Klasik Türk edebiyatında hacmiyle en çok ses getiren eserlerden biri, Amasyalı bir şairin kaleminden çıkmıştır. Münirî Amâsî, Hz. Peygamber'in hayatını anlatan manzum Siyer-i Nebî'yi yedi cilt, 866 varak ve yaklaşık 32.000 beyit olarak yazmış, bu eserle Türk edebiyatının bilinen en uzun manzum siyerinin sahibi olmuştur. Ömrünün neredeyse tamamı Amasya'da geçti; II. Bayezid'in oğlu Şehzade Ahmed'in sohbet meclisinde yer aldı, şehzadenin divanında nişancılık yaptı, Türkçe ve Farsça bir divan ile Mihr ü Müşterî adlı bir mesnevi de bıraktı. Hayatına dair bilgiler azdır ve kaynaklar birçok noktada birbirinden ayrılır; aşağıdaki anlatıda bu ayrılıklar da açıkça belirtilmiştir.
Adı ve Ailesi
Şairin kendi el yazısıyla yazılmış Mihr ü Müşterî nüshasında adı "Münîrî b. Mehmed" biçiminde kayıtlıdır. Amasyalı olduğu için Amâsî ya da Amasyevî nisbesiyle anılır. Kaynaklarda adı oldukça karışık geçer. Hüseyin Hüsâmeddin Yasar'ın Amasya Tarihi'nde Münîrî Mehmed Çelebi ve Münîrî Efendi diye anılır; şehzadenin divan kadrosunu sayarken de "nişancı Münîrî Çelebi bin Yusuf" yazar. Latîfî, Kınalızâde Hasan Çelebi, Gelibolulu Âlî, Kafzâde Fâizî ve Tayyarzâde Atâ ise onu anarlar ama adı hakkında bir şey söylemezler. Bursalı Mehmed Tahir, Tuhfe-i Nâilî'nin yazarı ve Amasya Meşâhiri'nin müellifi Osman Fevzi Olcay ise adını İbrahim Çelebi olarak kaydeder. Bugünkü araştırmacılar bunun yanlış olduğunu belirtir; İbrahim Çelebi adıyla anılan kişi, yaklaşık bir asır sonra yaşamış ve Belgradlı Münîrî diye bilinen başka bir şair olmalıdır.
Babasının adı da kaynaklarda farklı geçer. Mihr ü Müşterî'deki kayda dayanan araştırmalara göre babası Mehmed Efendi'dir ve II. Bayezid döneminde Erkân-ı Divan arasında nişancılık yapmıştır; İsmail Erünsal'ın incelediği bir in'âmât defteri bu bilgiyi destekler. Hüsâmeddin Yasar ise şairi "Münîrî Mehmed Çelebi bin Yusuf Çelebi" adıyla anar. Bu ikilik çözülmüş değildir ve şairin soyuna dair kesin bir hüküm vermek mümkün görünmüyor. Doğum tarihi de bilinmemektedir.
Sipahilikten Nişancılığa
Münîrî'nin Mihr ü Müşterî mesnevisindeki ifadeleri, onun nişancılık görevinden önce Osmanlı ordusunda uzun süre sipahilik yaptığını gösterir. Bu yüzden araştırmacılar şairi hem ilmiyye hem de askeriyye sınıfına mensup biri olarak değerlendirir. Aynı eserin 431. beytinde hattın bütün türlerinde yazı yazdığını söylemesi de dikkat çekicidir. Osmanlı hat ekolünün kurucusu sayılan Amasyalı Şeyh Hamdullah (ö. 1520), II. Bayezid'in hat hocasıydı, şehzadeliği ve padişahlığı sırasında onun musahibi olmuş, aralarında şehzadeler, devlet adamları, âlimler ve şairlerin de bulunduğu pek çok öğrenci yetiştirmişti. Araştırmacılar Münîrî'nin de bu öğrencilerden biri olduğunu tahmin eder; ancak bu doğrudan bir kayda değil, şairin kendi sözüne ve hat çevresine dayanan bir çıkarımdır.
Hüsâmeddin Yasar'a göre Münîrî, 910'da (1504-1505) nişancı Şemseddin Ahmed Çelebi'nin ölümü üzerine Şehzade Ahmed'in nişancısı oldu. Yasar onu Amasya'nın "kibâr-ı fuzalâ ve üdebâsından" bir isim olarak anar ve 915 (1509-1510) yılındaki divan kadrosunda da nişancı olarak sayar. Aynı kadroda vezir ve lala Yularkısdı Sinan Paşa, silahdar Mahmud Bey, emîr-i divan Bâlî Bey ve defterdar Mehmed Çelebi bulunmaktadır. TEİS maddesi de Yasar'dan hareketle şairin 1504-1509 arasında şehzadenin divanında nişancılık yaptığını aktarır. Nişancı, divanda ferman ve berat gibi resmî belgelerin tuğrasını çeken, yazışmaların biçimini denetleyen görevliydi; güçlü bir inşâ kalemine, yani resmî ve edebî mektup yazma becerisine sahip olması bu görevle uyumludur.
Şehzade Ahmed'in Meclisinde
Amasya'da şehzadelik yapan Ahmed, valiliği boyunca şehirde kalabalık bir şair, âlim ve sanatçı çevresi oluşturdu. Münîrî bu çevrenin tanınmış isimlerindendir. Biyografik eserlerin hemen hepsi onu Şehzade Ahmed devrinin şair, kâmil ve ârifleri arasında gösterir. Latîfî, Münîrî'yi "vüfûr-ı ilm ü ma'rifet ile tab'ı nice fenne şâmil" diye anar; yani bilgisinin ve marifetinin çokluğu sayesinde yeteneğinin birçok ilme yayıldığını söyler. Kaynaklarda ilmini şairliğinden üstün tutanlar da vardır.
Şehzade Ahmed'in 1505'te (911) oğulları için yaptırdığı sünnet düğünü, Amasya Tarihi'nde şiir hayatının en canlı sahnelerinden biri olarak anlatılır. Düğüne çevre emîrleri çağrılmış, şehir süslenmiş, şairler kasideler yazarak şehzadeyi tebrik edip ağır ödüller almıştır. Yasar'ın verdiği listeye göre o günlerde Amasya'da Türk şairlerinden Çeşmî, Şermî, Figânî, Kâmî, Melîhî, Münîrî ve Mihrî Hâtun, Acem şairlerinden ise Basîrî, Penâhî ve Kutbî tanınmaktaydı. Yasar, içlerinde en ayyaşın Tokatlı Melîhî, en terbiyelinin Şermî, en fâzılın ise Münîrî Efendi olduğunu yazar. Bu satır, Münîrî'nin o tarihte Amasya'da bulunduğunu da gösterir.
Şehzadenin çevresinde Türk ve Acem unsurları arasında bir gerilim de vardı. Yasar, Şemseddin adını taşıyan ve "Şemsler" denen musahiplerle "Kutublar" denen İranlı kökenli çevreyi karşı karşıya anlatır; şairler Şemsleri "Güneşler" diye överdi. Münîrî'nin nişancı olduğu yıllar bu ortamın içindedir. Yasar'ın aktardığına göre Münîrî, Mecmûa'sında Amasya'nın etkili isimlerinden Câmî Ahmed Efendi'yi "fâzıl, şair, edîp, kendini beğenen" biri olarak betimler; İranlı kökenli Ebû Tâlib Çelebi için ise neşeli, nüktedan ve kolay incinen bir adam der. Bu kayıtlar, söz konusu eserin devrin Amasya'sına dair bir tür tanıklık belgesi olduğunu düşündürür; ancak eser bugün elde değildir.
Münîrî'nin Amasya'daki edebî etkisi öğrencilerinden de izlenebilir. Yasar'a göre Pîr Sun'ullâhzâde Celîlî Mehmed Çelebi, Amasya'da Mevlânâ Münîrî Çelebi'den edebî ve şer'î ilimleri öğrenmiş, Şehzade Ahmed devrinde müderris olarak şairlerin arasına katılmış, 920'de (1514) Sultan Selim'in Amasya'ya gelişinde Atabey Gazi Medresesi ile ödüllendirilmiş, 943'te Amasya'da ölmüştür. Rıdvânzâde Cenânî Hüseyin Çelebi ise hattat Abdullah Efendi'den çeşitli yazı türlerini, Münîrî Efendi'den edebiyatı öğrenmiş, şehzadenin divan kâtibi olarak ün kazanmış, 918 Zilhicce'sinde, şehzadenin idamından bir ay sonra kendisi de idam edilmiştir. Yine Yasar'ın kaydına göre Münîrî, Sünbül Ahmed Çelebi (Bozacızâde) için bir "Sünbül kasidesi" yazmıştır. Sünbül Ahmed, Figânî'nin Şehrengiz'inde anılan yedi güzelden biridir ve güzel sesiyle şehzadenin sohbet meclislerine hanende olarak girmiştir. Amasyalı Yakubzâdeler'den Yakub Efendi'nin ise Arapça ve Farsça edebiyatta Münîrî ile şiir yarışması (müşaare) yaptığı da Yasar'ın kaydıdır.
Divan
Münîrî'nin Türkçe ve Farsça şiirlerinden oluşan divanı 1502'de tamamlanmıştır. Divanın üç nüshası bilinir: Biri İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde (Türkçe Yazmalar, nr. 5580), diğer ikisi Vatikan Apostolik Kütüphanesi (Turco, nr. 230) ile Avusturya Millî Kütüphanesi'nde (nr. 654) bulunur. İstanbul nüshasının müstensihi, Sultan III. Murad'dır. Kitabın toplam hacmi yaklaşık 4000 beyittir. İçinde yirmi dokuz kaside, iki mesnevi, iki terciibend, Hâfız-ı Şîrâzî'den bir Farsça tahmis, bir murabba-ı mütekerrir, 150 Farsça ve 330 Türkçe gazel, Farsça bir tarih kıtası, dokuz müfred, on yedi muamma ve yirmi bir tuyuğ yer alır. Latîfî ve Kınalızâde, şairin "Türkî ve Fârisî Divânı" bulunduğunu yazarlar; ancak ayrı bir Farsça divanına rastlanmamıştır. Söz konusu Farsça divanın, Türkçe divanla birlikte bulunan ve divançe hacmindeki Farsça şiirler olduğu düşünülmektedir.
Şiirlerinde etkilendiği ustalar araştırmalarda tek tek belirlenmiştir. Türkçe kasidelerinde Bursalı Ahmed Paşa ile Edirneli İvazpaşazâde Atâî'nin, Farsça kasidelerinde Zahîr-i Fâryâbî ile Selmân-ı Sâvecî'nin izleri görülür. Türkçe gazellerinde Ahmed Paşa, Şeyhî ve Ahmedî; Farsça gazellerinde Hâfız-ı Şîrâzî etkilidir ve on yedi Farsça gazel doğrudan Hâfız'a nazire olarak yazılmıştır. Mesnevi alanında Ahmedî ile Şeyhî'yi "bu fennin pîri" diye anar. Ağaç biçiminde dizdiği, biri Farsça biri Türkçe iki kasidesine "müşeccer" adını vermiştir. Türkçe gazelleri arasında bir elifnâme de bulunur. Tuyuğ, Anadolu şairleri arasında pek rağbet görmeyen bir nazım biçimiyken Münîrî'nin yirmi bir tuyuğ yazmış olması ayrıca dikkat çeker.
Divan şiirinin hemen bütün nazım biçimlerinde yazmakla birlikte en çok gazelde başarı gösterdiği kabul edilir. Eserlerinde birçok eski kelimeye rastlanır. Üslubu samimi ve rahattır; uzun tamlama zincirleri yerine Türkçede yaygın ikili tamlamaları tercih eder. Necâtî Bey'le başlayıp Zâtî ile süren, yerel deyimleri, atasözlerini ve halk ifadelerini şiire yerleştirme geleneğinde başarılıdır. Cinas sanatında da öne çıkar; cinasın bütün türlerini eserlerinde uygulamıştır ve bu yüzden ona "cinas ustası" demek yerinde görülür. Edirneli Nazmî'nin Mecmaü'n-Nezâir'inde altmış dört, Pervâne Bey Mecmuası'nda elli bir şaire nazire yazmış olması, onu bir nazire şairi olarak da değerlendirmeye imkân verir. Hüsâmeddin Yasar da, Sipahi Nazmî Çelebi'ye (ö. 955) ait Mecmaü'n-Nezâir'in ağırlıklı olarak Amasya şairlerinin nazirelerini topladığını, içinde "meşhur Amasyalı Münîrî"nin de hayli şiiri bulunduğunu not eder.
Divandan örnek olarak, Ersen Ersoy'un doktora çalışmasında yayımlanan bir gazelin ilk beyti verilebilir: Her ki bu silsile-i zülf-i dü-tâdan dem urur / Sanma âlemde kim ol bâd-ı hevâdan dem urur. Gazelin devamında zülf, nefes, sabâ ve ney gibi klasik gazel imgeleri art arda sıralanır; dil sade, söz oyunları ise bol bir üslubun örneğidir.
Mihr ü Müşterî
Münîrî'nin ikinci büyük eseri, Mihr ü Müşterî adlı manzum çeviridir. Eser, Şemseddin Muhammed Assâr-ı Tebrîzî'nin (ö. 1382) aynı adlı Farsça mesnevisinin Türkçeye aktarımıdır. Kahramanlarının adlarını gökyüzüne ait unsurlardan, yani Güneş (Mihr) ile Müşteri'den alan alegorik bir hikâyedir. Türk edebiyatındaki manzum Mihr ü Müşterî mesnevilerinin en meşhuru olarak kabul edilir ve kronolojik açıdan ikinci çeviridir. Eser 6011 beyitten oluşur ve "mefâ'îlün mefâ'îlün fe'ûlün" kalıbıyla yazılmıştır. Bilinen iki nüshasından biri müellif hattıdır ve 9 Şevval 892 (28 Eylül 1487) tarihinde tamamlanmıştır; British Library'de (Or., nr. 7742) saklanır. Diğer nüsha Millet Kütüphanesi'ndedir (Ali Emîrî Efendi, Manzum, nr. 1185). Eser üzerinde Ayten Akmandor bir doktora tezi hazırlamıştır (1983).
Müellif nüshası Münîrî'nin hayatı için de önemli bir belgedir; şairin adını, babasının adını, hat bilgisini ve sipahilik geçmişini ortaya koyan satırlar buradadır. Divan'daki bir mersiye de hayatından acı bir kesit verir. Münîrî bu mersiyede, 887'de (1482) çıkan veba salgınında Ali ve Ferah adlı iki çocuğunu birer hafta arayla kaybettiğini yazar. Kaynaklara göre şair sıkıntılı bir hayat yaşamış, fazla tanınmadığı için yeterince takdir görmemiş ve yazılarında talihinden yakınmıştır.
Manzum Siyer-i Nebî
Münîrî'yi edebiyat tarihinde asıl anılır kılan eser, mesnevi biçiminde yazılmış Manzum Siyer-i Nebî'dir. Eser yedi cilt halinde düzenlenmiştir ve 866 varakta 32.475 beyit içerir (TEİS yaklaşık 33.000 beyit der). Bu hacim, onu Türk edebiyatında bilinen en uzun manzum siyer yapar. Bilinen tek nüsha Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde (Koğuşlar, nr. 994-995) bulunur. Nüshayı Mustafa b. Hacı Muhammed b. Mahmud 930'da (1523-1524) istinsah etmiştir; eserin kendisinin ise 1502'den önce tamamlandığı düşünülür. Münîrî eseri kimseden karşılık beklemeden, yalnız Allah'ın rızasını kazanmak ve Hz. Peygamber'in şefaatine ermek için yazdığını söyler; bu yüzden kitap hiçbir devlet büyüğüne ithaf edilmemiştir.
Siyer-i Nebî'nin yapısı klasik siyer anlatılarının sırasını izler. Birinci cilt tevhid, münâcât, "sebeb-i te'lîf" ve "âgâz-ı kitâb-ı siyer" bölümlerinden sonra Hz. Âdem'in yaratılışının anlatılmasıyla başlar; yedinci cilt Mekke'nin fethi ve Hz. Peygamber'in vefatıyla sona erer. Arada Hz. Muhammed'in hayatı, ailesinin ve ashabının başından geçen olaylar, müşriklerle mücadele, mûcizeler, miraç, hicret ve gazâlar samimi ve akıcı bir üslupla anlatılır. Şair kaynak olarak Ebü'l-Hasan el-Bekrî el-Kasasî, İbn İshak, Kâ'b el-Ahbâr ve Türk edebiyatından Erzurumlu Kadı Darîr'i zikreder. Hz. Ali ve Hamza gibi İslâm kahramanlarının yiğitlik hikâyeleri ön plana çıkarılmıştır. Anadolu'daki gelenek ve görenekler eser boyunca canlı tutulur, atasözleri ve deyimler metne yayılmıştır. Bu özellikler eseri, kitabî bir siyerden çok halkın anlayacağı bir anlatıya yaklaştırır.
Ümran Ay'ın doktora tezinde yayımlanan örnek parça, eserin anlatım dilini göstermesi bakımından yararlıdır. Hz. Muhammed'in yedi yaşında muallime gönderilişini anlatan bölümde (2135-2277. beyitler), dedesi Şeybe çocuğu harfleri öğrensin diye bir rahibin yanına götürür. Rahip besmeleyi söyletir; çocuk ise besmelenin anlamını sorar. Rahip bunu bilmediği için hiddetlenir. Hz. Muhammed anlamı kendisi açıklayıp rahibi şaşırtır ve Şeybe ile birlikte oradan ayrılır; bu söz Mekke'ye yayılır, Ebû Cehil de olanları görüp çekememezliğe kapılır. Bölüm, Hz. Peygamber'in çocukluğundan itibaren olağanüstü bir bilgeliğe sahip olarak anlatıldığı siyer geleneğinin bir örneğidir ve beyitler sade bir Türkçeyle yazılmıştır.
Siyer-i Nebî'nin tamamı üzerine dört doktora tezi hazırlanmıştır. Ümran Ay (2007) birinci cildi, Reyhan Çorak (2010) ikinci ve üçüncü ciltleri, Mustafa Özkat (2011) dördüncü ve beşinci ciltleri, Yılmaz Top (2011) altıncı ve yedinci ciltleri incelemiş ve metinleriyle birlikte yayına hazırlamıştır. Dördü de Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü'nde yapılmıştır. Bu çalışmalar sayesinde eser, tek bir yazma nüshada kalmaktan çıkıp araştırmacıların okuyabileceği bir metne dönüşmüştür.
Düzyazı Eserleri
Münîrî'nin düzyazı eserleri bugün elde değildir. Osmanlı Müellifleri ve Amasya Tarihi'nde anılan Tezkiretü'l-Vekâyi' (Mecmû'a-i Târîhiyye) için Yasar, nüshayı Amasya'da Şeyh Alizâde Abdullah Efendi'nin evinde bulduğunu, ancak sonradan yandığını yazar; bir bölümünün Veliyyüddin Efendi Kütüphanesi'nde bulunduğu da bildirilmiştir. İkinci eser Münşeât Mecmûası'dır. Yasar'a göre bu mecmua, Hicrî 886-917 (1481-1511) arasında Amasya valisi Şehzade Ahmed'in babası II. Bayezid'e ve diğer devlet adamlarına yazdığı arzları ve özel mektupları içerir; İstanbul'da Veliyyüddin Efendi Kütüphanesi'ndeki münşeât mecmuaları arasında görülmüştür. Bugün bu kayda ulaşılamamaktadır. Mecmuanın 917'ye kadar uzanması, derleyicisinin Şehzade Ahmed'in son yıllarına kadar Amasya'da, onun yakınında kaldığını düşündürür.
Ölümü ve Mezarı
Münîrî'nin ölüm tarihi ve yeri kaynaklarda net değildir. Genellikle 1521 (927) tarihi anılır, ancak bu tarihin yanında bir soru işareti bulunur. Bursalı Mehmed Tahir'in Osmanlı Müellifleri'nde şairin 927'de Sofya'da öldüğü yazılıdır. TEİS maddesinin yazarı, bu bilginin Belgradlı Münîrî İbrahim b. İskender er-Rûmî ile karıştırılmış olabileceğini ve bu nedenle ölüm tarihi ile mezar yerine dair verilen bilginin şüpheyle karşılanması gerektiğini söyler. Evliya Çelebi ise Seyahatnâme'sinde Amasya'daki ziyaretgâhları sayarken bizzat gördüğü sultanlar, ileri gelenler ve bilginlerin ziyaretgâhları arasında Münîrî'nin türbesini de anar; ölüm tarihini vermez. Bu kayda dayanarak mezarının Amasya'da olduğu söylenebilir, ancak ölümüne dair sağlam bir tarih yoktur.
Amasya Tarihi'nde ise Münîrî'nin sonuna dair başka bir iz vardır. Şehzade Ahmed'in 918'deki (1512) idamından sonra Amasya'da yürütülen soruşturma sırasında "nişancı Münîrî Efendi de tahkikat esnasında korkusundan vefat etti" denir; aynı sayfalarda eski Amasya kadısı Müeyyedzâde Şemseddin Ahmed Efendi'nin de baskın sırasında yüreği yarılarak öldüğü anlatılır. Öte yandan Yasar, Gıyâseddin Efendi'nin 927'nin başlarındaki ölümü için "Amasya şairlerinden Mevlânâ Münîrî"nin bir tarih manzumesi söylediğini de kaydeder. Bu iki kayıt aynı kişiden söz ediyorlarsa birbiriyle bağdaşmaz; ilkine göre şair 1512 dolaylarında ölmüştür, ikincisine göre 1521'de hayattadır. Aynı adı taşıyan bir başka Amasyalı olup olmadığı belli değildir. Bu yüzden ölüm tarihi kesin bir bilgi olarak verilememekte, 1521 yalnızca olası bir tarih olarak anılmaktadır.
Edebiyat Tarihindeki Yeri
Çağdaş değerlendirmeler Münîrî'yi hem şair hem tarihçi olarak ele alır. Türkçe ve Farsçaya hâkim bir şair, divan düzenleyecek olgunlukta belagat sahibi biri ve klasik Türk edebiyatının en hacimli manzum siyerini yazacak kadar İslâm tarihine vâkıf bir âlim olarak anılır. Divanı, Mihr ü Müşterî mesnevisi ve Siyer-i Nebî'siyle klasik Türk edebiyatının velûd, yani çok eser veren yazarları arasında zikredilmeyi hak eder. Fazla tanınmamış olması, yaşadığı dönemde yeterince takdir görmemesine ve yazmalarının çoğunun uzun süre erişilmez kalmasına bağlanabilir. Biyografik eserlerin tümü onu Şehzade Ahmed devrinin şairleri arasında gösterir; ömrünün hemen bütününü Amasya'da geçirdiği konusunda da kaynaklar birleşir.
Kronoloji
1482 (887): Veba salgınında Ali ve Ferah adlı iki çocuğunu birer hafta arayla kaybeder (Divan'daki mersiyeye göre).
1487 (9 Şevval 892, 28 Eylül): Mihr ü Müşterî mesnevisi tamamlanır; müellif nüshası British Library'dedir.
1502'den önce: Manzum Siyer-i Nebî'nin tamamlandığı düşünülür.
1502: Türkçe ve Farsça Divan tamamlanır.
1504-1505 (910): Hüsâmeddin Yasar'a göre Şehzade Ahmed'in nişancısı olur.
1505 (911): Şehzade Ahmed'in oğulları için düzenlediği sünnet düğününde Amasya şairleri arasında anılır.
1509-1510 (915): Şehzade Ahmed'in divan kadrosunda nişancı olarak görünür.
1511 (917): Şehzade Ahmed'in yazışmalarını içeren Münşeât mecmuasının kapsadığı son yıl.
1512 (918): Şehzade Ahmed'in idamı; Yasar'a göre nişancı Münîrî Efendi soruşturma sırasında ölür.
1521 (927) [?]: Kaynaklarda anılan olası ölüm tarihi; yeri ve tarihi kesin değildir.
1523-1524 (930): Siyer-i Nebî'nin bilinen tek nüshası istinsah edilir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddin Yasar, Amasya Tarihi (cilt 1-4, 6-8 ve 9-12; Münîrî ile ilgili kayıtlar).
Akademik çalışmalar
- Ümran Ay, "Münîrî Amâsî", TDV İslâm Ansiklopedisi, EK-2, Ankara 2019, s. 337-338. https://islamansiklopedisi.org.tr/muniri-amasi
- Ersen Ersoy, II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî: Hayatı, Eserleri ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), doktora tezi, Marmara Üniversitesi, 2010.
- Ümran Ay, Münîrî'nin Manzum Siyer-i Nebî'si, 1. cilt (İnceleme-Metin), doktora tezi, Marmara Üniversitesi, 2007.
- Ayten Akmandor, Divân-ı Münîrî (yüksek lisans tezi, 1980) ve Münîrî ve Mihr ü Müşterî Mesnevisi (doktora tezi, 1983), Ankara Üniversitesi.
- İsmail E. Erünsal, "Türk Edebiyatı Tarihi'nin Arşiv Kaynakları I: II. Bâyezid Devrine Ait Bir İn'âmât Defteri", Tarih Enstitüsü Dergisi, sy. 10-11 (1981).
Diğer kaynaklar
- "Münîrî", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (TEİS). https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/muniri-mdbir
Çevrimiçi kaynaklar






