Özgün Metin
Vezin: mefâilün feilâtün mefâilün feilün (müctes). Yazı üzerine kurulan bu gazelin veznini neşir kaydetmez; müctes okuması bize aittir.
Göñül gamını niçe safha-i beyâna yazam
Kalemden od çıkuban korkaram ki yanayazam
Yüzüñle zülfüñi giceyle güne nisbet idüp
Kaşuñla kirpigüñi tîr ile kemâna yazam
Gözüñ ki kasd ide kan dökmege hüsâm okuyam
Müjeñ ki sîneleri çâk ide sinâna yazam
Sirişk seylini deryâlara idem teslîm
Güneş yüzüñ gamını levh-i âsmâna yazam
Cefâñı dûzaha teşbîh eylemiş ‘Avnî
Boyuñla ruhlerüñi Sidr[e] vü cinâna yazam
Günümüz Türkçesiyle
1. Gönlümün gamını açıklama sayfasına nasıl yazayım? Kalemden ateş çıkar da az kalsın yanarım (ya da yanılırım) diye korkarım.
2. Yüzünle zülfünü gece ile gündüze nispet edip, kaşınla kirpiğini yay ile ok diye yazayım.
3. Gözün kan dökmeye niyetlense (keskin olsun diye) hüsâm duası okuyayım; kirpiğin göğüsleri yararken (etkili olsun diye) mızrağına (sinan) yazı yazayım.
4. Gözyaşının selini denizlere teslim edeyim; güneş yüzünün gamını göğün levhasına yazayım.
5. Avnî senin cefanı cehenneme benzetmiş; ben de boyunla yanaklarını Sidre ve cennetler diye yazayım.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Redif "yazam" (yazayım) ve kafiye "beyâna, yana, kemâna, sinâna, âsmâna, cinâna" kelimelerindeki "-âna" sesi, gazeli bir yazı işine dönüştürür: âşık gamını, sevgilinin güzelliğini, gözyaşını ve dualarını yazıya geçirmeye çalışır. Vezni müctes olan beş beytin ilkinde, "yanayazam" kafiyesinde, redif ile kafiye birleşerek yeni bir kelime kurar.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla bir korkuyla açılır: gönüldeki ateşli gam kâğıda yazılırsa kalemin ucundan kıvılcım çıkar ve her şey yanar. Doğan "yana yazmak" sözünün iki anlamına dikkat çeker: "az kalsın yanmak" ve Eski Türkçeden beri kullanılan "şaşırıp yanılmak". Âşık hem yanmaktan hem de gamını yanlış anlatmaktan korkar. İkinci beyit, şairin yazacağı benzetmeleri sıralar: yüz gündüz, zülüf gece, kaş yay, kirpik ok olacaktır; bu beyit, divan şiirinin bilinen benzetmelerinin bir listesi gibidir.
Üçüncü beyit eski bir inanca dayanır. Doğan "hüsâm" kelimesini burada kılıç değil, kılıç, hançer, mızrak gibi silahların keskinliğini artırmak ya da onlardan korunmak için okunan veya üzerlerine yazılan tılsımlı bir dua, "du'â-yı seyf" ya da "hırz-ı yemânî" olarak anlar. Nev'î, Lâmiî, Karamanlı Nizâmî ve Ahmed Paşa'dan verdiği örnekler bu duanın her gün belirli saatlerde okunduğunu, düşmanı etkileyeceğine ve koruyacağına inanıldığını gösterir. Âşık, kanını dökmeye niyetlenen göze bu duayı okuyacak, göğüsleri yaran kirpiğin mızrağına da efsun yazacaktır; yani kendi ölümünü kolaylaştıracaktır. Doğan "Hüsâm" ve "Sinan" kelimelerinin güzel erkek adı olarak da kullanıldığını hatırlatır.
Dördüncü beyit yazının en büyük ölçeğidir. Gözyaşının seli ırmaklarla denize teslim edilir, gam ise göğün levhasına yazılır. Doğan beyitte Kehf suresindeki "Rabbimin sözleri için deniz mürekkep olsa, Rabbimin sözleri tükenmeden deniz tükenirdi" ayetine telmih görür; gözyaşının mürekkebe benzetilmesi de divan şiirinde sık rastlanan bir benzetmedir. Son beyitte Avnî adı üçüncü şahıs olarak geçer: Avnî sevgilinin cefasını cehenneme benzetmiştir, şimdi konuşan "ben" de boyu Sidre ağacına, yanakları cennetlere benzetecektir. Sidre, Necm suresinde anılan, meleklerin ötesine geçemediği sınır ağacıdır; böylece sevgilinin cefası cehennem, güzelliği cennet olur ve gazel öbür dünyanın iki yüzünü yan yana getirir.
Kaynakça
- Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 52, s. 388-392 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 17a). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx
Çevrimiçi kaynaklar






