Özgün Metin
Vezin: mefâîlün mefâîlün mefâîlün mefâîlün (hezec). Mecmualardan derlenen metnin veznini neşir bildirmez; hezeci biz belirledik.
İreli cân kulağına senüñ ‘ışkuñ nidâsından
Urup lebbeyk işigüñde tavâf eyler safâsından
Perîşân zülfüñi gören meger kim miske beñzetmiş
Yüzi kara olup kaçdı Hatâya ol hatâsından
Seherde bülbüle sordum niçün feryâd idersün sen
Niyâz eylerem Allah’a rakîbüñ iftirâsından
Mahalleñ iti incidür beni bilmezlige urup
Ne müşkildür cefâ irmek kişiye âşnâsından
Firâkuñ odı cânumı yakar rahm eylemez baña
Şehenşâha ne gam yansa fakîrüñ bûriyâsından
Benüm sen şâh-ı meh-rûya kul olmak iledür fahrüm
Gedâ-yı dilber olmak yeg cihânuñ her safâsından
‘Aceb mi olsa ger ‘Avnî cihân sultânları hânı
Ki düşdi üstine sâye senüñ destüñ hümâsından
Günümüz Türkçesiyle
1. Senin aşkının çağrısı can kulağına erişeli, (can) eşiğinde "lebbeyk" deyip o safadan tavaf eder.
2. Dağınık zülfünü gören (onu) miske benzetmiş olmalı; misk de bu hatasından yüzü kara olup Hıta'ya kaçtı.
3. Seher vakti bülbüle sordum: "Sen niçin feryat edersin?" (Dedi:) "Rakibin iftirasından Allah'a yalvarırım."
4. Mahallenin iti beni tanımazdan gelip incitir; insana tanıdığından cefa gelmesi ne zordur.
5. Ayrılığının ateşi canımı yakar, bana acımaz; fakirin hasırı yansa şahlar şahına ne gam?
6. Benim övüncüm, sen ay yüzlü şaha kul olmaktır; dilberin dilencisi olmak dünyanın her safasından yeğdir.
7. Avnî dünya sultanlarının hanı olsa şaşılır mı? Çünkü üstüne senin elinin hümasının gölgesi düştü.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Millet Kütüphanesi'ndeki ana nüshada bulunmayan gazeli üç ayrı kaynak korumuştur; Doğan metni bunlardan derler: Eğirdirli Hacı Kemâl'in Câmiü'n-Nezâir adlı nazire mecmuası (vr. 277b), Ali Emîrî'nin kopyası (Manzum 530, vr. 41a) ve Edirneli Nazmî'nin Nuruosmaniye Kütüphanesi'ndeki Mecmaü'n-Nezâir'i (nr. 4915, vr. 318a). Câmiü'n-Nezâir beşinci beyitten sonra bir beyit daha verir: "Senüñ 'ışkuñda cân fânî olursa gam degül şâhâ / Bekâdur âşıka lezzet ne hazzı var safâsından". Doğan bu beyti öteki iki kaynakta bulunmadığı ve kafiyesi tekrar ettiği için metne almamıştır. Birinci beytin ikinci mısraını Saffet Sıtkı "Olur lebbeyk işi gökde" diye okumuş, Kemal Edip Ünsel de bu yanlışı tekrarlamıştır.
Redif "-dan" ekidir; kafiye "nidâsından, safâsından, hatâsından, iftirâsından, âşnâsından, bûriyâsından, hümâsından" kelimelerinde "-âsından" sesindedir. Yedi beyit, hezecin dört "mefâîlün"den kurulu kalıbını izler.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla hac ibadetinin diliyle kurulur. "Lebbeyk", Allah'ın çağrısına cevap veren kulun "buyur Rabbim, işte geldim" anlamındaki sözüdür ve hacılar Kâbe'yi tavaf ederken bunu yüksek sesle tekrarlar. Doğan, hacca gitmeden önce insanlara manevî bir çağrı yapıldığı inancını hatırlatır; âşığın canı da aşkın çağrısını duyduğundan beri sevgilinin eşiğini bir Kâbe gibi tavaf eder. İkinci beyit bir hüsnütalil ve cinastır. Misk, Asya'nın yüksek dağlarındaki misk ahusundan elde edilir ve bu ahunun yurdu Çin'in kuzeyi ile Türkistan arasındaki Hıtâ (Hatâ) bölgesidir. Şair miskin orada bulunuşunu bir utançla açıklar: sevgilinin zülfüne benzetilmeye kalkan misk, bu "hatâ"sından ötürü yüzü kara olup Hıtâ'ya kaçmıştır. "Hatâ" (yanlış) ile "Hıtâ" (ülke adı) yazılışta aynıdır; zülüf, misk ve yüz karası da siyah renk üzerinden tenasüp kurar.
Üçüncü beyit seher vaktinde edilen duaların kabul olunduğu inancına dayanır; bülbül rakibin, yani gülün dikeninin iftirasından korunmak için Allah'a yalvarır. Dördüncü beyitte rakipler mahallenin köpekleridir; âşık sürekli sevgilinin evi çevresinde dolaştığı için onlarla tanışık olmuştur, ama onlar yine de onu tanımazdan gelip incitir. Beşinci beyit eski bir şikâyet âdetine telmih yapar. Doğan'ın Ahmet Talât Onay'dan aktardığına göre zulme uğrayan halk, padişahların ve devlet büyüklerinin geçeceği yol üstünde başında ot ya da hasır yakarak durur, böylece dikkati çekip derdini anlatırdı; Doğan bu âdete telmih yapan Hâletî, Mesîhî ve Hâmî beyitlerini de verir. Avnî'nin beytinde ayrılık ateşi âşığın canını yakar, ama şahlar şahı fakirin hasırının yanmasına aldırmaz. Şikâyetçilerin karşısındaki padişahın bu kez kendini şikâyetçi yerine koyması beyte ayrı bir anlam katar.
Altıncı ve yedinci beyitler saltanat diliyle biter. Âşığın övüncü ay yüzlü şaha kul olmaktır; dilberin dilencisi olmak dünyanın bütün zevklerinden yeğdir. Son beyitte hüma kuşu belirir: Kaf dağında yaşayıp çok yükseklerden uçtuğuna inanılan bu "devlet kuşu"nun gölgesi kimin başına düşerse o kişi padişah olurdu. Sevgilinin eli bir hümadır ve gölgesi Avnî'ye düştüğü için onun dünya sultanlarının hanı olmasına şaşılmamalıdır. Doğan beyitteki "dest"i (el) Allah'ın yardım ve inayetinden kinaye sayar ve Avnî'nin saltanatının gücünü Allah'ın yardımına bağlayarak imanlı bir hükümdarın tevazuunu gösterdiğini söyler. "Avnî" mahlasının da "yardım" anlamındaki "avn"dan geldiği hatırlanırsa, beyit şairin adıyla saltanatını aynı yardım fikrinde birleştirir.
Kaynakça
- Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 64, s. 460-464 (Millet 305'te yok; Câmiü'n-Nezâir vr. 277b, Ali Emîrî kopyası (Manzum 530) vr. 41a, Nazmî, Mecmaü'n-Nezâir (Nuruosmaniye 4915) vr. 318a). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx
Çevrimiçi kaynaklar






