Özgün Metin

Zülfüñe ber-dâr olup atdı semâya tâcını
Şimdi buldı işte göñlüm ey perî miʿrâcını

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey peri, gönlüm zülfüne asılıp tacını göğe fırlattı; işte şimdi miracını buldu.

Edebî ve Tarihî Yorum

İki mısra içinde bir idam sahnesi yükseliş sahnesine dönüşür. "Ber-dâr olmak" darağacına asılmak demektir ve tasavvuf geleneğinde ilk akla gelen ad, "Ene'l-Hak" dediği için asılan Hallâc-ı Mansûr'dur. Ehlî'nin gönlü sevgilinin zülfüne asılmıştır; uzun, kıvrımlı saç burada bir ip, bir darağacı gibidir. Fakat asılan gönül yere düşmez, yukarı çıkar ve tacını göğe atar. Tacını havaya atmak, bir sevinç ve vazgeçiş işaretidir; dervişlerin başlarındaki tac da akla gelir.

Yükselişin adı ikinci mısrada konur: "mi'rac". Peygamberin göğe yükselişini anlatan bu kelime, sufilerin dilinde ruhun Allah'a doğru yükselişi için de kullanılır. Zülfe asılmak böylece hem ölüm hem de bir göğe çıkış olur; âşık için aşkta ölmek, en yüksek mertebeye varmaktır. "Tâc" ile "mi'râc" kafiyelenir ve kafiyeli iki mısrasıyla beyit bir gazelin başında durur, yani matladır. Kınalızâde, Ehlî'nin son yıllarında tasavvufla uğraştığını yazar; bu beyit Âşık Çelebi'nin 1568'de kaydettiği erken şiirlerden olduğu için o yönelişin bir ürünü sayılamaz, ama tasavvuf mazmunlarının şairin dilinde baştan beri bulunduğunu gösterir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar