Özgün Metin

Vezin: fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün (remel). Bu gazelin kalıbı neşirde yazılı değil; remel olarak biz okuduk.

Dolsa ‘âlem tañ degül dûd-ı siyâhumdan benüm
Mihr görmen zerrece gün yüzlü mâhumdan benüm
Niçe pinhân eyleyem ol dilbere ‘âşıkluğum
Pür-durur dîvârı şehrüñ âh şâhumdan benüm
Devlet-i ‘ışkıyla pâyem bir makâma irdi kim
Şânumı anlar görenler ‘izz ü câhumdan benüm
Hâk-i pây-i yâr tâcum kûy-i dilber mesnedüm
Reşk ider Cemşîd ü Cem taht ü külâhumdan benüm
Hayl-i ‘ışkı şâh-râh-ı gamda kılsam germ-rev
Çeşm-i encüm kuhl ider gerd-i sipâhumdan benüm
‘Avnîyâ bir hâle irdüm derd-i hecr-i yâr ile
‘İbret alur niçeler hâl-i tebâhumdan benüm

Günümüz Türkçesiyle

1. Benim kara ahımın dumanıyla dünya dolsa şaşılmaz; güneş yüzlü ayımdan zerre kadar sevgi (ya da güneş) görmem.

2. O dilbere âşıklığımı nasıl gizleyeyim? Şehrin duvarları o şahım yüzünden çektiğim ahla doludur.

3. Onun aşkının devletiyle rütbem öyle bir makama erişti ki, görenler şanımı izzetimden ve mevkiimden anlar.

4. Sevgilinin ayak toprağı tacım, dilberin mahallesi tahtımdır; Cemşid ile Cem benim tahtımı ve külahımı kıskanır.

5. Aşk ordusunu gam ana yolunda hızla yürütsem, yıldızların gözü askerimin tozunu sürme diye çeker.

6. Ey Avnî, sevgiliden ayrılık derdiyle öyle bir hâle düştüm ki, nice kimse benim perişan hâlimden ibret alır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Altı beytin hepsi "benüm" redifiyle biter ve her beyitte âşık kendinden söz eder: ahı, aşkı, makamı, tahtı, ordusu, hâli. Kafiye "siyâhumdan, mâhumdan, şâhumdan, câhumdan, külâhumdan, sipâhumdan, tebâhumdan" kelimelerinin "-âhumdan" hecesine düşer; beyitler remelle ölçülmüştür. Üçüncü, dördüncü ve beşinci beyitler, divandaki saltanat dilinin en yoğun kullanıldığı bölümlerden birini oluşturur.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bir tevriyeye dayanır. "Mihr" hem sevgi hem güneş demektir. Birinci okumada âşık, ay gibi sevgiliden zerre kadar sevgi görmediği için ahının kara dumanı dünyayı doldurur. Doğan'ın gösterdiği ikinci okumada ahın dumanı göğü kaplayıp gündüzü geceye çevirir; gecede güneş görünmez, sevgilinin ay gibi yüzü ortaya çıkar.

İkinci beyit bir âdete dayanır. Doğan'ın açıkladığına göre âşıklar çektikleri ıstırabın işareti olarak şehrin kapılarına ve duvarlarına "âh", "vâh", "âh mine'l-aşk" gibi sözler yazar, bunları levha olarak da asarlardı; "âh" kelimesi bazen ağlayan iki göz biçiminde çizilirdi. Şehrin duvarları âşığın ahlarıyla dolu olunca aşk artık gizlenemez.

Üçüncü ve dördüncü beyitler birbirini tamamlar. Aşk güçlü bir devlettir ve âşık bu devlette en yüksek makama, saltanata erişmiştir; "devlet", "pâye", "makâm", "şân", "'izz ü câh" kelimeleri bir devlet teşkilatının dilidir. Bu saltanatın tacı sevgilinin ayak toprağı, tahtı da onun mahallesidir; âşık hep başında olsun istediği toprağı taç, ayrılmak istemediği mahalleyi taht sayar. İran mitolojisinin hükümdarları, şarabı bulduğu anlatılan Cem ve onunla bazen karıştırılan Cemşid, bu tahtı kıskanır. Beşinci beyit bir sefer sahnesidir: aşk ordusu gam yolunda hızla yürüdüğünde ayaklarından kalkan toz göğe çıkar ve yıldızlar onu göz sürmesi olarak kullanır. Gerçek seferleri yöneten bir hükümdarın aşkın ordusunu yürütmesi, bu beyte ayrı bir canlılık verir. Son beyit ise bütün bu saltanatın öbür yüzüdür: ayrılık derdiyle harap olan âşık, başkalarına ibret olacak bir hâle düşmüştür.

Kaynakça

  • Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 51, s. 383-385 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 16b). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx

Çevrimiçi kaynaklar