Özgün Metin

Vezin: fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün (remel). Bu gazelin veznini Doğan yazmaz; remeli biz bulduk.

Kasd-ı cânum eyleyüpdür yine hicrân var ise
Hey müselmânlar demidür baña dermân var ise
Yine sevdâyî göñül haylî perîşândur bu gün
Sünbülini dağıdupdur ol perî-şân var ise
Öldügüm bilüp mahalleñ itleri feryâd idüp
Beni ağlar cem‘ olup bir yire yârân var ise
Sen dür-i meknûn firâkında gözüm yaşın görüp
Baña taklîd idüp ağlar ebr-i nîsân var ise
Yüzüñe ‘âşık olana münkir imiş dôstum
Zâhidüñ göñlinde yokdur nûr-ı îmân var ise
Ol şeh-i hüsn ü cemâle çün kul olduñ ‘Avnîyâ
Saña olmışdur müsellem mülk-i ‘Osmân var ise

Günümüz Türkçesiyle

1. Ayrılık galiba yine canıma kastetmiştir; hey Müslümanlar, bana bir derman varsa tam zamanıdır.

2. Sevdalı gönül bugün yine pek perişandır; galiba o peri sümbül saçlarını dağıtmıştır.

3. Mahallenin itleri öldüğümü sanıp feryat ediyor (sevinçle havlıyor); galiba (eğer varsa) dostlar da bir yere toplanıp bana ağlıyor.

4. Sen gizli inci (dür-i meknûn) ayrılığında gözümün yaşını görüp galiba nisan bulutu da beni taklit ederek ağlıyor.

5. Dostum, zahit senin yüzüne âşık olanı inkâr edermiş; galiba gönlünde iman nuru yoktur.

6. Ey Avnî, o güzellik ve cemal şahına kul olduğun için galiba Osman'ın mülkü (Osmanlı ülkesi) sana teslim edilmiştir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazelin redifi "var ise" iki anlamla çalışır: sözlük anlamıyla "eğer varsa" demektir, ama Doğan'ın açıkladığı gibi "galiba, herhâlde" anlamını da taşır. Şair birinci anlamı yalnızca matlaın ikinci mısraında, "bana bir derman varsa" sözünde kullanır; öteki beyitlerde redif "galiba" anlamına geçer. Üçüncü beyitte ise iki anlam birlikte çalışır: dostlar galiba ağlıyordur, ama "eğer bir dostum kaldıysa". Kafiye "hicrân, dermân, perî-şân, yârân, nîsân, îmân, 'Osmân" kelimelerinin "-ân" sesindedir. Gazel remelle yazılmış altı beyittir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bir yardım çağrısıdır: ayrılık yine âşığın canına kastetmiştir ve Müslümanlardan derman istenir. İkinci beyitte gönlün perişanlığı sevgilinin sümbül saçlarını dağıtmasına bağlanır; "perî-şân" kafiyesi "perişan" kelimesiyle oynar, peri ile perişanlık aynı sesi paylaşır. Üçüncü beyit ince bir alay taşır. Mahallenin itleri, yani rakipler, âşığın öldüğünü sanıp feryat etmektedir; Doğan bu feryadı sevinçle havlamalarından kinaye sayar. Dostlar ise bir yerde toplanıp ağlıyordur, tabii eğer bir dost kaldıysa. Dördüncü beyitte "dür-i meknûn", sedefin içinde saklı inci, sevgilidir; nisan bulutu âşığın ağlayışını taklit ederek yağmur döker.

Beşinci beyit zahidi yine eleştirir: sevgilinin yüzüne âşık olanları yadırgayan zahidin gönlünde iman nuru yoktur. Divan şiirinde sevgilinin yüzü ilahî güzelliğin aynası sayıldığı için, ona duyulan aşkı inkâr etmek bu okumaya göre imansızlığın işaretidir.

Tarihî Bağlam

Divanda bu son beytin ayrı bir yeri vardır, çünkü Fâtih burada kendi devletini adıyla anar: "mülk-i 'Osmân", yani Osman'ın mülkü, Osmanlı ülkesi. Avnî, o güzellik ve cemal şahına kul olduğu için Osmanlı ülkesinin kendisine teslim edildiğini, "müsellem" kılındığını söyler. Doğan "şeh-i hüsn ü cemâl"i bütün güzelliklerin mutlak sahibi olan Allah olarak okur ve beyitte bir cihan hükümdarının, saltanatının tek sebebini Allah'a gönülden kul olmasında gören imanını görür. Beyit bir aşk beyti olarak da okunabilir: sevgiliye kul olan âşık, bunun karşılığında bir ülkenin sahibi olmuştur. Hangi okuma seçilirse seçilsin, divanda şairin tahtını ve devletini adıyla andığı tek yer bu maktadır; on dördüncü gazeldeki "Sitanbul şâhı" ifadesiyle birlikte Fâtih'in şiirinde kendi hükümdarlığına yaptığı en açık göndermelerdendir.

Kaynakça

  • Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 67, s. 482-484 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 21a). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx

Çevrimiçi kaynaklar