II. Bayezid'in imamlığından Bursa kadılığına, oradan Anadolu kazaskerliğine yükselen Akdağîzâde Bedreddîn Mahmûd Efendi Amasya'da yetişti ve 915 (1509-10) yılında öldü. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın gözünde "âlim, fâzıl, şâir, kerîm, kâmil bir zât" olan bu âlimin şiir yönü tek bir esere bağlanır: Yazıcıoğlu Mehmed'in manzum Muhammediyye'sine Türkçe bir nazire olarak yazdığı ve kendi adından ötürü Mahmûdiyye dediği kitap. Bu eser hakkında bildiklerimiz, Hüsameddin'in aktardığı tek bir hükümden ibarettir ve o hüküm de övgü değildir. Mahlası kaydedilmemiştir, şiirlerinden bir beyit bile elimizde yoktur.

Hüsameddin'in Kaydı

Amasya Tarihi'nin yedinci cildi Bedreddîn Mahmûd adlı bir dizi âlimi art arda sıralar; Akdağîzâde'nin maddesi bunlardan biridir:

Bedreddîn Mahmûd Efendi-Akdağîzâde Amasyalıdır. Kibâr-ı meşâyih-i kirâmdan Akdağlı Mevlânâ Muhyiddîn Mehmed Çelebi bin Ahmed mahdûmudur. Amasya'da müderris-i meşhûr Mevlânâ Şemseddîn Ahmed Cendî Çelebi'den ulûm-i edebiyye ve şer'iyyeyi ahz edib Mu'arrifzâde Mevlânâ Sinâneddîn Yûsuf Çelebi hizmetinde ikmâl-i tahsîl etdi. Amasya ve İstanbul'da müderris olup Sultân Bâyezîd-i Sânî nezdinde ma'rûfiyet kazanan 893'de İmâm-ı Sultânî Amasyalı Alî Efendi sefâretle Mısır'a gitdiği esnâda üstâdı Mu'arrifzâdenin sevk ü ta'rîfiyle imâm-ı Sultânî oldu. 899 senesi ramazânında Bursa kadısı Kadızâde Mevlânâ Kâsım Çelebi vefât etdikde Bursa kadısı oldu. On yıl Bursa'da kemâl-i istikâmet ile icrâ-yı hükûmet edib 909'da Anadolu kazaskeri olarak İstanbul'a geldi. İki yıl kazaskerlik edib 911'de azliyle ikinci defa Bursa kadısı olup gitdi. 914'de yevmî yüz akçe ulûfe ile mütekâ'id olduğu hâlde 915'de dâr-ı na'îme irtihâl etdi. Âlim, fâzıl, şâir, kerîm, kâmil bir zât idi.

Günümüz Türkçesiyle: Amasyalıdır; büyük şeyhlerden Akdağlı Mevlânâ Muhyiddîn Mehmed Çelebi bin Ahmed'in oğludur. Edebî ve şer'î ilimleri Amasya'nın ünlü müderrisi Mevlânâ Şemseddîn Ahmed Cendî Çelebi'den okudu, öğrenimini Muarrifzâde Mevlânâ Sinâneddîn Yûsuf Çelebi'nin yanında tamamladı. Amasya'da ve İstanbul'da müderrislik yaptı. 893'te II. Bayezid'in yanında itibar kazanmış olan padişah imamı Amasyalı Ali Efendi elçi olarak Mısır'a gidince, hocası Muarrifzâde'nin önerisi ve tanıtmasıyla padişah imamı oldu. 899 ramazanında Bursa kadısı Kadızâde Mevlânâ Kâsım Çelebi ölünce Bursa kadısı oldu. Bursa'da on yıl tam bir dürüstlükle hüküm verdi; 909'da Anadolu kazaskeri olarak İstanbul'a geldi. İki yıl kazaskerlik ettikten sonra 911'de azledildi ve ikinci kez Bursa kadısı olarak gitti. 914'te günlük yüz akçe maaşla emekli oldu ve 915'te öldü. Âlim, faziletli, şair, cömert ve olgun bir zattı.

Hüsameddin maddeyi burada bitirmez. Ardından Edirneli Mecdî Mehmed Efendi'nin Taşköprizâde'den yaptığı tercümeden, yani Şakâyık Tercümesi'nden uzun bir alıntı ekler ve ailenin sonraki kuşaklarını sayar. Şair Akdağîzâde hakkında elimizdeki tek değerlendirme Mecdî'ninkidir.

Hayatı

Akdağîzâde, Amasya'nın Akdağ nahiyesine nispet edilen bir şeyh ailesinden gelir. Babası Muhyiddîn Mehmed Çelebi'yi Hüsameddin "kibâr-ı meşâyih", yani büyük şeyhlerden sayar; kardeşi Hüsâmeddîn Hüseyin Efendi'nin maddesinde de babanın Halvetî şeyhlerinden olduğunu ve Akdağ'daki Alakise köyünde doğduğunu söyler. Bedreddîn Mahmûd ise tekke yerine medrese yolunu seçmiş, Amasya'nın iki tanınmış hocasından okumuştur. Bunlardan Muarrifzâde Sinâneddîn Yûsuf, onun hayatında belirleyici bir rol oynamıştır: II. Bayezid'in sarayına giden yolu açan, öğrencisini padişaha tanıtıp imam yaptıran odur.

Bu yolun başlangıcı Amasya'daki şehzade sarayıdır. Hüsameddin üçüncü ciltte, Şehzade Bayezid'in Amasya valiliğinin son yıllarını anlatırken 884 (1479) civarındaki bir değişikliği kaydeder: şehzadenin imamı Çorumluoğlu Alâeddîn Alî Efendi, saraydaki bir karışıklığa adı karıştığı için görevden alınıp Gümüş'teki Hacı Halil Paşa Medresesi'ne gönderilmiş, yerine "Akdağlı Şeyhzâde Bedreddîn Mahmûd Efendi" imam olmuştur. Aynı satırlarda Hatîb Kâsım Efendi'nin şehzadeye muallim tayin edildiği, Muarrifzâde Sinâneddîn Yûsuf Efendi'nin de muallim olarak İstanbul'dan geldiği anlatılır. Akdağîzâde'nin şehzade imamlığı ile yedinci ciltteki padişah imamlığı arasında on yıla yakın bir aralık vardır. İki kaydı yan yana koyunca, Bayezid 1481'de tahta geçtikten sonra eski imamını yeniden yanına almış gibi görünür; ancak Hüsameddin iki bilgiyi birbirine bağlamaz ve ara yıllarda Amasya ile İstanbul'da müderrislik yaptığını söylemekle yetinir.

899 ramazanı, miladi takvimde 1494 yazının ortasına düşer. Akdağîzâde bu tarihten sonra on yıl Bursa'da kadılık etmiş, 909'da (1503-04) Anadolu kazaskerliğine yükselmiştir. Kazaskerlik, Osmanlı ilmiye teşkilatında şeyhülislamlık dışındaki en yüksek makamdı. İki yıl sonra azledilip yeniden Bursa'ya gönderilmesinin sebebini Hüsameddin yazmaz. Emekliliğiyle ölümü arasında bir yıl kadar vardır. Nerede öldüğü ve nereye gömüldüğü kayıtlı değildir.

Amasya ile Bağı

Hüsameddin'in kaydında memleketi açıkça Amasya'dır. Babasının Akdağlı bir şeyh olması, ilk hocalarının Amasya müderrisleri olması ve kariyerinin Şehzade Bayezid'in Amasya sarayında başlaması bu kaydı destekler. Kardeşi Hüsâmeddîn Hüseyin Efendi ise ömrünü Amasya'da geçirmiştir: Hatîb Kâsım Efendi'den okumuş, Halvetî şeyhi Habib-i Karamânî'nin sohbetinde sülûkünü tamamlamış, Ahî Darbhâneci Tekkesi şeyhi ve Sultan Bayezid Camii vaizi olmuş, Şehzade Ahmed'in Kağnılı Pazarı'nın güneyinde yaptırdığı zaviyenin başına geçmiştir. 912'de babasının doğduğu Alakise köyü padişah fermanıyla ona temlik edilmiş, o da köyü zaviyesine ve orada yaptırdığı camiye vakfetmiştir. Hüsameddin, bu kardeşin Şah İsmail'in yaydığı Şiîliğe karşı sünnî inancı ateşli biçimde savunduğunu, 917 zilkadesinde öldüğünü ve tasavvufa dair Münebbihâtü'l-Kulûb adlı bir eseri olduğunu yazar.

Şiiri ve Mahmûdiyye

Akdağîzâde'nin şairliğini belgeleyen, Mecdî'nin şu sözleridir:

Ol fâzıl-ı vâlâ-mâye ferîk-i sa'âdet refîk-i ulemâya ve fırka-i sulehâ-yı salâh-ı intimâya muhabbet üzere olup kerem-i nefsle ma'rûf ve ahlâk-ı zekiyye ile mütehallik ve mevsûf bir fâzıl-ı me'âlî-i mahfûf idi. Elsine-i nâsda tedâvül eyleyen "Muhammediyye" nâm kitâb-ı be-nâma nazîre-i Türkî bir kitap tanzîm edib "Mahmûdiyye" deyû tesmiye eyledi. Lâkin merhûmun nazmı süst olup mertebesi rütbe-i kabûlden sâkıt olmağın beyne'l-halâyık rağbete lâyık olmadı.

Günümüz Türkçesiyle: O yüksek değerli fâzıl, mutlu âlimler topluluğunu ve iyiliğe bağlı salihler zümresini severdi; gönül cömertliğiyle tanınır, temiz ahlakla süslenmiş, yüce niteliklerle kuşatılmış bir bilgindi. Halkın dilinde dolaşan ünlü Muhammediyye kitabına Türkçe bir nazire düzenleyip adını Mahmûdiyye koydu. Ancak merhumun nazmı gevşek olduğundan kitap beğeni derecesine ulaşamadı ve halk arasında rağbet görmedi.

Muhammediyye, Gelibolulu Yazıcıoğlu Mehmed'in Hz. Muhammed'in hayatını ve âhiret hâllerini anlatan uzun manzum eseridir; Mecdî'nin deyişiyle halkın dilinde dolaşan bir kitaptı. Akdağîzâde'nin ona nazire yazması, bir imam ve kadının vaaz kürsüsüne de seslenebilecek bir eser hedeflediğini düşündürür. Ne var ki Mecdî'nin hükmü açıktır: nazım "süst", yani gevşek ve zayıftır; eser kabul görmemiştir. Mahmûdiyye'nin bugün bir nüshasının bilinip bilinmediğini tespit edemedik. Hüsameddin eserden bir beyit aktarmaz, tezkirelerde de Akdağîzâde'ye ait bir şiir kaydına rastlanmadı. Şiirlerine ulaşılamamıştır.

Mecdî'nin sözü, Hüsameddin'in "şâir" nitelemesinin dayanağı gibi görünür. Hüsameddin'in kendi değerlendirmesi ile Mecdî'ninki arasındaki fark da bundandır: biri onu şairler arasında sayarken, öteki şiirinin rağbet görmediğini söyler. İkisi çelişmez; Akdağîzâde, kalemi şiire de uzanan, ama şöhretini kadılık ve kazaskerlikle kazanmış bir âlimdir.

Ailesi

Hüsameddin'e göre oğlu Alâeddîn Alî Çelebi kadılık yapmış, onun oğlu Mehmed Efendi de kadılar arasına girmiştir. Mehmed Efendi'nin oğlu Pîrî Ahmed Efendi, Bursa kadısıyken 996 (1588) yılında ölmüştür. Böylece aile, Bedreddîn Mahmûd'un ilk büyük makamı olan Bursa kadılığına üç kuşak sonra yeniden dönmüş olur. Kardeşlerinden Hüsâmeddîn Hüseyin Efendi Amasya'nın büyük şeyhlerindendir; öteki kardeşi Kemâleddîn Ahmed Efendi kadılık yapmıştır.

Kronoloji

884 (1479) civarı: Şehzade Bayezid'in Amasya'daki sarayında imam olur.

893 (1488): Hocası Muarrifzâde'nin tavsiyesiyle II. Bayezid'in imamı olur.

Ramazan 899 (Haziran-Temmuz 1494): Bursa kadısı olur.

909 (1503-04): Anadolu kazaskeri olarak İstanbul'a gelir.

911 (1505-06): Azledilir ve ikinci kez Bursa kadısı olur.

914 (1508-09): Günlük yüz akçe ile emekliye ayrılır.

915 (1509-10): Ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar