, sabır yoktur.

Üçüncü ve dördüncü beyitler feryadı sürdürmeyi öğütler. İnlemeye güç kalmasa da figan bırakılmamalıdır, çünkü sevgili feryada acımasa da ondan hoşlanıyor gibidir. Beşinci beyitte hitap birden sevgiliye döner: zülfü gönül avlamakta çeviktir, elindeki avı kaçırmamalıdır. Altıncı beyit acı bir gerçeği söyler; sevgili âşığın bulunduğu yere uğramadığına göre yol başında beklemek boşunadır.

Avnî adının geçtiği son beyitte, bir hükümdarın kaleminden çıkan en ironik sözlerden biri okunur. Sevgili, Avnî'nin "bî-zer ü müflis", yani altını olmayan, iflas etmiş bir dilenci olduğunu görmektedir ve böyle birine yâr olmaz. Doğan beyti şah ile geda, padişah ile dilenci konusuyla açıklar: güzellik ülkesinin sultanı huzuruna gelen dilenciye dönüp bakmaz. Dünyanın en zengin hükümdarlarından birinin kendini beş parasız bir dilenci olarak çizmesi, ikinci beytteki altın düşkünü sevgili tipiyle birleşince gazele ince bir alay katar.

Kaynakça

  • Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 43, s. 337-339 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 14a). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx

Çevrimiçi kaynaklar