Özgün Metin

Vezin: fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün (remel). Vezin bilgisi neşirde yer almaz; kalıbı biz tarttık.

Hâk-i pây-i yârdur bu gözlerüm pür-nûr iden
Cevr-i dilberdür dem-â-dem hâtırum mesrûr iden
Nâvek-i dil-dûzdur cân mülkin âbâd eyleyen
Hançer-i dildârdur dil hânesin ma‘mûr iden
Gün gibi hüsnüñ seni ‘âlemde meşhûr eyledi
Beni ‘ışkuñdur cihân içinde hem meşhûr iden
Zülf-i şeb-rengüñ firâkıdur perîşân-hâl idüp
Gözlerüme ‘âlemüñ rûşenliğin deycûr iden
Gözü yaşıyla yazar sürhî yerini dem-be-dem
‘Avnîyâ eş‘âruñı levh-i dile mestûr iden

Günümüz Türkçesiyle

1. Gözlerimi nurla dolduran sevgilinin ayağının toprağıdır; hatırımı her an sevindiren dilberin eziyetidir.

2. Can ülkesini bayındır eden gönül delici oktur; gönül evini mamur eden sevgilinin hançeridir.

3. Gün gibi güzelliğin seni dünyada meşhur etti; beni de dünyada meşhur eden (dillere düşüren) senin aşkındır.

4. Beni perişan hâle sokup gözlerime dünyanın aydınlığını karanlık eden, gece renkli zülfünün ayrılığıdır.

5. Ey Avnî, şiirlerini gönül levhasına yazanlar, kırmızı (sürh) yazılacak yerleri her an gözyaşıyla yazar.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Redif "iden" (eden) bir sıfat-fiildir ve her beyit "şu şeyi yapan şudur" diye bir tanım verir. Kafiye "pür-nûr, mesrûr, ma'mûr, meşhûr, deycûr, mestûr" kelimelerinin "-ûr" sesindedir; otuz üçüncü gazelin kafiyeleriyle büyük ölçüde örtüşür ve iki gazel benzer bir yoldan gider: orada da göz eşik toprağıyla nurlanmış, gönül cefa mimarının eliyle imar edilmişti. Kalıp remeldir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla sürme benzetmesiyle açılır: sevgilinin ayak toprağı göze ışık veren bir sürmedir; âşık eşiğe yüz sürdükçe bu toprak gözünün nurunu artırır. İkinci mısrada sevgilinin eziyeti hatırı sevindirir. İkinci beyitte iki silah iki ayrı işi görür. Gamze oku, ucundaki su verilmiş çelik temreniyle suyu çağrıştırır; aşk ateşiyle yanmış can toprağını sular ve bayındır kılar. Hançer ise gönül evini mamur eder. Doğan bu ikinci mısrada eski bir âdete telmih görür: kahvelerde, dükkânlarda ve evlerde duvarlara içinde tılsımlı dualar bulunan Zülfikar resimleri asılır, Hz. Ali'nin çatal dilli kılıcının resminin binayı yangından ve depremden koruduğuna inanılırdı. Doğan, XVI. yüzyıl şairi Zâtî'nin "Üstine yazdum anun 'lâ seyfe illâ Zülfikâr' / Şekl-i gamzen dâr-ı dilde eyledüm peydâ Alî" beytini de örnek verir ve Avnî'nin beytinin bu âdetin XV. yüzyılda da bilindiğini gösterdiğini belirtir.

Üçüncü beyit iki ünü karşılaştırır: sevgiliyi güzelliği, âşığı aşkı meşhur etmiştir; ama âşığın ünü bir rüsvaylıktır. Dördüncü beyitte gece renkli zülfün ayrılığı, dünyanın aydınlığını âşığın gözünde karanlığa çevirir; "deycûr" zifiri karanlık gece demektir. Son beyitte söz şairin kendi şiirlerine gelir. Eskiden kitapların bölüm başlıkları ve önemli yerleri "sürh", yani kırmızı mürekkeple yazılırdı. Avnî'nin şiirlerini gönül levhalarına yazan âşıklar, kırmızı yazılacak yerler için mürekkep kullanmaz, kanlı gözyaşlarını kullanır. Doğan "gözyaşı", "sürhî" ve kan anlamına da gelen "dem" kelimelerinin kırmızı renk üzerinden tenasüp kurduğunu belirtir. Beyit, şairin kendi şiirinin âşıklar arasında okunup ezberlendiğini söyleyen bir övünmedir.

Kaynakça

  • Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 63, s. 454-456 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 20a). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx

Çevrimiçi kaynaklar