Özgün Metin

Vezin: mefâilün feilâtün mefâilün feilün (müctes). Bu gazel için neşirde vezin notu bulunmaz; kalıbı taktîle biz belirledik.

Nedür bu hüsn ü şemâil nedür bu hulk-ı cemîl
Ki sende zâhir idüpdür Hudâ-yı Celle Celîl
Yüzüñde zülfüñ eger olmasa ne noksân kim
Çerâğ-ı şemse ne hâcet ger olmaz ise delîl
Niçe ki ‘ömr ile fikr eyledüm gice gündüz
Saçuñdan alımadı bir haber bu fikr-i tavîl
Göñül eşigüñ umar cânın itmedin kurbân
Ne çâre cennete girmege kişi olsa bahîl
Ne ola sabr ile şevk[in]den özge ‘Avnînüñ
Kabûl eyle budur varı ger kesîr ü kalîl

Günümüz Türkçesiyle

1. Nedir bu güzellik ve bu tavırlar, nedir bu güzel huy ki şanı yüce Allah onları sende ortaya çıkarmış?

2. Yüzünde zülfün olmasa ne eksiklik var? Güneş kandilinin fitili olmasa ne ihtiyaç?

3. Ömür boyu gece gündüz ne kadar düşündüysem, bu uzun düşünce saçından bir haber alamadı.

4. Gönül canını kurban etmeden eşiğini umar; kişi cimri olursa cennete girmeye ne çare?

5. Avnî'nin sabrından ve arzusundan başka nesi var? Az da olsa çok da olsa kabul et, onun varı budur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Övülen sevgilinin alışılmadık bir özelliği vardır: saçı yoktur. Matlaın hayranlık sorusundan sonra gelen beyitler bu saçsızlığı işler. Kafiye Arapça "cemîl, Celîl, delîl, tavîl, bahîl, kalîl" kelimelerinin "-îl" sesindedir, redif kullanılmamıştır ve beş beyit müctes bahrinde söylenmiştir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla tasavvufun güzellik anlayışını özetler. Doğan'ın açıklamasıyla bütün varlıklar Allah'ın varlığının yansımalarıdır ve bütün güzellikler onun mutlak güzelliğinin tecellisidir; bilinmek isteyen Allah, sıfatlarını ayna gibi yarattığı varlıklarda göstermiştir. Sevgilinin yüzündeki ve huyundaki güzellik de bu tecellinin bir örneğidir.

İkinci ve üçüncü beyitler gazele özel bir renk verir. Doğan, burada övülen sevgilinin saçları kazınmış biri olduğunu düşünür. Kalender dervişleri, "abdal", "torlak", "cavlak" ya da "ışık" diye de anılır, saç, sakal, bıyık ve kaş gibi bütün tüylerini kazıtırlardı. Şair, saçsızlığın yüze bir eksiklik getirmediğini söyler ve bunu bir benzetmeyle açıklar: güneşin kandili fitile ihtiyaç duymaz. Doğan, "delîl" kelimesinin işaret, belirti anlamının yanında kandil ve mumun ucunda titreyen alev ve fitil için de kullanıldığını Rahmî ve Hayâlî'den verdiği beyitlerle gösterir. Güneşin kandile benzetilmesi Nuh suresindeki "güneşi bir kandil yaptı" ayetine, güneş ile delilin birlikte anılması da Furkan suresindeki "sonra güneşi gölgeye delil kıldık" ayetine telmih yapar.

Üçüncü beyit bu durumla ince bir şaka yapar: âşık ömür boyu düşünmüş, ama "fikr-i tavîl", uzun düşünce, sevgilinin saçından bir haber alamamıştır. Saçın uzunluğu ile düşüncenin uzunluğu arasındaki tenasüp, saçın hiç olmadığını bilen okur için ayrı bir anlam kazanır. Dördüncü beyitte sevgilinin eşiği Kâbe'ye, vuslatı cennete benzer. Kurban kesmeden Kâbe'yi ziyaret anlamsız olduğu gibi can kurban etmeden de eşiğe varılmaz; Doğan "cimriler cennete giremez" mealindeki hadise telmihe dikkat çeker. Son beyitte âşığın serveti sayılır ve sabırla arzudan ibaret kalır. Doğan "sabır" ile "kalîl" (az), "şevk" ile "kesîr" (çok) arasında düzensiz bir leffüneşir görür: arzu çok, sabır azdır.

Kaynakça

  • Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 49, s. 369-372 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 16b). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx

Çevrimiçi kaynaklar