Özgün Metin

Vezin: fâilâtün feilâtün feilâtün feilün (remel). Ana nüshanın bu son gazeline neşir vezin yazmaz; taktî bizimdir.

Göñlümüñ la‘lüñe cân virmek olupdur hevesi
Hâk-i pâyun-durur ancak gözümüñ mültemesi
Murg-i rûhuñ ki hevâñ içre uçar olmışdur
Dîde pervâz-gehi sîne müşebbek kafesi
Sîne çâk ü gözi nem-nâk ider nâle vü zâr
Kılsa te’sîr ‘aceb olmaya nâyuñ nefesi
Mâcerâmı diyemez yaşum işigüñe varup
Kirpigümdür var ise uşbu yolun hâr u hesî
Her kişi cânı gibi sevdügi-çün sen sanemi
Saña cânum dise ‘Avnî ne hatâ cân-ı kesî

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönlümün hevesi lâl dudağına can vermek olmuştur; gözümün dileği ise yalnızca ayağının toprağıdır.

2. Senin arzunun havasında uçmaya başlayan ruh kuşunun pervazı gözüm, kafes kafes örülü kafesi göğsümdür.

3. İnleyiş ve ağlayış göğsü yırtık, gözü yaşlı eder; neyin nefesi tesir etse şaşılmaz.

4. Gözyaşım eşiğine varıp başımdan geçenleri (macerayı) anlatamaz; o yolun çer çöpü varsa kirpiğimdir.

5. Ey kişinin canı (canan), herkes sen putu canı gibi sevdiğine göre, Avnî sana "canım" dese ne hata?

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Can, ruh, nefes ve gözyaşı üzerinden bu beş beyit âşığın bedenini bir kuş kafesine, bir neye ve tıkanmış bir su yoluna çevirir. Millet Kütüphanesi'ndeki yazmanın son gazeli budur; ondan sonra yalnızca kısa parçalar ve tek bir mısra gelir. Redif yoktur; kafiye "hevesi, mültemesi, kafesi, nefesi, hesi, kesi" kelimelerinin "-esi" sesindedir ve mahbun remel kalıbı kullanılmıştır.

Anlam ve Söz Sanatları

Matlada gönlün tek hevesi sevgilinin dudağına can vermek, gözün tek dileği de onun ayağının toprağını sürme edinmektir. Doğan dudağın tasavvufta vahdet sembolü olduğunu, gözün de eşyanın hakikatini görme yeri olarak o toprakla basiretini artırmak istediğini belirtir. İkinci beyit âşığın bedenini bir kuşluğa dönüştürür. Ruh kuşu sevgilinin aşkının semasında kanat çırpmaktadır; göz, kuşun uçmak için konduğu pervazdır, göğüs ise dışarı fırlamış kaburgaları ve bölük bölük yaralarıyla ağ gibi örülmüş bir kafestir. Doğan beytin, âşığın canını vererek vuslatı istediğini, ruhunun bedenden çıkmaya hazırlandığını anlattığını söyler.

Üçüncü beyit âşık ile ney arasında bir benzerlik kurar. Aşk acısıyla sararıp zayıflayan, göğsü delik deşik âşık, ince, sarı ve delikli gövdesiyle neye benzer; üflenirken neyin altından akan su da âşığın gözyaşlarını karşılar. Neyin nefesi bu yüzden insana tesir eder. Dördüncü beyitte "mâcerâ" kelimesi iki yöne bakar: insanın başından geçenler ve akıp giden su. Gözyaşları sevgilinin eşiğine varıp âşığın macerasını anlatmak ister, ama yolları tıkanmıştır; kirpikler, gözde biriken yaşın akmasını engelleyen, su yolunun üstündeki çer çöptür.

"Cân" kelimesi son beytin oyununu taşır. Sevgili "cân-ı kesî", her kişinin canıdır; herkes o putu canı gibi sever. Öyleyse Avnî ona "canım" derse bunda bir hata yoktur. Sevgiye verilen ad ile sevgilinin herkes için taşıdığı anlam aynı kelimede birleşir. Ana nüshanın gazelleri böylece, divanı açan na't gazelinin uzak bir yankısı gibi, sevgiliye can denilerek kapanır.

Kaynakça

  • Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 73, s. 536-538 (yazma: Millet, Ali Emîrî Manzum 305, vr. 22b). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx

Çevrimiçi kaynaklar