Özgün Metin

Aç sîneni âyîne-i billûr görünsün
Nahl-i Cebel-i Tûr'daki nûr görünsün
Bir âyine-i hüsne mukâbil ola gördüm
Matem-kede-i dehr-i denî sûr görünsün
Bir dilber-i bî-misle yer et kâh-ı dilinde
Ne sûret-i vildân ve ne hod hûr görünsün
Sâki bizi kim sagâr ile mest edemezsin
Hurşîd-sıfât kâse-i fağfûr görünsün
Ol mertebe nûş et mey-i nâbı ki Edîbâ
Şîrân-ı kavî kalb-i cihân mûr görünsün.

Günümüz Türkçesiyle

1. Göğsünü aç da billur ayna görünsün; Tûr Dağı'ndaki ağacın nuru görünsün.

2. Bir güzellik aynasının karşısına geçeyim de bu alçak dünyanın matem evi düğün yeri görünsün. (Mısra kapalıdır; "ola gördüm" sözü "karşı karşıya geleyim" diye anlaşılmıştır.)

3. Gönül sarayında misli olmayan bir dilbere yer aç; ne cennet gençlerinin sureti görünsün ne de huriler.

4. Ey saki, madem bizi küçük kadehle sarhoş edemiyorsun, güneş gibi bir Çin porseleni kâse görünsün.

5. Ey Edîb, saf şarabı öyle bir dereceye kadar iç ki dünyanın yüreği güçlü aslanları karınca görünsün.

Edebî ve Tarihî Yorum

Görünen ve Görünmeyen

Şair bu gazelde hep bir şeyin gözle görülmesini diler; "görünsün" redifi beş beytin beşinde bu dileği yineler. Kafiyeyi "billûr, nûr, sûr, hûr, fağfûr, mûr" kelimelerinin ortak "-ûr" sesi taşır. İlk beyit en yükseğe çıkar: sevgilinin açılan göğsü billur bir aynadır ve o aynada Tûr Dağı'ndaki ağacın nuru görünür. Kur'an'da Hz. Musa'nın Tûr'da bir ağaçtan gelen ateşi görmesi ve orada Tanrı'yla konuşması anlatılır; "nahl" kelimesi aslında hurma ağacıdır, ama burada o kutsal ağacın yerini tutar. Güzelin bedeni böylece ilahî nurun yansıdığı bir yüzey olur. Bu tasavvufî okuma şiirin bütününe yayılmaz; sonraki beyitler meclise ve şaraba iner.

İkinci beytin ilk mısraı kapalıdır. "Mukâbil ola gördüm" sözü "karşısına geçeyim, karşı karşıya geleyim" gibi bir dilek olarak anlaşılmış ve aktarım buna göre yapılmıştır; başka bir okuyuş da mümkündür. İkinci mısraın karşıtlığı ise açıktır: dünya bir "matem-kede", yas evidir ve güzellik onu bir anda "sûr", düğün yerine çevirebilir. Üçüncü beyit cennetin bile bu güzelin yanında sönük kalacağını söyler: gönül sarayında benzeri olmayan bir sevgiliye yer açan için ne vildân, yani cennetin hizmetçi gençleri, ne de huriler görünür.

Kadehten Kâseye

Dördüncü beyitte söz sakiye döner. "Sagâr" küçük şarap kadehidir; şair onunla sarhoş olmayacağını söyler ve güneş gibi parlayan bir "kâse-i fağfûr" ister. Fağfûr Çin hükümdarının unvanıdır ve Çin porseleni bu adla anılırdı; güneşle kâse arasındaki benzerlik, dolu kâsenin ışık saçan yuvarlak yüzüne dayanır. Mahlas beyti bu isteği sonuna götürür: öyle içilmeli ki dünyanın en yürekli aslanları karınca kadar küçük görünsün. Şarabın verdiği cesaret, rind şiirinin bilinen bir mazmunudur. Gazelin ne zaman yazıldığı bilinmiyor; Edîb'in Damad İbrâhim Paşa'nın meclislerinde nedimlik yaptığı yıllarla ilişkisi kurulabilir, ama şiirde bunu gösteren bir işaret yoktur. Kadılıkları ve nedimlik yılları Edîb Mehmed Efendi (Lâdikli) yazısında anlatılır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar