Özgün Metin

Vezin: fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün (remel). Kalıbın adını neşir vermez; remeli mısraları ölçerek bulduk.

Yime dilberler gamın ey dil ki zâr eyler seni
Ger ‘azîz-i ‘âlem iseñ dahi hâr eyler seni
Ger siyeh kâküllerüñ sevdâsın eylerseñ heves
‘Âlem içinde perîşân-rûzgâr eyler seni
Yüz sürem bir şehsüvâruñ atı izine dime
Dahi gerdine irişmedin gubâr eyler seni
Dir imişsüñ yoluma cân virene rahm eylerem
Bu söz ehl-i hüsn içinde şerm-sâr eyler seni
Eşk-i sîm ü rûy-i zerdin yoluña harc eyleyüp
‘Avnî bir gün dôstum kendüye yâr eyler seni

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey gönül, dilberlerin gamını yeme, seni inletir; dünyanın en azizi de olsan seni hor eder.

2. Eğer kara kâküllerinin sevdasına heves edersen, dünyada seni perişan hâlli eder.

3. "Bir usta binicinin atının izine yüz süreyim" deme; daha onun tozuna erişmeden seni toz eder.

4. "Yoluma can verene acırım" dermişsin; bu söz seni güzellik ehli arasında utandırır.

5. Ey dostum, Avnî gümüş gözyaşını ve sarı (altın) yüzünü yoluna harcayıp bir gün seni kendine yâr eder.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

"Eyler seni" redifi bir uyarının sesini taşır: dilber gamı seni inletir, sevda seni perişan eder, usta binici seni toz eder, söz seni utandırır; ancak maktada redif tersine döner ve Avnî'nin sevgiliyi kendine yâr edeceğini söyler. Kafiye "zâr, hâr, rûzgâr, gubâr, şerm-sâr, yâr" kelimelerinin "-âr" sesindedir. Remelle söylenmiş beş beytin ilk üçü gönle yönelmiş bir öğüttür, son ikisi sevgiliye döner.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bir tevriye taşır. "Dilberler gamı" yakın anlamıyla sevgili yüzünden çekilen derttir; Doğan uzak anlamıyla esrarı da anlattığını belirtir. "Zâr" (zayıf, inleyen) ve "hâr" (hor, değersiz) kelimeleri bu ikinci anlamla tenasüp kurar: esrar düşkünleri yemeden içmeden kesilip zayıflar ve eski anlayışta itibar kaybeder. Divanın yirmi dokuzuncu ve otuz ikinci gazellerinde de Doğan benzer çağrışımlar görmüştü. İkinci beyitte kara kâküllerin sevdası âşığı perişan eder; "rûzgâr" kelimesinin rüzgâr anlamı, dağınık saçlarla perişanlığı birbirine bağlar.

Üçüncü beyit Doğan'ın tasavvufî bir okuma önerdiği beyittir. Klasik şiirde Tanrı, güneş, padişah ve sevgili bir dörtlü oluşturur; bunlar birbirine benzetilir ve sık sık birbirinin yerine kullanılır. "Şehsüvâr", usta binici, burada güzellerin padişahı olan sevgilidir, ama güneş ile zerre ilişkisi üzerinden Tanrı'yı ve güneşi de çağrıştırır. Eskiler, güneşin ısıttığı havada yükselen tozların güneşe doğru koştuğunu düşünür, tasavvuf da bunu ilahî cezbeye kapılan sâlikin Tanrı'ya yükselişine benzetirdi. Sevgilinin atının ayak toprağına yüz sürmek ise o toprağı göz sürmesi saymaktır; Doğan sürmenin görme gücünü artırdığına, hatta bazı sürmelerin olağanüstü şeyleri gösterdiğine inanıldığını hatırlatır. Bu okumaya göre beyit, Tanrı yoluna baş koyan kişinin daha niyet eder etmez, zerrenin güneşe çekilişi gibi, O'na doğru yükseltileceğini söyler. Yüzeyde ise uyarı açıktır: usta binicinin izine yüz sürmeye kalkan, daha toza erişmeden kendisi toz olur.

Dördüncü beyit iki türlü okunur, çünkü "ehl-i hüsn" hem güzeller hem güzellikten anlayanlar, yani âşıklar demektir. İlk okumada, âşıklara eziyet etmek şanından olan güzeller, merhamet gösteren sevgiliyi kınar ve o utanca düşer. İkinci okumada sevgili, söz verdiği merhameti yerine getiremeyip âşıklara vuslatı tattırmazsa sözünü tutamamanın utancını yaşar. Son beyitte Avnî'nin umudu, divanın sık kullandığı bir benzetmeye yaslanır: gözyaşı gümüş, sararmış yüz altındır; Avnî bu serveti sevgilinin yoluna harcayarak bir gün onu kendine yâr edecektir. Redif, öteki beyitlerdeki tehditkâr anlamından burada bir umuda geçer.

Kaynakça

  • Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 71, s. 511-515 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 21b). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx

Çevrimiçi kaynaklar