Özgün Metin

Vezin: mefâîlün mefâîlün mefâîlün mefâîlün (hezec). Neşir vezin kaydı düşmemiştir; hezec tespiti tarafımızca yapılmıştır.

Gör ol Türk-i Hıtâyî nûş kılmış câm-ı sahbâyı
Salar dil milketine türktâz-ı katl ü yağmâyı
Ruhı nâzüklük ile yele virmiş güller evrâkın
Kadi çâpüklük ile hâke salar serv-i ra‘nâyı
Lebinden bûse men‘ine çekerken gamzesi hançer
Kaçan mümkin-durur dilden giçürmek bu temennâyı
Behâr-ı ‘ârız-ı dilberde tâze güller açılmış
İderse n’ola bülbül gibi ‘âşıklar temâşâyı
‘Aceb mi muğ-beçenüñ la‘l-i cân-bahşına cân virsem
Ki bu deyr-i kühenden taşra salmışdur Mesîhâyı
Harâbât ehlinüñ yanında çün bir cür‘aya degmez
Yeridür âteşe salsam libâs-ı zühd ü takvâyı
Niçe pinhân idem kim âteş-i ‘ışk u mey-i rûşen
Kılur izhâr çâk-ı sîneden her sırr-ı ahfâyı
Çıkar câm-ı Cemi ‘Avnî hazîneñden temâşâ kıl
Eger bilmek murâduñsa ke-mâ-hî kâr-ı dünyâyı

Günümüz Türkçesiyle

1. Şu Hıtâlı Türk'e bakın; kızıl şarap kadehini içmiş, gönül ülkesine öldürme ve yağma akını salar.

2. Yanağı incelikte gül yapraklarını yele vermiş; boyu çeviklikte alımlı serviyi toprağa salar.

3. Dudağından öpücüğü engellemek için gamzesi hançer çekerken, bu dileği gönülden geçirmek ne zaman mümkündür?

4. Dilberin yanağının baharında taze güller açılmış; âşıklar bülbül gibi seyre dalarsa ne olur?

5. Muğbeçenin can bağışlayan lâl dudağına can versem şaşılır mı? O (dudak) Mesih'i bu köhne kiliseden dışarı salmıştır.

6. Zühd ve takva elbisesi harabat ehlinin yanında bir yudum şaraba değmediğine göre, onu ateşe atsam yeridir.

7. Aşk ateşi ve parlak şarap her gizli sırrı göğsün yırtığından açığa vurduğuna göre, nasıl gizleyeyim?

8. Ey Avnî, dünyanın işini olduğu gibi bilmek istersen, hazinenden Cem'in kadehini çıkar da seyret.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel bir akın sahnesiyle açılır, bahar ve meyhane tablolarından geçer ve hükümdarın hazinesindeki efsanevî bir kadehle kapanır. Sekiz beyitle divanın en uzunlarından biridir. Kafiye "sahbâyı, yağmâyı, ra'nâyı, temennâyı, temâşâyı, Mesîhâyı, takvâyı, ahfâyı, dünyâyı" kelimelerinin "-âyı" sesindedir, redif yoktur; kalıp dört "mefâîlün"lü hezectir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bir Türk sevgilinin akınıdır. Doğan, Ahmet Talât Onay'ın açıklamalarına dayanarak Fars edebiyatında "Türk" kelimesinin dilber, kahraman, yiğit ve zalim anlamlarında kullanıldığını aktarır. Hıtâ, Hoten ve Deşt-i Kıpçak halkının yağma ve çapulla anıldığını, sevgililerin de naz ve şiveyle âşıkların sabrını yağmaladıkları için "Türk" diye anıldığını belirtir. "Türktâz" ansızın yapılan yağma akınıdır: kızıl şarabı içmiş Hıtâlı Türk, gönül ülkesine öldürme ve yağma akını salar. Mazmun Fars şiirinden gelir; onu bir Osmanlı hükümdarı kullanmaktadır.

İkinci beyit iki hüsnütalil içerir: yanağın inceliği gül yapraklarının değerini düşürmüş, onları yele vermiştir, ki bu solmuş yaprakların rüzgârda uçuşmasını da hatırlatır; boyun salınışı serviyi utandırıp toprağa salmıştır. Üçüncü ve dördüncü beyitlerde öpücüğü engellemek için hançer çeken gamze ile yanağın baharında açan güller yan yana gelir. Beşinci beyitte dudağın İsa ile ilişkisi bir adım ileri götürülür: muğbeçenin can veren dudağı İsa'yı bile kıskandırmış ve onu bu köhne kiliseden, yani dünyadan çıkarmıştır. Doğan beyitte İsa'nın göğe çekildiği ve dördüncü kat semada yaşadığı inancına telmih görür.

Altıncı beyitte zühd ve takva, gösterişli sofunun riya kumaşından yapılmış bir elbisedir. Harabat ehli bu elbiseye kadehin dibindeki son yudum kadar değer vermez; şair de onu ateşe atmayı düşünür. Doğan burada eski bir meyhane âdetine telmih görür: Sûdî'nin Hâfız şerhine göre İranlı içki ehli arasında iki dost küsüp barıştığında, barışmak isteyen gömleğini çıkarıp barışın şükranesi olarak yakardı. Yedinci beyitte aşk ateşi ve şarabın parıltısı göğsün yarasından bütün sırları dışarı vurur.

Tarihî Bağlam

Son beytin gerçek ve mecaz anlamları şerhte ayrıntılı açıklanır. Câm-ı Cem, efsaneye göre İran hükümdarı Cem'in yedi madenden, yedi kat göğe benzetilerek yaptırdığı, dünyanın her yerini gösteren sihirli kadehtir; Sûdî'ye göre sultanlara miras yoluyla geçer ve onlar âlemin adaletini ve düzenini bu kadehten seyrederdi. Sûdî bu kadehin Dârâ'dan oğlu Dârâb'a geçtiğini, Dârâb'ın onunla İskender'in hilelerini görüp ona yenilmediğini, İskender'in de bunun üzerine İskenderiye'de bir tepeye yedi iklimi gösteren bir ayna kurdurduğunu anlatır. Avnî kendine hitap ederek dünyanın işini olduğu gibi bilmek istiyorsa bu kadehi hazinesinden çıkarıp seyretmesini söyler. Doğan'a göre Fâtih, kadehin kendi hazinesinde bulunduğunu söyleyerek kendini bu kadehe miras yoluyla sahip olan büyük sultanlar zincirinin son halkası olarak gösterir. Mecaz katmanda kadeh ilahî aşk, hazine de aşkın saklı bulunduğu gönüldür: dünyaya aşkın penceresinden bakan, olayların ve varlığın hakikatine ulaşır.

Kaynakça

  • Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 72, s. 520-527 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 22a). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx

Çevrimiçi kaynaklar