Özgün Metin
Vezin: mefâîlün mefâîlün mefâîlün mefâîlün (hezec). Murabbaın veznini neşir kaydetmez; hezec okuması bize aittir.
Düşelden dil cemâlüñ şem‘ine ey ruhleri âlüm
Yanardum nâr-ı ‘ışkuñla n’olısar bilmezin hâlüm
Bırakduñ beni [sen] pervâne-veş odlara âh zâlim
Benüm ârâm-ı cânum sevdügüm ‘ömrüm Hasan Bâlüm
Bu gün takyacılık sen dil-rübâya olalı san‘at
Olupdur ‘Avnî gibi yerüm ey meh âteş-i hasret
Seni terk itmezem bağrum [evini] sısa [da] fürkat
Benüm ârâm-ı cânum sevdügüm ‘ömrüm Hasan Bâlüm
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey yanakları al olan, gönül cemalinin mumuna düşeli aşkının ateşiyle yanıp durdum; hâlim ne olacak bilmiyorum. Beni pervane gibi ateşlere bıraktın, ah zalim. Benim canımın huzuru, sevdiğim, ömrüm Hasan Bâlî'm.
2. Senin gibi bir gönül çelene takyecilik sanat olalı beri, ey ay (yüzlü), Avnî gibi benim yerim de hasret ateşi oldu. Ayrılık bağrımın evini yıksa da seni terk etmem. Benim canımın huzuru, sevdiğim, ömrüm Hasan Bâlî'm.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın elli numaralı gazeli gibi bu iki dörtlük de Pervâne Bey Mecmuası'ndan gelir; Millet'teki yazmada bulunmazlar. Doğan onları Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde, Bağdat Köşkü 406 numarada kayıtlı bu mecmuadan alır. Kaynağın varağı kitapta iki farklı biçimde verilir: dipnot 408a der, kitabın sonundaki görsellerin altyazısı ise 399b.
Parça bir murabbadır: dörder mısralık bentlerden oluşur, her bendin ilk üç mısraı kendi aralarında kafiyelenir ve dördüncü mısra, "Benüm ârâm-ı cânum sevdügüm 'ömrüm Hasan Bâlüm", iki bentte de aynen tekrar edilen bir nakarattır. Birinci bendin kafiyesi "âlüm, hâlüm, zâlim", ikincininki "san'at, hasret, fürkat"tir. Mısralar dörder "mefâîlün"lük hezecle ölçülür. Şairin adı ikinci bentte üçüncü şahıs olarak, "Avnî gibi" diye anılır. Neşir birinci bentte "[sen]", ikinci bentte "[evini]" ve "[da]" kelimelerini köşeli ayraç içinde eklemiştir; bu yerlerde kaynak metin eksiktir.
Anlam ve Söz Sanatları
Murabbaı divanın öteki parçalarından ayıran şey, sevgilinin adını açıkça söylemesidir. Divanın gazellerinde sevgili çoğu zaman adsızdır ya da "Veyis", "Mahmud", "Sinan" gibi sembolik adlarla anılır; burada ise nakarat, "ömrüm Hasan Bâlî'm" diye, bir kişiye seslenir. İkinci bent bu kişiyi bir zanaatkâr olarak tanıtır: sevgili için "takyacılık", takye ya da takke dikmek, bir sanat olmuştur. Bu ayrıntıların gerçek bir kişiye mi işaret ettiği, yoksa şarkı söylenmeye uygun bu türün alışılmış bir hitabı mı olduğu bilinmez; kaynaklarda Hasan Bâlî adlı bir takyeciyle ilgili bir bilgi yoktur.
Birinci bent mum ile pervane mazmununa dayanır. Gönül, al yanaklı sevgilinin güzelliğinin mumuna düşmüş, aşk ateşinde yanmaktadır; sevgili onu pervane gibi ateşlere bırakmıştır. İkinci bentte âşığın yeri hasret ateşidir ve ayrılık bağrının evini yıksa bile o sevgiliyi terk etmeyecektir. Murabbaın dili gazellerden daha sade ve konuşmaya yakındır; "n'olısar bilmezin hâlüm" (hâlim ne olacak, bilmem) gibi söyleyişler halk şiirinin sesini hatırlatır. Nakaratın tekrar edilmesi, parçanın bir beste için ya da meclislerde okunmak üzere söylenmiş olabileceğini düşündürür; bu yalnızca biçimden çıkan bir ihtimaldir.
Kaynakça
- Fâtih Sultan Mehmed (Avnî), Fâtih Dîvânı ve Şerhi / Dīwān of Sultan Mehmed II with Commentary, haz. Muhammet Nur Doğan, İngilizce çev. Michael D. Sheridan, 3. baskı, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2023, şiir 76, s. 543-544 (Millet 305'te yok; Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Bağdat 406, Pervâne Bey Mecmuası (dipnotta vr. 408a, görsel altyazısında vr. 399b)). https://ekitap.yek.gov.tr/urun/fatih-divani-ve-serhi--ucuncu-baski-_794.aspx
Çevrimiçi kaynaklar






