Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Derûnî Mehmed Efendi'yi anlatırken bir vaizin en çok övüldüğü sözü kullanır: "nefesi müessir", yani sözü dinleyenin içine işleyen bir zat. Halvetî dervişi Hüseyin Dede'nin oğlu olan, Amasya'nın eski şeyh ailelerinden Şeyh Osman Efendi'nin soyundan gelen Mehmed Efendi, XVII. yüzyılın ikinci yarısında önce Kağnılı Ali Ağa Tekkesi'nde, sonra atasının adını taşıyan Osman Efendi Tekkesi'nde şeyhlik etmiş, İbâdullah Camii'nde vaaz vermiş ve 1114 (1702-03) dolaylarında ölmüştür. Hüsameddin onun "bazen ilâhiyât söylediğini" de ekler; Derûnî mahlasını büyük ihtimalle bu ilâhîlerde kullanmıştı; ne var ki bunlardan hiçbiri bugüne ulaşmamıştır.

Hüsameddin'in Kaydı

Amasyalıdır. Dervişân-ı Halvetiyyeden ve Şeyh Osmân Efendi evlâdından Hüseyin Dede'nin mahdûmudur. Hâtunîye câmii vâizi ve Mahmûd Çelebi Tekkesi şeyhi es-Şeyh Hızır Efendi'nin halka-i zikr ü ifâdesinde tahsîl-i ilm ve tekmîl-i sülûk ederek şeyh-i müşârün-ileyhden hilâfet aldı. İbtidâ Kağnılı Ali Ağa Tekkesi şeyhi ve İbadullah Câmii vâizi olup ilm ü takvasıyla iştihâr etdi. Ba'dehû Osmân Efendi Tekkesi şeyhi ve Saz Malikânesi ve Sultân Bâyezîd dersiyyesi mutasarrıfı olup yıllarca orada zikr ve ibâdetle iştigâl ve 1114 hudûdunda dâr-ı naîme irtihâl etdi. Âlim, zâhid, vâiz, nefesi müessir ve şâir idi. Bazen ilâhiyât söylerdi. Mahdûmu Ahmed Efendi'dir.

Bugünkü dille: Amasyalıdır. Halvetî dervişlerinden ve Şeyh Osman Efendi'nin soyundan Hüseyin Dede'nin oğludur. Hatuniye Camii vaizi ve Mahmud Çelebi Tekkesi şeyhi Şeyh Hızır Efendi'nin zikir ve sohbet halkasında ilim tahsil etti, tarikat yolunu tamamladı ve bu şeyhten hilafet aldı. Önce Kağnılı Ali Ağa Tekkesi şeyhi ve İbâdullah Camii vaizi oldu, ilmi ve takvasıyla ün kazandı. Sonra Osman Efendi Tekkesi şeyhi oldu; Saz Malikânesi'nin ve Sultan Bayezid Camii ders vazifesinin gelirleri de ona verildi. Yıllarca orada zikir ve ibadetle meşgul olup 1114 (1702-03) dolaylarında vefat etti. Âlim, zahit, vaiz, sözü etkili ve şair biriydi. Zaman zaman ilâhîler söylerdi. Oğlu Ahmed Efendi'dir.

Halvetî Bir Aileden

Derûnî'nin ailesi Halvetî yoluna bağlıydı: babası Hüseyin Dede "dervişân-ı Halvetiyye"den sayılır, soyları da tekkesine adını veren Şeyh Osman Efendi'ye çıkar. Hüsameddin bu Osman Efendi'nin kim olduğunu ve tekkenin nerede bulunduğunu bu maddede açıklamaz. Mehmed Efendi'nin el aldığı kişi ise babası olmadı; şehrin tanınmış şeyhlerinden birine bağlandı. Hocası olarak anılan Hızır Efendi, Hüsameddin'e göre Hatuniye Camii vaizi ve İçerişehir'deki Mahmud Çelebi Tekkesi'nin şeyhidir. Hüsameddin'in aynı adı taşıyan başka bir maddesinde, Halvetî şeyhi Îcâdî Hızır Efendi'nin torunu olan ve "Hayreddîn Hızır Efendi" diye de anılan Hızır Efendi-Şeyhzâde, kırk yıl kadar Mahmud Çelebi Tekkesi'nin şeyhliğini yapmış ve Rebiülevvel 1063'te (Ocak-Şubat 1653) ölmüştür. Orada vaizliği Hatuniye'de değil Enderun Camii'nde gösterilir; yine de tarih ve görev bakımından Derûnî'nin şeyhinin bu kişi olması kuvvetle muhtemeldir. Bu eşleştirme doğruysa Derûnî'nin sülûkü XVII. yüzyılın ortasından önce tamamlanmış, ölümünde de epey yaşlanmış olmalıdır.

Tekke ve Kürsü

Hilafetten sonra ilk görevi Kağnılı Ali Ağa Tekkesi'nin şeyhliğidir. Tekkenin adı, XVII. yüzyılın ilk yarısında Amasya mütesellimliği yapmış olan Kağnılı el-Hâc Ali Ağa'yı hatırlatır; tekkenin bu Ali Ağa'nın yaptırdığı bir zâviye olup olmadığı maddede belirtilmez. Aynı yıllarda Derûnî, Bozahâne Mahallesi'ndeki İbâdullah Camii'nde vaaz verdi. Bu caminin bânisi, Şehzade Ahmed'in Amasya valiliği döneminin zengin tüccarlarından İbâdullah Çelebi'dir; cami 1011'de (1602-03) yanmış ve 1017'de (1608-09) bânisinin soyundan Şükrullah Efendi tarafından yeniden yaptırılmıştı. Derûnî'nin vaazları, bu yenilenmiş camide verilmiş olmalıdır.

Sonraki görevi, soyunun bağlandığı Osman Efendi Tekkesi'nin şeyhliğidir. Hüsameddin buna iki gelir kaynağı ekler: Saz Malikânesi ve Sultan Bayezid dersiyesi. Saz Malikânesi, Amasya'da ayrıca iltizama verilen bir mukataa olarak başka maddelerde de geçer; dersiye ise Sultan Bayezid Camii'ndeki ders vazifesine bağlanan gelir payıdır. Bu gelirlerin bir tekke şeyhine verilmesi, Derûnî'nin şehirde itibarlı bir vaiz ve âlim olarak tanındığını gösterir. Hüsameddin onun "yıllarca orada", yani Osman Efendi Tekkesi'nde zikir ve ibadetle meşgul olduğunu söyler. Ölüm tarihi "1114 hudûdunda" diye yaklaşık verilmiştir; oğlu Ahmed Efendi'nin tekkede ona halef olup olmadığı yazılmaz.

Şiiri

Şiirlerine ulaşılamamıştır. "Bazen ilâhiyât söylerdi" cümlesi, Hüsameddin'in onun şairliği hakkında verdiği tek bilgidir; arkasından bir dörtlük gelmez. "Derûnî" Farsça kökenli bir sözdür ve iç, gönül dünyasına ait olanı anlatır; zikir meclislerinde okunmak üzere ilâhî söyleyen bir Halvetî şeyhine uygun bir mahlastır. Aynı mahlasla anılan, Şehzade Mustafa ile Şehzade Selim'in çevresinde bulunmuş Manisalı tanbur üstadı Derûnî-i Sânî ise XVI. yüzyılda yaşamıştır ve bu Amasyalı şeyhten ayrı bir kişidir. Kaydın tam metni, eski sözcüklerin açıklamalarıyla Derûnî Mehmed Efendi-Osmân Tekkesi Şeyhi adıyla yer alır; hocası olduğu düşünülen şeyhin hayatı Hızır Efendi-Şeyhzâde el-Hâc maddesindedir.

Kronoloji

1017 (1608-09): Derûnî'nin sonradan vaaz vereceği İbâdullah Camii yeniden yapılır.

Rebiülevvel 1063 (Ocak-Şubat 1653): Hocası olduğu düşünülen Mahmud Çelebi Tekkesi şeyhi Hızır Efendi ölür.

1114 (1702-03) dolayları: Osman Efendi Tekkesi şeyhi iken ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar