Bâkî (1526-1600), Kanuni Sultan Süleyman devrinin ve klasik Osmanlı şiirinin en büyük adlarından biridir. İstanbullu bir şairdir; hayatında Amasya'da bulunduğuna ya da Amasya ile özel bir ilişkisi olduğuna dair bir kayıt yoktur. Amasya edebiyatının külliyatında yer almasının tek nedeni, Merzifon'da derlenmiş bir el yazması şiir defterinde, Metin Hakverdioğlu'nun 2019'da tanıttığı Merzifon Cönkü'nde üç gazelinin bulunmasıdır. Hakverdioğlu bu gazelleri "büyük divan şairi" Bâkî'ye ait sayar ve her birinin Sabahattin Küçük'ün Bâkî Dîvânı neşrindeki yerini gösterir. Bu sayfa, Bâkî'nin Merzifon'daki bu izini, Amasya ile bağının sınırlarını ve Amasyalı bir adaşıyla karıştırılmaması gerektiğini açıkça ortaya koymak için açılmıştır.

Hayatı

Asıl adı Mahmud Abdülbâkî'dir. 933 (1526) yılında İstanbul'da doğdu; babası Fatih Camii müezzinlerinden Mehmed Efendi'dir. Kaynaklarda gençliğinde bir süre saraç çıraklığı yaptığı rivayet edilir; bu rivayet Orhan Şaik Gökyay gibi araştırmacılarca tartışılmıştır. Medreseye devam ederek Karamanlı Ahmed ve Mehmed Efendi'den, sonra Kadızâde Şemseddin Ahmed Efendi'den ders aldı. Gençliğinde Zâtî'nin dükkânına uğrayıp şiirlerini ona beğendirdiği, Latîfî'nin de onu henüz gençken tezkiresine aldığı bilinir. Hocasıyla birlikte dört yıl kadar Halep'te kaldı. Sultan Süleyman'a sunduğu kasideler ve padişahın meclisinde okunan bir gazeli üzerine padişahın himayesini kazandı; Silivri, Mahmud Paşa, Eyüp Sultan, Sahn ve Süleymaniye medreselerinde müderris oldu.

1566'da Kanuni'nin ölümü üzerine yazdığı mersiye, Türk şiirinin en tanınmış mersiyelerinden biridir. II. Selim ve III. Murad devirlerinde de sarayla ilişkisini sürdürdü; hasımlarının bir gazelini padişaha farklı yorumlatması yüzünden Edirne'ye gönderildi. Sonra Mekke ve Medine kadılıklarında bulundu, İstanbul kadısı oldu, iki kez Anadolu kazaskerliğine, 1592'de de Rumeli kazaskerliğine yükseldi. Şeyhülislamlığa ulaşamadan emekliye ayrıldı ve 23 Ramazan 1008'de (Nisan 1600) İstanbul'da öldü. Cenaze namazını şeyhülislamlıkta son rakibi Sunullah Efendi kıldırdı; Edirnekapı dışındaki mezarlığa gömüldü.

Eserleri ve Şiirinin Yayılışı

Bâkî'nin en önemli eseri Dîvân'ıdır. Şair divanını ilk kez Sultan Süleyman'ın isteğiyle tertip etmiş, sonra yeni şiirlerini ekleyerek birkaç kez yeniden düzenlemiştir. Kütüphanelerde 160 kadar nüshası bilinmektedir. Divan 1859-60'ta İstanbul'da taş baskıyla basılmış, Rudolf Dvorak, Sadeddin Nüzhet Ergun ve son olarak Sabahattin Küçük tarafından yayımlanmıştır. Küçük'ün on iki nüshayı karşılaştırarak hazırladığı 1994 tarihli neşirde 27 kaside, 9 musammat, 548 gazel, 21 kıt'a ve 31 matla bulunur. Bunun dışında Me'âlimü'l-Yakîn adlı siyer kitabı, Fezâ'ilü'l-Cihâd ve Fezâ'il-i Mekke tercümeleri vardır.

Bâkî'nin şiirleri daha sağlığında Osmanlı edebî çevrelerinin dışına taşmış, Babürlü Hindistan'da ve Safevî kültür merkezlerinde de okunmuştur. Mecmualarda Bâkî mahlaslı şiirler oldukça çoktur; çeşitli araştırmacılar, divan neşirlerinde bulunmayan Bâkî şiirlerini mecmualardan tespit edip yayımlamıştır. XVII. yüzyılda Bâkî divanı istinsah edip satarak geçinen kâtipler, musiki meclislerinde onun gazellerini okuyan musikişinaslar bulunduğu bilinir. Merzifon Cönkü'ndeki üç gazel de bu yayılışın, büyük bir divan şairinin sözlerinin taşra kasabasındaki halk ve divan şiiri meraklılarına kadar ulaşmasının bir örneğidir.

Merzifon Cönkü ve Amasya ile Bağı

Merzifon Cönkü, Hakverdioğlu'nun Merzifon'dan geldiği bilgisiyle bir sahaftan edindiği, 112 sayfalık, ta'lik yazılı bir şiir defteridir. İçinde otuz iki şairden 161 şiir vardır ve Hakverdioğlu defterin yaklaşık yüz yıllık olduğunu, Merzifonlu Eyüb Sabrî'nin edebî çevresinde, muhtemelen Fethî adlı bir şair tarafından derlendiğini düşünür. Cönkün ağırlığı Tokatlı Nûrî, Erzurumlu Emrah, Dertli gibi XIX. yüzyıl âşıklarındadır. Hakverdioğlu, makalesinin özetinde cönkün en ilginç yönünün halk ve divan şiirini eşit olarak kaydetmesi olduğunu söyler ve bunu Bâkî örneğiyle anlatır: cönkte "Bâkî gibi büyük divan şairinden şiir olduğu gibi" halk şairlerinin aruzla yazılmış onlarca şiiri de vardır. Cönkü "hece-aruz kardeşliği"nin bir belgesi saymasının nedenlerinden biri de budur.

Bâkî'nin Amasya ile bağı bundan ibarettir: gazelleri, ölümünden yaklaşık üç yüzyıl sonra Merzifon'da tutulan bir derlemeye girmiş ve orada okunmuştur. Kullanılan kaynaklarda Bâkî'nin Amasya'da bulunduğuna, burada bir görev yaptığına ya da Amasyalı biriyle özel bir ilişkisi olduğuna dair bir bilgi yoktur.

Kaynakların Durumu ve Adaşı

Cönkteki gazellerin bu Bâkî'ye ait olduğu konusunda bir tereddüt görünmez. Hakverdioğlu üç gazelin her biri için Küçük neşrinin sayfasını verir (s. 268, 260 ve 151); yani bu beyitler divanın tenkitli metninde yer alır. Ancak cönkteki metnin divan metniyle beyit beyit karşılaştırması makalede yapılmamıştır ve cönkte yalnız ilk beyitler yayımlandığından şiirlerin cönkte tam olarak mı, eksik ya da farklı bir sırayla mı kaydedildiği bilinmemektedir.

Bâkî mahlası Amasya'da da kullanılmıştır. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi'nin yedinci cildinde Amasyalı Cizyedâr Bâkî Ahmed Çelebi'nin biyografisini verir: Sipahi Kâsım Ağa'nın oğlu olan bu şair, şehir kethüdalığı kâtipliği ve uzun yıllar cizye tahsildarlığı yapmış, 1058'de (1648) ölmüştür. Hüsameddin onu "şâir, kâtib, me'ârif-âşinâ" diye anar ve Abdî Efendi'nin tezkiresinde bir gazelinin bulunduğunu, ancak tezkirenin yandığını belirtir. Cönkteki gazellerin bu Amasyalı Bâkî'ye ait olması söz konusu değildir; Hakverdioğlu'nun gösterdiği gibi üçü de İstanbullu Bâkî'nin divanındadır. İki şair, aynı mahlası taşıdıkları için burada ayrıca belirtilmiştir.

Şiiri

Merzifon Cönkü'nde Bâkî adına üç gazel kayıtlıdır ve makalede her birinin yalnız matlaı verilir. Birincisi cönkün 78. sayfasındaki "Çeşm-i pür-ḫûnum yoluňda eşk-bâr itsem gerek" matlalı gazeldir; âşık kanlı gözyaşlarını sevgilinin ayağının tozuna cevher gibi saçmak ister. İkincisi 79. sayfadaki "Câm la‘liňdir seniň âyîne rûy-ı enveriň" matlalı gazeldir; sevgilinin dudağını Cem'in kadehine, yüzünü İskender'in aynasına üstün tutar. Üçüncüsü 94. sayfadaki "Göňül her naġme kim çeng-i ġamıňda iḫtirâ‘ eyler" matlalı gazeldir; âşığın gönlünün gam çengiyle çaldığı nağmeyi göklerin çalgıcısı Zühre'ye dinletir. Her üç şiirin tam metni Küçük'ün Bâkî Dîvânı neşrinde bulunur. Ulaşılan beyitler, özgün metinleri, günümüz Türkçesi ve yorumlarıyla bu kategorideki üç ayrı gazel sayfasında yer alır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar