Özgün Metin

Vezin: fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün (remel). Remel tespiti neşre değil bize dayanır; Doğan kalıbı yazmaz.

Gamzeler tîrini doldurmış kaşı kurbânına
Dil nişân olmak diler beñzer susadı kanına
Kıymet olmaz dilberüñ gerçi metâ‘-ı vaslına
Dil harîdâr olur anuñ bakmayup hicrânına
İşlesün kâfir gözüñ ne sığar ise dînine
Eylesün şîrîn lebüñ ne lâyık ise şânına
Âb-ı Kevserle hayât âbına kalmaz ihtiyâc
İrse ger la‘lüñ tabîbi haste-dil dermânına
Şöyle tenhâdur bu mihnet-hâne-i hecr içre kim
Gussa vü gamdur gelen her gice ‘Avnî yanına

Günümüz Türkçesiyle

1. (Sevgili) gamze oklarını kaşının sadağına doldurmuş; gönül hedef olmak ister, sanki kendi kanına susamış.

2. Dilberin vuslat malına değer biçilemese de, gönül onun "hicrân"ına (ayrılığına, kumaşındaki yırtığa) bakmadan alıcı olur.

3. Kâfir gözün dinine ne sığıyorsa onu işlesin; tatlı dudağın da şanına ne yaraşıyorsa onu yapsın.

4. Senin lâl dudağının hekimi hasta gönlün dermanına erişirse, ne Kevser suyuna ne de âb-ı hayata ihtiyaç kalır.

5. Bu ayrılık mihnethanesi öyle tenhadır ki, her gece Avnî'nin yanına gelen yalnız tasa ve gamdır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Birinci beyitteki bir kelime yazmada yanlış yazılmıştır: Ali Emîrî nüshasında "tîğını" (kılıcını) yazar, ama Doğan, hedefe kılıç değil ok atılacağı için bunu yanlış bulur ve "tîrini" (okunu) okur. Redif "-ına / -ine" yönelme ekidir, kafiye "kurbân, kan, hicrân, dîn, şân, dermân, yan" kelimeleri üzerinde gevşek biçimde "-ân" sesine dayanır ve beş beyit remel bahrindedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla, bugün unutulmuş bir kelime anlamına dayanır. Doğan'ın açıkladığı gibi divan şiirinde ok, yay, kılıç, kirpik ve kaşla birlikte geçen "kurbân", kesilen kurban değil, yayın kılıfı, okun sadağı ve kılıcın kınıdır; kelime "yaklaşmak" anlamındaki Arapça köke dayanır. Şairler bu anlamı kastedip kesilen kurban anlamıyla da bir iham-ı tenasüp kurarlar. Avnî'nin beytinde gamze ok, gözün hemen üstündeki kavisli kaş da bu okların doldurulduğu sadaktır. Âşığın gönlü hedef olmak ister ve kurban kelimesinin ikinci anlamı bu isteği bir kurban olma isteğine dönüştürür.

İkinci beyit de bir unutulmuş anlamla kurulur. "Hicrân" ayrılık demektir, ama değerli kumaşlardaki kesik ve yırtık için de kullanılırdı; böyle kusurlu kumaşa "hicrânlı" denirdi. Doğan, âşığın yaralı bedenini hicranlı bir derviş hırkasına benzeten Zâtî beytini de örnek verir. Avnî'de sevgilinin vuslatı değeri ölçülemez bir kumaştır; âşıklara çektirdiği ayrılık yüzünden bu kumaşta kesikler oluşmuştur, ama gönül bu kusura bakmadan onu satın alır.

Üçüncü beyit sevgilinin göz ile dudağını iki ayrı dine benzetir. Göz, karalığı, sarhoşluğu ve kan dökmesi yüzünden "kâfir"dir; dudak ise yok denecek kadar küçükken söz söylemesi ve bir sözle âşıkları diriltmesiyle İsa'ya benzer. Şair ikisinin de kendi dininin gereğini yapmasını ister: göz öldürsün, dudak diriltsin. Dördüncü beyitte dudak bir hekimdir; cennetteki Kevser havuzu ile Hızır'ın bulduğu ölümsüzlük suyu bu hekimin yanında gereksiz kalır. Son beyitte bir yalnızlık sahnesi kurulur. Ayrılık bir mihnet evidir ve o kadar tenhadır ki her gece Avnî'nin yanına gelen konuklar yalnızca tasa ve gamdır; Doğan'ın belirttiği gibi bu beyit yirmi birinci gazelin şerhinde de aynı yalnızlığın örneği olarak anılır.

Kaynakça

  • Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 66, s. 475-478 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 20b). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx

Çevrimiçi kaynaklar