Derûnî-i Sânî, yani "ikinci Derûnî", XVI. yüzyılın ortalarında yaşamış Manisalı bir şair ve musikişinastır. Beyânî Mustafa'nın tezkiresine göre önce Şehzade Mustafa'nın kapısına intisap etmiş, sonra Şehzade Selim'in, yani sonraki II. Selim'in hizmetine geçmiş, orada umduğu ilgiyi görmeyince sitemli bir muhammes bağlamıştır. Bu kayıt onu Şehzade Mustafa'nın çevresine bağlar ve Amasya şairleri arasında anılmasının nedeni budur. Ancak Şehzade Mustafa 1534-1541 yılları arasında Manisa'da, 1541-1553 yılları arasında Amasya'da bulunduğu için, Manisalı bir şairin şehzadeye hangi şehirde bağlandığı belirsizdir. Kınalızâde Hasan Çelebi ise aynı şairi anlatırken Şehzade Mustafa'dan hiç söz etmez. Sayfa, bu yüzden şairin hayatını ve iki şiir parçasını, Amasya bağının dayanaklarıyla birlikte verir.

Hayatı

Derûnî-i Sânî'nin adı, doğum ve ölüm tarihleri bilinmiyor. İki tezkireci de onun Manisalı olduğunu söyler; Beyânî "Magnisavîdür", Kınalızâde "şehr-i Magnisadandur" der. Her ikisi de görünüşü ve hâliyle bir derviş tavrı taşıdığını, dünyaya değer vermeyen bir kişiliği olduğunu vurgular. Kınalızâde bunu "Derûnî bîrûnına muvâfık", yani içi dışına uygun diye anlatır ve mahlasla bir söz oyunu yapar: Derûnî "iç", bîrûn "dış" demektir. Şairin asıl şöhreti musikidedir. Beyânî onu musiki nazariyatında (ilm-i edvâr) kâmil, tanbur çalmakta en üst tabakaya ulaşmış biri olarak tanıtır ve latif murabbalar bağladığını, yani besteler yaptığını söyler. Kınalızâde de edvar ilminde zamanının bir benzeri bulunmayan ustası ve tanburda ustalar ustası olduğunu, bestelediği murabba ve savtların bütün makamlarda okunarak halk arasında şöhret bulduğunu yazar.

Hayatının bilinen tek olayı bir efendiden ötekine geçişidir. Beyânî'ye göre Derûnî önce Şehzade Sultan Mustafa'nın kapısına intisap etmiş, sonra Sultan Selim Han'ın kapısına gelmiş, gönlünce ilgi göremeyince bu muhammesi bağlamıştır. Kınalızâde aynı olayı çok daha sert anlatır. Ona göre Derûnî, Şehzade Selim'in özel meclisine kabul edilmiş ve onun lütfuna nail olmuştu. Kınalızâde burada "kerimi ağırlarsan ona sahip olursun, alçağı ağırlarsan azar" anlamındaki Arapça beyti hatırlatır ve şairin tabiatındaki bayağılık yüzünden şehzadenin nimetine nankörlükle karşılık verdiğini söyler. Muhammes şehzadenin kulağına ulaşınca neredeyse büyük bir öfkeye yol açmış, fakat şehzade hakîmâne davranıp onu kapısından kovdurmuştur; Kınalızâde bu kovuluşu, şaire günde bin kez ölüm tattıracak bir ceza olarak anlatır.

Amasya ile Bağı

Derûnî'nin Amasya ile bağı yalnız Beyânî'nin "Şehzade Sultan Mustafa âsitânına intisabı olup" sözüne dayanır. Beyânî intisabın yerini ve zamanını söylemez. Şehzade Mustafa 940'ta (1534) Manisa sancağına çıkmış, 948'de (1541) Amasya'ya nakledilmiştir; Şehzade Selim ise 951'de (1544) Manisa'ya gelmiş ve 1558'de Konya'ya nakledilinceye kadar orada kalmıştır. Manisalı bir musikişinasın Mustafa'ya Manisa yıllarında bağlanması, şehzade Amasya'ya gidince şehrinde kalıp birkaç yıl sonra aynı sancağa gelen Selim'in hizmetine girmesi bu tarihlerle kolayca uyuşur. Öte yandan Mustafa'nın ardından Amasya'ya gidip şehzadenin ölümünden sonra Selim'e yönelmiş olması da imkânsız değildir. İki ihtimalden hangisinin doğru olduğu kaynaklardan anlaşılamaz; birincisi daha güçlü görünür, ancak bu da bizim çıkarımımızdır. Bu yüzden Derûnî-i Sânî'nin Amasya'daki meclise katıldığı belgelenmiş değildir.

Kaynakların Durumu ve Tartışma

Derûnî mahlası XVI. yüzyılda birden fazla şair tarafından kullanılmıştır ve bu durum kimlik karışıklığına açıktır. "Sânî" sıfatı, ondan önce tanınmış bir Derûnî bulunduğunu gösterir. Bu ilk Derûnî, İznikli olup bir terzi yanında çıraklık yaptıktan sonra ilme yönelmiş, Leysîzâde'ye dânişmend olmuş, esrar ve afyona düşkünlüğü yüzünden yoksulluk içinde 950 (1544) yılında ölmüş bir şairdir; Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'ndeki "Derûnî" maddesi onu anlatır. Kınalızâde ayrıca Yenice-i Vardarlı bir Derûnî'yi de "Derûnî-i diger" başlığıyla anar. Manisalı Derûnî'nin bu iki şairle ilgisi yoktur.

Amasya tarihinde de aynı mahlası taşıyan bir şahsiyet vardır. Hüseyin Hüsameddin, Halvetî şeyhi Osman Efendi'nin soyundan gelen, Osman Efendi Tekkesi şeyhi ve Sultan Bayezid dersiyesi mutasarrıfı Derûnî Mehmed Efendi'yi anlatır; âlim, zahit, vaiz ve şair olan, zaman zaman ilahiler söyleyen bu Amasyalı şeyh 1114 (1702) dolaylarında ölmüştür. Hem dönemi hem de memleketi farklı olduğundan Manisalı Derûnî-i Sânî ile karıştırılmamalıdır. İki tezkirecinin anlatımı arasındaki ayrılık da not edilmelidir: Beyânî, Derûnî'nin Mustafa'ya bağlılığından söz eder ve Selim'in kapısındaki hayal kırıklığını yumuşak bir dille anlatır; Kınalızâde ise Mustafa'yı hiç anmaz ve bütün suçu şaire yükler.

Şiiri

Derûnî-i Sânî'nin bir divanı bilinmiyor. Tezkirelerde iki şiir parçası kalmıştır. Birincisi Şehzade Selim'in kapısında yazdığı muhammesin bir bendidir: gönül şehri yıkıldıktan sonra hiçbir şeye meyletmeyen şair, gaflet şarabıyla mağrur olmuş devlet hevesliye "bundan böyle dünyayı al, sana bağışladım" diye seslenir. Beyânî bu şiiri "murabba" diye anar, neşri hazırlayan Aysun Sungurhan ise dipnotta muhammes olduğunu belirtir. İkincisi Âgehî'nin bir kasidesine yazılmış naziredir; Beyânî bu nazire için "hûb dimişdür", yani güzel söylemiş der, Kınalızâde de bu bahariyenin Âgehî'nin kasidesinden aşağı kalmadığını yazar. Kasidenin tezkirelerde kalan beş beytinde bahar bahçesi bir gemi yolculuğu gibi anlatılır: rüzgâr kıbleden eser, bahçe denizi dalgalanır, selvi direk, yasemenler halat olur. Her iki parça bu kategoride ayrı sayfalarda özgün metin, günümüz Türkçesi ve yorumla verilmiştir.

Şehzade Mustafa'nın çevresindeki öteki şairler için sitemizdeki Şehzade Mustafa (Muhlisî): Şiirleri ve Amasya Çevresindeki Şairler yazısına bakılabilir.

Kronoloji

940 (1534): Şehzade Mustafa Saruhan (Manisa) sancağına çıktı.

948 (1541): Şehzade Mustafa Amasya'ya nakledildi.

951 (1544): Şehzade Selim Manisa'ya geldi; 1558'de Konya'ya nakledildi.

1566: Şehzade Selim, II. Selim olarak tahta çıktı; Derûnî'nin Selim'in şehzadelik meclisinden kovulması bu tarihten öncedir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar