Amasya’da “Mevlânâ Şemseddîn Mehmed bin Mehmed Aksarâyî” demekle meşhûr bir zâtın mahdûmudur. Bunun için te’lîfâtında “Mehmed bin Aksarâyî” diye imzâ kordu. İcâzet-nâmesinde ve “Şerh-i Mûciz” adlı eserinde görüldüğü üzere mukaddimât-ı ulûmu ve ilm-i tıbbı pederinden tederrüs ve ahz etdi.
Ba’dehû Amasya fuzalâsından Mevlânâ Fahreddîn İlyâs bin Aksarâyî ve Mevlânâ Şerefeddîn Mehmed bin Vecîheddîn el-Erzincânî ve Mevlânâ İmâdeddîn Ömer bin Hallâtî’den tahsîl-i ulûm ederek ders-i âm oldu.
Tedrîs-i ulûm etdiği esnâda mevâ’iz ve hikem-i İslâmiyeden bâhis olan “Ravzatü’l-Ulemâ”yı Türk diline terceme ederek “Teferrücü’l-ümerâ’” adıyla tevsîm ve Amasya hükümdârı Şâdgeldi Paşa’ya takdîm ederek fazl u irfânıyla kendisini tanıttı. Nûr-ı Osmâniye kütübhânesinde 2347 numarada mukayyed olan Teferrücü’l-ümerâ adlı eserinin dîbâcesinde bu terceme ve takdîmi şöyle anlatıyor: [151]
“Andan sonra bu hûb risâlenin sebebi oldur ki din direği ve çeri beyi ve gâzîlerbaşı ve kırklarbaşı ve kâfir kırıcı ve müselmânlara yarayıcı ve kiliseler yıkıcı ve mescidler yapıcı ve Dâvud adilli ve Süleyman çerili ve İskender azametli Cemşîd kuvvetli ve Muhammed Mustafa hulklı Hüdâvendigârum Ebûbekir sıdklı, Ömer heybetli, Osmân hayâlı, Alî sehâlı, dağ devletli, deniz ni’metli, hâtem mürüvvetli Şâdgeldi Paşa çarh-ı felek hareket etdikçe ve ay ve gün devr etdikçe ömrü ve devleti dâ’im ve alemi âlem içinde kâ’im olsun. Dostları çok ve düşmanları yok olsun ve devleti gününe zevâl ermesin.
Mübârek adı dünyâyı güneş gibi tutdu ve bahâr gibi adli cihânı bezedi ve lutf-ı İslâma şark u garba erişdi ve keremi yağmur gibi her millete değdi. Bu du’âcı “Mehmed bin Aksarâyî” diler ki ol güneşten zerre ve denizden katreye değîn ol bağ-ı İremden gül yübleye ve ol uçmak hânından ni’met yiye. Ammâ sayısız beyler ve ulular katına varılmak olmaz. Yol [152]istedim ki pâdişâhın mübârek yüzin görem çün işittim ki pâdişâh hazreti âlimleri sever ol sebepten kim âlîmler, peygamberler mirâs-hûrsıdır ve her kim bunları sever Hakk te’âla anı sever ve her kim tengri sevdi anın yeri uçmaktır ve nasîbi didârdır. Ol tarîk ileri dönmüş ve bunların muhabbetin eylemiş ihtiyâr ve bu fânî makâmda ve bunların dostluğuyla ol bâkî sarâyı imâret kılurmuş. Pes ol kitâb ki Ravzatü’l-ulemâ derler ya’nî âlimlerin gülistânı, Paşa’nın kuvvetli adına Türk dilince tercüme eyledim.
Tâ bu kitâbı dünyâda oldukça Paşa’nın mübârek adı iyilikle anıla ol âlimler ve ashâblar ve velîler bu kitâb içinde geliserü bunların himmeti bile ola inşâallâhu te’âla çün ol kitâbın adı Ravzatü’l-’ulemâydı ammâ bu kitâba Teferrücü’l-Ümerâ ad verdim. Ümîz budur ki paşanın devletli gözüne hoş görüne. Ol öğütler ki bunda cem’ olundu onunla dünyâsı ve âhireti pek imâret ola.”
Ba’dehû Hacı Şâdgeldi Paşa’ya şerh ü îzâhını takdîm [153]ederek Sarâchâne Câmii kurbunda binâ eylediği Dârü’l-ilm nâmıyla meşhûr Medrese-i Şâdiye’ye ilk müderris oldu. Bundan sonra Şâdgeldi Paşa nâmına te’lîf eylediği Mesâi’l-i Fıkhiye’yi câmi’ eserini takdîm edib kazasker oldu. Bu sebebten talebe-i ulûm dersine akın edib Amasya bir dârü’l-fünûn şekline girdi. Hükümdâr-ı müşârün-ileyhin müşâvir-i hâssı olup merci’-i ulemâ ve ümerâ ve halk olarak kadr u i’tibârı yükseldi.
783 senesinde Şcâmiâdgeldi Paşa, Kâdı Burhân ile yaptığı muhârebede esîr ü maktûl ve ba’zı erâcif işâ’asıyla ulemâ ve erkân-ı hükûmetten çokları Amasya’yı terke mecbûr oldukları esnâda Aksarây’a gidip orada Zincirli Medresesi müderrisi oldu.
Beş yıl kadar Aksaray’da tedrîs-i ulûm ve neşr-i fezâ’il ederek 788’de dârü’n-na’îme irtihâl etdi. Fâzıl, muhakkik, ulûm-ı akliyye ve nakliyyede mâhir, fenn-i tıbba vâkıf bir hekîm-i zî-fünûn idi. Mahdûmları Bedreddîn Mahmûd, Ziyâeddîn Yûsuf Çelebilerdir. [154]
Mahmûd Çelebinin oğulları Muhyiddîn Mehmed, Şemseddîn Ahmed Çelebilerdir. Eş-Şeyh Muhyiddîn Mehmed Çelebi 836’da Aksarây’da kâ’in emlâkin vakf etmişdir. Vakfiyesi vardır. Ahmed Çelebizâde Mevlânâ Muhyiddîn Mehmed Çelebi de 871’de Amasya’ya hicret etdi.
Bunun mahdûmu sadr-ı esbak Pîrî Mehmed Paşa’dır. Sadr-ı müşârün-ileyhin üç kıt’a vakfiyesinde âbâ ve ecdâdı bu sûretle tesbît edilmiştir. Binâ’en-aleyh Şeyhülislâm Cemâlîzâde Zenbilli Alî Efendi’nin mensûb olduğu Cemâleddîn Aksarayî başkadır. Sadr-ı esbak Pîrî Paşa’nın mensûb olduğu Cemâleddîn Aksarâyî de başkadır.
Edirneli Mecdî Mehmed Efendi “Terceme-i Şakâyık”da fâzıl-ı müşarün ileyhin terceme-i hâli bâlâsında unvânını şöyle beyân ediyor:
“Âlim-i âmil, fâzıl-ı kâmil, Şeyh Cemâleddîn Mehmed bin Mehmed bin Mehmed bin İmâm Fahreddîn-i Râzî Rahimehumullâhü te’âla mû’mâileyh fâzıl u kâmil, mütevverri’-i müteberri’, muhakkik-i rabbânî, müdakkik-i Samedânî, ârif-i ulûm-ı Arabiyye ve vâkıf-ı fünûn-ı akliyye ve nakliyye idi.”[155] dedikten sonra nesebi hakkında diyor ki: “Ol hibr-i fâhir haseb-i tâhir ve neseb-i mâhir sâhibi olup sultânü’l-muhakkikîn ve burhanü’l-müdakkikîn imâm-ı Fahr-i Râzi rahmetullâh hazretlerinin nesl-i pâkindendir. Silsile-i neseb-i şerîfi dördüncü mertebede ol imâm-ı hümâma vâsıl olduğu mu’ayyendir”
Şakâyık mü’ellifi Taşköprülüzâde İsâmeddîn Ahmed Efendi bu husûsu
“ ”روی أن المولی المذکور من نسل اإلمام فخر الدين الرازی و هو رابع مرتبة منهم²²⁶
diye rivâyet tarîkiyle yazıyor. Kendisince bunun muhakkak ve mu’ayyen olmadığını anlatıyor.
Çünkü Ahmed bin Hallikân’ın “Vefeyâtü’l-A’yân”da zabtı üzere İmâm Fahreddîn Mehmed bin Ömer er-Râzî 606 senesi şevvâlînin birinci Bayram günü Herât’da vefât etdi. Cemâleddîn Mehmed Aksarâyî de 788’de vefât eyledi. Her ikisinin vefâtı arasında tam 182 yıl vardır.
Nessâbîn ile erbâb-ı târîh derler ki, her bir asr içinde a’zamî beş, asgarî üç batn tebeddül eder. İki [156] batnın tebeddülü ender olur. Bu kâ’ide-i neseb üzerine İmâm Fahr-i Râzî ile Cemâl-i Aksarâyî arasında en az beş altı batn olması lâzım gelirken ancak iki batn bulunuyor.
Bundan dolayı 788’de vefât eden Cemâleddîn Mehmed Aksarayî, 606’da vefât eden İmâm Fahreddîn Mehmed Râzî’nin hafîdi olamaz. Bu rivâyet neseben ve târîhen her hâlde kabûle şâyân değildir.
Bununla beraber fâzıl-ı müşârün-ileyhin pederi ulemâ ve etibbâdan²²⁷ olan Mevlânâ Şemseddîn Mehmed Çelebi 753’de ve bunun pederi meşâyih-i Mevleviyyeden eş-Şeyh Mehmed Aksarâyî de 721’de vefât etmişlerdir.
Bu Mehmed Aksarâyî “ed-Dürerü’l-Kâmine”de Allâme Ahmed bin Hacer’in, Bahâeddîn Ahmed Sultân Veled bin Mevlânâ Celâleddîn Mehmed Rûmî tercemesinde yazdığı üzere 712’de Sultân Veled hazretlerinin cenâze nâmazını kıldırmışdı. Şimdi 721’de vefât eden eş-Şeyh Mehmed Aksarâyî 606’da vefât eden İmâm Fahreddîn Mehmed Râzî’nin oğlu olamaz.
Bunu nazar-ı dikkate alan ba’zı erbâb-ı terâcim bu Mehmed Aksarâyî ile İmâm Fahr-ı Râzî arasında Mes’ûd isminde bir batn daha olduğunu yazmışlar. Cemâleddîn Mehmed bin Mehmed bin Mehmed bin Mes’ûd bin İmâm Fahreddîn Mehmed Râzî demişlerdir.
Hâlbûki imâm-ı müşârün-ileyhin fi’l-hakîka Mehmed adlı bir mahdûmu olup bunun da genç yaşında bilâ-veled vefât etdiğini erbâb-ı târîh tesbit etmişlerdir.²²⁸ Bu iddi’ânın doğruluğu Mes’ûd bin İmâm Fahr-ı Râzî’nin evlâdı olduğu kabûl edilse bile yine matlûb hâsıl olmaz.
Benim tetebbu’âtıma göre eş-Şeyh Mehmed Aksarâyî, 678’de vezîr ve sâhib-i a’zam-ı Selçukî Fahreddîn Alî bin Hüseyin bin Ebîbekr el-Konevî’nin vakfiyesi zeylinde şâhid olarak imzâsı görülen müderris Aksarâyî “Mes’ûd bin Mehmed bin Mahmûd”un mahdûmudur.²²⁹
Müderris Aksarâyî olan Mevlânâ Sa’deddîn Mes’ûd’un pederi Amasya kâdısı iken 641’de Moğol kumândânı Baycu Noyin ile Sultân Gıyâseddîn Keyhüsrev-i Selçukî arasında Mugan’a gidip²³⁰ akd-ı sulhe muvaffak olduğundan dolayı vezîr ve sâhib-i a’zam olan Fahreddîn Mehmed bin Mahmûd bin [158] Alî er-Râzî’dir.²³¹
Şu hâlde Cemâleddîn Mehmed Aksarâyî Konya’da sâhib-i a’zam olup 654’de vefât eden esbak Amasya kâdısı Fahreddîn Mehmed bin Mahmûd er-Râzî’nin ahfâdından olur. 606’da irtihâl eden sâhib-i tefsîr İmâm Fahreddîn Mehmed bin Ömer er-Râzî’nin ahfâdından olamaz. Binâ’en-aleyh rivâyet yalan değil, yanlışdır. Bu rivâyet Cemâleddîn İbrâhim Aksarâyî tercemesinde ve evladında yoktur.
Erbâb-ı terâcimin tesbît eylediği şu iki terceme ve neseb sûret-i kat’iyyede gösteriyor ki ikinci Cemâleddîn Mehmed Aksarâyî birinci Cemâleddîn İbrâhim Aksarâyî’nin hafîdi değildir ve târîhen olamaz.²³² Aralarında neseben karâbet, ikinci Cemâleddîn Aksarayî’nin birinci Cemâleddîn Aksarâyîzâde Fahreddîn İlyâs’ın dâmâdı olmasından ibâretdir.