Özgün Metin
Vezin: fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün (remel). Doğan bu gazelin veznini kaydetmemiş; remel tespiti bizimdir.
Murg-i dil her dem ider ol âteşîn ruhsâra meyl
Kim semender lâ-büd ider kande-y-ise nâra meyl
Kûyına ‘azm eylesem devr-i ruhında yok ‘aceb
Ehl-i diller mevsim-i gülde ider gülzâra meyl
Âhum işitdükce rahm ider nigâr ammâ rakîb
Rahm kılmaz bâda itmez çünki seng-i hâra meyl
La‘li devrinde harâbâtîlügüm ‘ayb eylemeñ
Rind olan eyler hemîşe gûşe-i hammâra meyl
‘Avnî asmaz kulağına dürr ü la‘lin ‘âlemüñ
Tûtî-i tab‘ı ider ol şekkerîn-güftâra meyl
Günümüz Türkçesiyle
1. Gönül kuşu her an o ateşli yanağa meyleder; çünkü semender nerede olursa olsun ateşe meyleder.
2. Yanağının devrinde (gül mevsiminde) onun mahallesine gitmeye kalksam şaşılmaz; gönül ehli gül mevsiminde gül bahçesine meyleder.
3. Ahımı işittikçe sevgili acır, ama rakip acımaz; çünkü rüzgâr sert kayaya meyletmez (onu kımıldatamaz).
4. Lâl dudağının devrinde meyhaneciliğimi ayıplamayın; rind olan her zaman meyhanenin köşesine meyleder.
5. Avnî dünyanın incisini ve lâlini kulağına asmaz; tabiatının papağanı o şeker sözlüye meyleder.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazelin her beyti iki mısra arasında bir sebep bağı kurar: ilk mısrada âşığın bir davranışı, ikinci mısrada onu açıklayan genel bir kural yer alır ve kural "meyl" (yönelme, eğilim) rediflerinde toplanır. Kafiye beş beyit boyunca "ruhsâra, nâra, gülzâra, hâra, hammâra, güftâra" kelimelerindeki "-âra" sesinde kalır; vezin remeldir.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla semender efsanesine dayanır. Semender, ateşte yanmadığına, hatta ateş içinde yaşadığına inanılan efsanevî bir hayvandır ve divan şiirinde aşk ateşinde yanmaktan zevk alan âşığın gönlüne benzetilir. Avnî'nin gönül kuşu da sevgilinin ateş renkli yanağına bu yüzden koşar. İkinci beyitte "devr-i ruh", yanağın devri, güzelliğin dillere destan olduğu zamandır; gül mevsiminde gül bahçesine gitmek nasıl doğalsa, yanak devrinde sevgilinin mahallesine gitmek de öyledir.
Üçüncü beyitte üç unsur yan yana gelir. Doğan'ın açıklamasıyla âşığın ahı rüzgârdır; sevgili inceliğiyle bu rüzgârla eğilen bir gül dalı ya da narin bir fidan gibi ahtan etkilenir ve acır; rakip ise iri ve kara bir kaya gibidir, rüzgâr ne kadar sert eserse essin kımıldamaz. "Meyl" kelimesi burada eğilmek anlamıyla da işler: rüzgâr kayayı eğemez.
Dördüncü beyit rindliği savunur. Dudak, kırmızılığı ve sarhoş edici sözlerin kaynağı olduğu için divan şiirinde şaraba ve meyhaneye benzetilir; dudağa gönül veren âşığın meyhaneden ayrılmaması da bu yüzden ayıplanmamalıdır. Mahlaslı beyitte şair kendi sanatına döner. Avnî dünyanın inci ve lâllerini kulağına küpe olarak asmaz; çünkü sevgilinin ağzında daha değerli inci dişler ve lâl dudaklar vardır. "Tûtî-i tab'", şairlik tabiatının papağanı, ancak şeker sözlü sevgiliye yönelir. Doğan burada papağanların şeker yedirilerek konuşturulduğu bilgisine telmih görür ve şairin şiir gücünü yalnız sevgilinin ağzını övmek için kullandığını söylediğini belirtir. Doğan'a göre tasavvufta ağız ve dudak ilahî kelamın ve vahdetin sembolü olduğu için beyit ayrıca şairin şiiri ilahî sırları dile getirmek için yazdığı biçiminde de okunabilir.
Kaynakça
- Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 46, s. 353-355 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 14b). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx
Çevrimiçi kaynaklar






