1011'de (1602-03) eşkıya baskınında yanan Amasya Mevlevîhânesi yeniden yapıldığında postuna ilk oturan şeyh Ârif Mehmed Dede oldu. Galata Mevlevîhânesi'nde Mesnevî şârihi İsmâil Ankaravî'nin yanında yetişmiş, mesnevîhan olmuştu. Bayram Paşa'nın yaptırdığı yeni tekkenin başına geçti, on bir yıl kadar şeyhlik etti, görevden alınınca İstanbul'a gitti ve orada 1061'de (1650-51) öldü. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'a göre "Arap ve Acem edebiyâtına vâkıf, şâir, natûk, mizacgîr", yani Arap ve Fars edebiyatını bilen, şair, güzel konuşan ve insanların huyunu iyi bilen biriydi. Hizmetinde yetişen Üveys Dede sonradan aynı tekkenin şeyhi oldu, postu ondan sonra damadı Mahmûd Dede aldı; kendi soyu ise bir asra yakın bir süre Mevlevîhâne'nin postunda ve vakfında söz sahibi kaldı.

Amasya Tarihi'ndeki Madde

Mevlevî dervişlerinden Amasyalı Ahmed Dede'nin oğludur. Galata Mevlevîhânesi şeyhi Ankaralı İsmail Dede'nin himâyesinde tahsîl ve terbiye görüp Mesnevîhân olmuştu. Bayram Paşa Amasya Mevlevîhânesi'ni binâ etdikde buranın şeyhi olarak Amasya'ya geldi. On bir yıl kadar icrâ-yı meşîhat edib 1058'de maktûlen vefât eden Amasya mutasarrıfı Hüseyin Paşa'dan dolayı azl ve gadredildi. İkinci defa İstanbul'a gidip ilm ü sinnine hürmeten Sultân Fatih Vakfı fuzalâsından yevmî otuz akçe vazîfe verildi. 1061'de vefât etdi. Âlim, kâmil, Arap ve Acem edebiyâtına vâkıf, şâir, natûk, mizacgîr idi. Mahdûmu Abdulbâki Dede'dir.

Günümüz Türkçesiyle: Mevlevî dervişlerinden Amasyalı Ahmed Dede'nin oğludur. Galata Mevlevîhânesi şeyhi Ankaralı İsmâil Dede'nin himayesinde okuyup terbiye görmüş ve mesnevîhan olmuştu. Bayram Paşa Amasya Mevlevîhânesi'ni yaptırınca buranın şeyhi olarak Amasya'ya geldi. On bir yıl kadar şeyhlik ettikten sonra, 1058'de öldürülen Amasya mutasarrıfı Hüseyin Paşa yüzünden görevinden alındı ve haksızlığa uğradı. İkinci kez İstanbul'a gitti; ilmine ve yaşına saygıdan Fatih Sultan Mehmed vakfının âlimlere ayrılan payından kendisine günde otuz akçe bağlandı. 1061'de öldü. Âlim, olgun, Arap ve Fars edebiyatını bilen, şair, güzel konuşan ve insanların mizacını iyi bilen biriydi. Oğlu Abdülbâkî Dede'dir.

Galata'dan Amasya'ya

Ârif Dede'nin hocası İsmâil Rusûhî Ankaravî, Bayramî şeyhiyken Konya'da Mevlevîliğe girmiş, 1610'da Galata Mevlevîhânesi'nin şeyhi olmuş ve 1041'de (1631) ölünceye kadar yirmi bir yıl postta kalmıştı. Mesnevî'ye yazdığı şerh ona "Hazret-i Şârih" lakabını kazandırmıştı. Ârif Dede'nin mesnevîhanlığı bu çevrede kazanılmış bir ehliyetti; onun Ankaravî'nin ölümünden önce Galata'da bulunduğu anlaşılır.

Amasya'ya dönüşü, tekkenin yeniden kuruluşuyla birliktedir. Hüsameddin'in birinci ciltteki Mevlevîhâne bahsine göre eski tekke 1011'deki eşkıya baskınında yanmış, şeyhi İbrâhim Çelebi de bu olayda ölmüştü. Ârif Dede durumu Bayram Paşa'ya anlattı, paşa 1047'de (1637-38) Mevlevîhâne'yi yeniden yaptırdı ve vakıflarını genişletti; yeni binada ilk şeyh Ârif Dede oldu. Dördüncü cildin olaylar kısmı aynı girişimi Bayram Paşa'nın Amasya'daki öbür hayır işleriyle birlikte sayar: paşa şehre uzaktan su getirmiş, İçerişehir'de Kadı Ali Çelebi Camii'nin yerine kâgir bir cami, bugünkü Mevlevîhâne'nin yerine "dilnişin bir mevlevîhâne" ve Aşağı Pazar'da sonradan Vakıf Han denen büyük bir han yaptırmış, "meşâhir-i zurefâdan Amasyalı Bâkî Dedezâde Ârif Mehmed Dede Efendi"yi de tekkesine şeyh atamıştı. Hüsameddin bu kayıtları 1046 yılı olayları arasında verir ve paşanın Zilhicce ayının ortasında (Mayıs 1637) Amasya'dan Tokat'a geçtiğini, hayır işlerinin çoğunu ayrıldıktan sonra tamamlattığını ekler; birinci ciltteki 1047 tarihi bu tamamlanmaya uyar.

Şeyhliği ve Azli

Ârif Dede'nin yanında yetişenler, onun tekkedeki yerini gösterir. Taşçızâde Üveys Dede onun hizmetinde aşçıbaşılıktan meydancılığa, oradan mesnevîhanlığa yükseldi ve 1067'de (1656-57) Mevlevîhâne'nin şeyhi oldu. Bahçıvan Ali'nin oğlu Şeydâ Ahmed Çelebi da onun yanında mesnevîhan olmuş, şiir ve inşâsıyla tanınmıştı. Mevlevî dedelerinden Süleyman Dede'nin oğlu Hacı Mehmed Çelebi ondan terbiye gördükten sonra 1057'de (1647) Şeyh Cûî zaviyesinin şeyhi oldu. Ârif Dede'den sonra postu alan Mahmûd Dede ise damadıydı; Mahmûd Dede'nin oğulları Senâyî İbrâhim Efendi ile Sâbir Ahmed Dede de tekkenin şair mesnevîhanları arasındadır.

Azlin tarihi ve nedeni kaynaklarda iki farklı biçimde geçer. Dördüncü cildin olaylar kısmına göre Receb 1057'de (Ağustos 1647) Ârif Mehmed Dede "ba'zı ahvâl ve harekâttan dolayı" görevden alındı, yerine mesnevîhan Mahmûd Dede şeyh oldu ve Ârif Dede oğlu Abdülbâkî Dede ile İstanbul'a gitti. On birinci ciltteki maddesi ise azlini 1058'de (1648) öldürülen Amasya mutasarrıfı Hüseyin Paşa'ya bağlar ve "gadredildi" diyerek haksızlığa uğradığını vurgular. Oğlu Abdülbâkî Dede'nin maddesinde baba ile oğulun İstanbul'a gidişi 1058 yılına konmuştur. Hüseyin Paşa ile şeyh arasında ne yaşandığı anlatılmaz. 1047'den 1057'ye on, 1058'e on bir yıl vardır; maddedeki "on bir yıl kadar" sözü iki tarihle de uyuşur.

İstanbul'daki son yıllarında Ârif Dede'ye Fatih vakfından günde otuz akçe bağlandı. Hüsameddin bu ödeneğin "ilm ü sinnine hürmeten", yani ilmine ve ilerlemiş yaşına saygı olarak verildiğini yazar; bu da onun Amasya'dan ayrıldığında yaşlı bir adam olduğunu gösterir. 1061'de (1650-51) öldü. Birinci ciltte Amasya Mevlevîhânesi'nin içindeki türbede "eş-Şeyh Mehmed Ârif Dede"nin gömülü olduğu şer'iyye sicillerine dayanılarak kaydedilmiştir. İstanbul'da ölen bir şeyhin Amasya'daki türbeye nasıl konduğu açıklanmaz; ya cenazesi taşınmıştır ya da kayıt aynı adı taşıyan başka bir şeyhe aittir.

Babasının Adı

Hüsameddin, Ârif Dede'nin babasını üç yerde üç ayrı adla verir. On birinci ciltteki maddede babası "Mevlevî dervişlerinden Amasyalı Ahmed Dede"dir. Birinci ciltteki Mevlevîhâne bahsinde ve altıncı ciltteki İbrâhim Dede Çelebi maddesinde ise 995'ten (1586-87) 1011'e kadar tekkenin şeyhi olan ve eşkıya baskınında ölen İbrâhim Çelebi'nin oğludur. Dördüncü cilt ise onu "Bâkî Dedezâde" diye anar. Üçüncü adlandırma oğlu Abdülbâkî'nin adıyla karışmış olabilir. Babasının tekkenin eski şeyhi İbrâhim Çelebi olması, Ârif Dede'nin yanmış tekkeyi yeniden kurdurmak için neden çalıştığını da açıklar; ancak hangi kaydın doğru olduğu belgeyle gösterilemiyor.

Soyu

Oğlu Abdülbâkî Dede, babasıyla birlikte İstanbul'a gidip Galata Mevlevîhânesi'nde kaldı, sonra Beşiktaş'taki Mürre Hüseyin Paşa Mevlevîhânesi'nin şeyhi oldu ve 1086'da (1675-76) öldü. Onun oğlu Alâeddîn Dede, Şaban 1091'de (Ağustos-Eylül 1680) Amasya Mevlevîhânesi'nin şeyhi olarak dedesinin postuna döndü. Alâeddîn Dede'nin oğulları arasında, Mevlevîhâne postu için mücadele etmiş şair Sâkıb Osman Efendi ile büyük dedesinin adını taşıyan ve İstanbul'da Yenikapı Mevlevîhânesi'ne bağlanan Ârif Mehmed Efendi vardır. Ailenin "Ârif Dedezâde" diye anılması bu atadan gelir.

Şiiri

Ârif Mehmed Dede'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. Arap ve Fars edebiyatına vukufu, Mesnevî okutan bir şeyhten beklenecek bir donanımdır ve Hüsameddin "şâir" sıfatını bu vukufun yanına koyar. Elde ise bir gazel ya da tarih manzumesi bile yoktur. Hakverdioğlu'nun cilt cilt hazırladığı şair dökümü de onu adıyla kaydetmekle yetinir.

Kronoloji

1011 (1602-03): Amasya Mevlevîhânesi eşkıya baskınında yanar; şeyhi İbrâhim Çelebi ölür.

1041 (1631): Hocası İsmâil Ankaravî Galata'da ölür.

1047 (1637-38): Bayram Paşa Mevlevîhâne'yi yeniden yaptırır; Ârif Mehmed Dede şeyh olur.

1057 (1647): Öğrencisi Hacı Mehmed Çelebi Şeyh Cûî zaviyesinin şeyhi olur.

Receb 1057 (Ağustos 1647): Dördüncü cilde göre görevden alınır; yerine damadı Mahmûd Dede geçer.

1058 (1648): On birinci cilde ve oğlunun maddesine göre azledilip oğlu Abdülbâkî ile İstanbul'a gider.

1061 (1650-51): İstanbul'da ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar