Özgün Metin

Vezin: fâilâtün feilâtün feilâtün feilün (remel). Neşirde vezne dair bir not yok; mısraları biz ölçtük.

Bilmezem ne didi ol dilbere ağyâr yine
Kıldı bünyâd-ı cefâ ol büt-i ‘ayyâr yine
Gördüm ol dilberi kûyında ider seyr didüm
Zînet olmış gül ile gûşe-i gülzâr yine
Şehr içinde çü revân oldı revân ben de didüm
Fitne-y-ile pür olur kûçe vü bâzâr yine
Tarf-ı burka‘ götürüp ‘arz-ı cemâl eyler ise
Şehri nûr ide gibi âteş-i ruhsâr yine
Gamzesi tîğine tâkat getürimez kimse
Nakd-i cân virmek ile ‘Avnî harîdâr yine

Günümüz Türkçesiyle

1. Bilmem ağyar o dilbere ne dedi; o hilekâr put yine cefa binası kurdu.

2. O dilberi mahallesinde gezerken gördüm, dedim: gül bahçesinin köşesi yine gülle süslenmiş.

3. Şehirde can (ruh) gibi akıp yürüyünce ben de hemen dedim: sokak da çarşı da yine fitneyle dolar.

4. Peçesinin ucunu kaldırıp güzelliğini gösterirse, yanağının ateşi yine şehri nura boğacak gibi olur.

5. Hiç kimse gamzesinin kılıcına dayanamaz (ya da onu satın alacak gücü bulamaz); Avnî ise can nakdini vererek yine ona müşteridir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

"Yine" redifi her beyitte bir tekrarı haber verir: sevgili yine cefa kurmuş, bahçe yine süslenmiş, çarşı yine fitneyle dolmuş, şehir yine aydınlanmış, Avnî yine müşteri olmuştur. Kafiye "ağyâr, 'ayyâr, gülzâr, bâzâr, ruhsâr, harîdâr" kelimelerinin "-âr" sesindedir. Vezin bakımından elli dördüncü gazelle aynı mahbun remel kalıbındadır.

Anlam ve Söz Sanatları

Matlada sevgili, ağyarın, yani başkalarının sözüne uyup yine "bünyâd-ı cefâ", cefa binası kurmuştur. Doğan sevgilinin cefa mimarı olarak anılmasının otuz üçüncü ve elli yedinci gazellerde de görüldüğünü belirtir; "büt-i 'ayyâr" (hilekâr put) sıfatı ise güzelliğin aldatıcılığını vurgular. İkinci beyitte sevgilinin mahallesinde dolaşması, gül bahçesinin bir köşesinin güllerle süslenmesine benzer.

Üçüncü beyit Doğan'ın uzunca yorumladığı bir beyittir. "Revân" kelimesi beyitte iki kez geçer: ilki "akıp gitmek", ikincisi "hemen" anlamındadır. Divan şiirinde sevgili "rûh-ı revân", akıp giden can diye anılır, çünkü işvesi ve inceliğiyle ruh gibi latiftir ve ırmak gibi salınarak yürür. Doğan, "revân" ile "fitne" kelimelerinin birlikte kullanılmasında daha derin bir anlam görür: "revân" ruh demektir, ruh da Allah'ın Meryem'e üflediği ruh olan İsa'yı hatırlatır; İsa'nın kıyamete yakın gökten ineceğine inanılır ve "fitne" de kargaşanın yanında kıyamet anlamına gelir. Bu okumaya göre sevgili şehirde ruh gibi yürüyünce insanlar İsa'nın indiğini, kıyametin yaklaştığını sanacak ve çarşıda kargaşa çıkacaktır.

Dördüncü beyit güneşin doğuşunu hatırlatır: sevgili peçesinin ucunu kaldırıp kırmızı ve parlak yanağını gösterince, ufuktan doğan güneş gibi şehri ışığa boğar. Son beytin oyunu bir deyim üzerinedir. "Tâkat getirmek" sözlükte dayanmak demektir, ama gündelik dilde bir şeyi satın alabilecek gücü olmayı da anlatır. Kimse sevgilinin gamze kılıcına dayanamaz, kimse onu satın alacak parayı bulamaz; Avnî ise bedel olarak canını vererek yine o kılıcın müşterisi olur.

Kaynakça

  • Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 65, s. 470-472 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 20b). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx

Çevrimiçi kaynaklar