Amasyalıdır. Yukarıda tercemesi yazılan hattât-ı meşhûr Celâleddîn Ahmed Çelebi bin Hâce İzzeddîn Hasan Çelebi bin Hâce Alâaddîn Alî Çelebi mahdûmu ve kıbletü’l-hattâtîn eş-Şeyh Hamdullâh Amâsî’nin dayızâdesidir. [165]

Pederinden ve amucası hattât-ı meşhûr Abdullah Efendi’den hutût-ı mütenevvi’ayı ahz ve temeşşuk ederek esâtize-i Rûmdan oldu. Amasya’da yıllarca tâ’lîm-i hatt ederek üstâz-ı be-nâm olup Şehzâde Sultân Ahmed devrinde merci’-i hâs ve âm olarak iştihâr etdi.

Sultân Selîm Han-ı evvel tahta cülûs etdikde kendisini İstanbul’a da’vet edib yazdığı bir mushaf-ı şerîfi İstanbul’a vusûlünde sultân-ı müşârün-ileyhe ihdâ etdi. Pâdişâh-ı müşârün-ileyh fevka’l-âde istihsân edib bin filori ihsân eyledi. Yevmî bir filori vazîfe ile İstanbul’da kalmasını istedi.

Sâhib-i terceme “Para için vatanımı terk edemem” diye cevab verip avdetine müsâ’ade ricâ eylediğinden yevmî elli akçe vazîfe-i tekâ’üdle vatanına geldi. Ta’lîm-i hatta mülâzemet ederek yaşı sekseni mütecâviz olduğu hâlde 931’de dâr-ı bekâya rihlet etdi.

Hutût-ı mütenevi’anın umûmunda mâhir, üstâz-ı bedî’ü’l-üslûb, bir hattât-ı cihân olup esâtize-i cihân içinde [166] dördüncü sayılırdı. Mahdûmu Abdullah Efendi ve birâderi “Köse Hattât” demekle meşhûr Muhyiddîn Mehmed Efendi de meşâhîr-i hattâtîndendir.