Özgün Metin
مهر شريف مهر تو يا سيد البشر
بر سينهء قيا شده كالنقش فى الحجر
Latin harfleriyle okunuşu, Kınalızâde tezkiresinin Aysun Sungurhan neşrinde şöyle verilmiştir:
Mühr-i şerîf mihr-i tu yâ seyyide’l-beşer
Ber-sîne-i Kaya şude ke’n-nakşı fi’l-hacer
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey insanlığın efendisi (Hz. Muhammed), senin sevgin şerefli bir mühürdür; taşa kazınmış bir nakış gibi Kaya'nın göğsüne kazınmıştır. Hüsameddin neşrini hazırlayanların dipnottaki çevirisi ise hitaptan sonra şöyle sürer: "Senin mührün mihr-i şerîfindir (güneş gibi aydınlık, nur saçan yüzündür) ve taşa kazınan nakış gibi sîneye nakşedilmiştir."
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beyit, bir devlet adamının mührüne kazınmak üzere söylenmiş bir mühür beytidir. Dili Farsça ve Arapçanın karışımıdır; "mühr-i şerîf mihr-i tu" ve "ber-sîne-i Kaya şude" Farsça, "yâ seyyide'l-beşer" ve "ke'n-nakşı fi'l-hacer" Arapçadır. İki dilin bir beyitte birlikte kullanılmasına divan şiirinde mülemma denir. İki mısra "beşer" ve "hacer" kelimeleriyle kafiyelenir. Arap harfli metin Hüsameddin'in eserinden alınmıştır; eserin dijital metninde harfler ters sırayla çıktığı için sıra düzeltilmiştir. Latin harfli okunuş Kınalızâde neşrindendir; Hüsameddin beytin okunuşunu vermez. Kaynaklar vezni göstermez.
Anlam ve Söz Sanatları
Beytin ilk sanatı "mühr" ile "mihr" arasındadır. Arap harfleriyle ikisi de aynı biçimde (مهر) yazılır; biri mühür, öbürü sevgi ve güneş demektir. Şair, Peygamber'e duyulan sevginin sahibinin göğsüne bir mühür gibi basıldığını söyler; mühür sahibinin kendi mührü de bu sevginin işareti olur. Hüsameddin neşrini hazırlayanlar "mihr" kelimesini güneş anlamıyla, Peygamber'in nurlu yüzü olarak anlamıştır; iki okuma da kelimenin sözlük anlamlarına uyar.
İkinci mısrada mühür sahibinin adı beytin içine yerleştirilmiştir. "Kaya" hem şahıs adıdır hem de Türkçede taş, kaya demektir; mısranın sonundaki "fi'l-hacer" (taşta) sözü bu ikinci anlamı uyandırır. Kaya'nın göğsü, üzerine nakış kazınan bir taşa dönüşür; mühür taşının kendisi de kazıma bir taştır. "Ke'n-nakşı fi'l-hacer" sözü, küçük yaşta öğrenilen bilginin taşa kazınmış nakış gibi silinmediğini söyleyen bilinen Arapça sözü de hatırlatır. Bu son iki tespit bizimdir.
Tarihî Bağlam
Hüsameddin'e göre beyit, Amasyalı Torumtayzâde Kaya Paşa'nın, mührüne kazdırmak üzere Edâyî'den bir beyit istemesi üzerine söylenmiş ve Kaya Paşa onu mührüne kazdırmıştır. Kınalızâde ise beyti "Mîr-livâ olan Kaya Beg'in mührüne" söylenmiş, dostlar arasında çok beğenilen bir beyit olarak anar. Hüsameddin eserinin üçüncü cildinde, 961 Rebiülahirinde (Mart-Nisan 1554) mirliva Kaya Bey'in Amasya sancakbeyliğine getirildiğini, 962 Şabanında (Haziran 1555) Kanuni Amasya'dan ayrılırken Kaya Bey'in de onunla İstanbul'a gittiğini yazar. Mühür beytinin sahibi olan Kaya Bey'in bu kişi olduğu anlaşılmaktadır, ama kaynaklar bunu açıkça birleştirmez; beytin onun Amasya beyliği sırasında mı, sonra mı söylendiği de bilinmiyor. Şairin hayatı için Edâyî Receb Bey yazısına bakılabilir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 7, Amasya: Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, s. 270 ("Edâyî Receb Bey-Hacıbeyzâde" maddesi; e-kitap s. 271; dipnot 100). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page271.html
- Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-şu'arâ, hzl. Aysun Sungurhan, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (e-kitap), s. 183, "Edâyî Beg" maddesi. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55834,kinalizade-hasan-celebipdf.pdf
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 3, e-kitap s. 509-510. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page509.html
Çevrimiçi kaynaklar






