Şirvânlıdır. Karabağ eyâleti dâhilinde Bergüşâd kasabası ulemâsından Mîr Yûsuf Efendi bin Mîr Mehmed Rızâ Efendi bin Mîr Haydar Karabâğî mahdûmu ve Hacı Hamza Nigârî Efendi’nin amcazâdesidir. [528] 1245’de Bergüşâd kasabasında doğdu. İbtidâ pederinden ba’dehû Abdullah Karabâğî, Zeyrek Mehmed Karamânî ve Bergüşâdî Hacı Hasan Efendi gibi fuzalâdan ikmâl-i tahsîl ederek 1281’de Hacı Hamza Efendi ile beraber Amasya’ya hicret etdi.
Ancak âdet-i ulemâya ri’âyeten Hacı Hamza Efendi’den bir yıl kadar Kâdı Mîr kitâbını okuyub bir icâzet aldı. Bundan dolayı sülâle-i ilmiyyesi müşârün-ileyh Hacı Hamza Efendi’den i’tibâr edildi. Asıl sülâlesi aşağıda Şirvânî Sirâceddîn Efendi’nin tercemesinde görüleceği üzere Şerîf Mehmed Samsûnî Efendi’den mu’teberdi.
Ulûm-ı akliyyede vâsıl olduğu rütbe-i fazl ü kemâli tedrîs-i ulûm ederek ma’lûm-ı enâm olduğundan Şirvânîzâde Mehmed Rüşdü Paşa’nın evâ’ili sadâretinde 200 kuruş ma’âş tahsîs edildi. Tullâb-ı ulûm rihle-i tedrîsine mülâzemet etdiğinden Hacı Hamza Efendi’nin Amasya’da ihdâs eylediği Aleviyyet mes’elesinde i’tidâl-i demini muhâfaza ederek şöhret-i fazlı her tarafa şâyi’ oldu.
1302’de Hacı Hamza Efendi’nin Harput’a i’zâmında beraber [529] gidip 1304 muharreminde cesediyle beraber geldi. Tekrâr Amasya’da Hacı Hamza Efendi’nin türbesi ittisâlinde tedrîs-i ulûma ibtidâr ve şiddetle takiyye izhâr ederek Alî-Mu’âviye mes’elesi hakkında ketm-i hissiyât etdi.
Bundan dolayı ba’zı ulemâ ve fuzalâ tedrîsâtından fevka’l-âde istifâde edib icâzet-nâmeler aldılar. Ancak mürîdân arasında Hacı Hamza Efendi’nin sağlığında hilâfet-nâme verdiği ba’zı zevâtı kendilerine şeyh nasb ederek Hacı Hamza Efendi’nin üzerine yapılacak türbe ve ittisâlinde bir câmi-i şerîf inşâsına emîn olması fikri kuvvetleniyordu.
Bu esnâda Hacı Hamza Efendi’yi rü’yâda görüp kendisine hilâfet verdiğini iddi’â ederek müşârün-ileyhin halîfesi ve Hamzaviyye şeyhi olduğunu i’lân etmekle mes’ele-i emânet halledildi. Şirvân’dan gelen mebâliğ-i azîme kendisine tevdî’ edilerek türbe ve câmii inşâsına mübâşeret etdi.
1312’de türbe ve câmiin hitâm-ı inşâsında akâ’id-i Hamzaviyyeyi mübeyyin “Tevellâ vü Teberrâ Risâlesi”ni yazıp hâfiyyen Şirvân’a gönderdiği duyuldu. 1314 recebinde Amasya mutasarrıfı [530] olup gelen İstanbulî Mehmed Kemâl Bey erbâb-ı tarîkattan ve âl-i abâ muhibbânından olup kendisini ve ilm ü fazlını takdîr ü tebcîl etdiği münâsebetle mevki’i yükseldi.
Fakat Amasya müftüsü Gürcü Hacı Osmân Efendi, “Tevellâ vü Teberrâ Risâlesi”ni bir tâkım fedâkârlık ihtiyâriyle bulup reddiyyesi hakkında güzel bir şerh ve edille-i şer’iyesiyle risâle münderecâtını redd ü tezyîf ederek bir nüshasını sâhib-i tercemeye gönderdi ve cevâb istedi. Cevâb yerine 1317 senesi saferinin yirmi birinci günü müftî-i müşârün-ileyhe Mutasarrıf Kemâl Bey tarafından fetvâdan azli teblîğ edildi.
Fakat risâle münderecâtı beyne’l-ulemâ fenâ bir te’sîr uyandırdığından risâleden adını kaldırmağa mecbûr oldu. Azl-i müftî, nüfûz u i’tibârını ulemâ ve erkân arasında i’lâ etdiğinden dersânesi merci’-i enâm olacak derecede ehemmiyet kazandı. Kendisini ziyâret etmek oldukça düçâr-ı su’ûbet oldu.
1321 senesi recebinin onaltıncı günü Amasya mutasarrıfı Kemâl Bey’in azl ü nefyine binâ’en mevki’i bir derece sarsıldı. Aylarca hastalandı. Sonra oldukça iyileşti. Nihayet [531] 1323 senesi recebinin gurresi olan leyle-i Regâ’ibde akşam namâzından sonra Hacı Hamza Efendi’nin türbesi başında murâkabe hâlinde iken füc’eten vefât etdi.
Ertesi Cum’a günü namâzı Hacı Hamza Efendi’nin türbesi önünde ba’de’l-edâ mezkûr türbede şeyhinin yanına def’ini murâd eden yeğeni Hâşim Efendiyle sâ’ir ihvana Mahmûd Efendizâde Veysî, Mehmed, Ahmed Efendiler fuzûlî mu’âraza etdiklerinden iki taraf arasında oldukça hararetli münâkaşa oldu.
Amasya mutasarrıfı Ahmed Cevdet Bey’in müdâhalesi bu münâkaşayı haklı bir sûrette hallederek cesedi türbede Hacı Hamza Efendi’nin mahdûmu Sirâceddîn Efendi’nin yanına defnedilerek üçüncü oldu.
İki tilmîz-i fâzılı olan Amasya müftüleri Mecdîzâde Hâfız Abdurrahmân Kâmil ve Hacı Hâfız Mustafa Tevfîk Efendiler derlerdi ki, merhûm-ı müşârün-ileyh ulûm-ı akliyyede cidden fâzıl, muhakkik, usûl-i fıkıh ve kelâmda felsefe ve hikmet-i atîkada mâhir, zekî, hâzır-cevâb, serîü’l-intikâl bir üstâd-ı kâmil, tefsîr ü hadîse vâkıf idi. [532]
İstanbul fuzalâsından üstâdımız Ödemişli Mustafa Efendi Amasya’ya gelip mîr-i müşârün-ileyh ile görüştü. Yek-diğerini ziyâret ederek nisbet, imkân, kıyâs gibi mebâhis-i mühimmede te’âtî-i efkâr ve münâzara etmişlerdi. Muhakkik-i müşârün-ileyhten Hazret-i mîrin derece-i ilmiyyesini sordum. Şu cevâbı verdi: Mîr Hasan Efendi fâzl ü irfânıyla temâyüz etmiş bir sîmâ-yı mübarektir. Ulûm-ı akliyyede de mertebesi pek yüksektir. Zekâsı her türlü ulûmu ihâtaya müsâ’iddir. Ulûm-ı nakliyyede ma’lûmâtı vâsi’dir.
Kendisinin mu’ârızı olan Müftü Hacı Osmân Efendi ve emsâli olan ulemâ derlerdi ki Mîr Hasan Efendi, cidden fâzıl, muhakkik tanınmış bir zâttır. Lâkin “Tevellâ vü Teberrâ Risâlesi”nin münderecâtı kendisinin usûl-i şer’iyyede kavâ’id-i Arabiyyede hâssaten ilm-i sır ve tevârihde râcil olduğunu göstermektedir.
Hazret-i Mîr Hasan Efendi, uzun boylu, subû yüzlü, esmer benizli, hafîf ve uzunca sakallı, oldukça tenû-mend, gâyet vakûr, mültefit, natûk, aklı ilmine, vakârı hilmine gâlib, dîndâr, müteşerri’, Sünnî-meşreb, ulûm-ı akliyye [533] ve nakliyyenin kâffesinde fâzıl ve irfânı müsellem, üstâzü’l-küll bir allâme idi.
Celâlin hudûs bahsine ve irâde-i cüz’iyyeye dâ’ir iki risâle-i müfîdesi vardır. Akâ’id-i Hamzaviyye hakkında yazdığı “Tevellâ vü Teberrâ Risâlesi”ni Şirvân ulemâsından ba’zılarının ricâsı ve takdîm edilen mükâfât-ı nakdiyye mukâbilinde onların efkârını gösterir bir tarzda bi’l-iltizâm yazmış olduğu anlaşılır.
Şu risâle; ihvân-ı Hamzaviyye arasında gâyet mahfî olarak intişâr etmekte olduğu esnâda bir sûretini elde etdim. Bi’l-mütâla’a Hazreti Mîr’in şöhret-i fazl ü kemâline mübâyin gördüm. Bir türlü inanamadım. İsim yeri de açıktı.
Nihâyet mahdûmu Mehmed Sa’îd Efendi birâderimize mürâca’at edib bu risâleyi hakîkaten pederinin te’lîf edib etmediğini sordum. “Evet muhabbet-i Alîye binâ’en pederim te’lîf etdi.” cevâbını verdi. İsim yerinin neden açık bırakıldığını sordum. Tebessüm etdi.
İki tilmîz-i fâzılı olan Hâfız Abdurrahmân Kâmil ve Hacı Hâfız Mustafa Tevfîk Efendilere aynı su’âli îrâd etdim. [534] Bunlar da şu cevâbı verdiler. Bize kendisinin yazdığı bu risâleyi okudu. Muvâfık görmedik.“Şirvân ulemâsından ba’zılarının ricâsı ve efkârı üzerine yazdım.”, cevâbını verdi.
Tevellâ vü Teberrâ Risâlesi şudur:
الحمد هلل الذي جعل التولی مفتاح الضياء والتبری مفتاح الدجی، والصلوة والسالم علی حبيبه الذي حبه معراج الفناء
ومعيار البقاءو علی آله النجباء و أصحابه النقباء و علی من أحبهم من السعداء، و غضب هللا علی من أبغض اآلل و
األصحاب و الخلفاء و السلف الصلحاء و علی من خالف مذهب أهل السنة و وافق أهل الرفض والبدعة. ثم أشکر هللا تعالی علی ما جعلنا من أهل السنة ألنه المزيد في العال علی هذه النعمة.أما بعد فيقول الحقير
262 قد اختلف أهل العلم فی حق معاوية بن أبی سفيان، فبعضهم کشف الغطاء و بعضهم ستر النقاء و بعضهم
ذوالعصيان أظهر الوالء و التصاحب أجلی، و أما الکاشفون فی بحار المحبة مستغرقون، فشاهدوا أن الحب أصل األصول و سبب الوصول و علموا أن حب عين األعيان أعنی حبيب حبيب الرحمن و حب أهل البيت و سائر الخالن عين اإليمان وأيقنوا أن بغض أعدائهم من عالئم اإلذعان و من لوازم اإليمان و کمال العرفان و اإليقان و عرفوا أنه کلما زاد [535] ،البعد عن العدو زادالقرب الی الحبيب. فحصل الوصول الی المولی عند اللبيب ألنهم تنوروا باألنوار القدسية و تشوقوا باإلشراقاألحمدية وتلذذوا باالذواق المحمدية حتی تنفروا عن أعداء خير البريّةأ و ما الساترون، فلمصلحة الوقت راعون، و لغيره من االصحاب
واقون. أ و ما المتصاحبون، ففی لذائذ المحبة لغافلون، و عن المعارف الروحانية لناکبون، و في أودية الضاللة يعمهون صم
بکم عمی فهم َل يرجعون، فإنهم لأعداء هللا يحبون، والخبيث عن الطيب ال يفرقون، و بالدالئل اليعتبرون، و إلی أحوال اآلفاق ال ينظرون، و في أنفسهم ال يتفکرون، أالإنهم في کل واد يهيمون، أفال يرون أن إبليس استحق اللعن بترك السجود لنبي من األنبياء فما بال من غرس شجرة العداوة ألهل بيت فخر األنبياء و أسس بنيان الظلم لساللة خير الوری، و رصص مبنی البغی والعناء في حق آل المصطفی و وهيأأسباب الفتنة التي هي أشد من القتل في حق سند األصفياء، و قطع سلسلة المودة عن رئيس األولياء، و سعی في استيصال شجرة السيادة العلی، و جد جدا بليغا في إعدام المرتضی و کان سببا في قتل قرتی عيني المصطفی و ثمرتی فوأد الزهری أعنی بهما المجتبی والمبتلی، فلم يجب لمسئول من له الشفاعة الکبری صاحب
قاب قوسين أو أدنی، بحب ذی القربی في قول المولی جل و عال. [536] قل َلأسئلکم عليه أجرا إَل المودة في القربی. قالوا يا رسول هللا األقرباء الذين يجب علينا محبتهم من هم؟ قال رسول هللا صلی هللا عليه و سلم: فاطمة و علی و حسن و حسين. کذا في القاضي البضاوي ومن لم يؤمن بنص ربنا األعلی، يريد هللا ليذهب عنکم الرجس أهل البيت و يطهرکم تطهيرا و اتهم الطاهر المطهر بقتل عثمان ذی النورين معدن الحياء فکان کافرا و مکفرا فصدق عليه من مات بغض آل محمد فقد مات کافرا کذا في روح البيان و سنّ سنة سيئة فله وزرها و وزر من عمل بها فبغی علی اإلمام الحق فغوی بمتابعة الهوی فصدق عليه ف أما من طغی و آثر الحيوة الدنيا فإن الجحيم هی المأویو اشتملعليه فقاتلوا التی تبغی حتی تفیء إلی أمر هللااالية لکونه من األشقياء فاتخذ حبيب هللا عدوّا و عدوه خليال فکان ممن يقوی يا ليتنی اتخذت مع الرسول سبيال يا ويلتی ليتنی لم اتخذ فالنا خليال لقد أضلنی عن الذکر بعد إذ جائنی و کان الشيطان لإلنسان خذوال و لم يصدق کالمرب العالمين لقوله َل ينال عهدیالظالمينو جعل رئيس الشياطين أعنی به ابنه اللعين عليه لعنة الالعنين من الجنة و الناس أجمعين و لی عهد المة أشرف األنبياء و المرسلين و لم يبال بتسليم أمانة هللا الکريم الی أقبح الخائنين مع أنه مأمور في حقها بالتوقير و التعظيمو التأمين و لم يراع الشريعة المصطفوية [537] الغراء لتفويضها الظلم الظالمين مع أن هتك حرمتها من کفر الکافرين و سلك مسلك المجرمين و لم يتبع سبيل المؤمنين و خالف إجماع خير األمم فکان أشنع من شر األمم فقرن بالوسواس الخناس فلم يبايع لمن هو خير الناس من ينفع الناس فخرج عن عموم کنتم خير أمة أخرجت للناسو دخل تحت مواعيد المولی الجليل بقوله الجميل و من يشاقق هللا و الرسول من بعد ما تبين له الهدی و يتبع غير سبيل المؤمنين نوله ما تولی و نصله جهنم و سائت مصيرا واستحق لغضب السلطان و ترقی من حد الفسق الی حد الکفران ألن مشاقة هللا و رسوله حصلت له بالبغض و العدوان لمن هو خير الخالن و محبوب حبيب الرحمن و ما هذا اال مخالفة الملك المنان و اتباع غير سبيل المؤمنين أعنی إجماع الطيبين الطاهرين علی خالفة أمير المؤمنين من آل طه و يس جعله قرينا إلی الشيطان و واليا إلی الضاللة و الطغيان و الئقا للحرمان و صالياإلی النيران الن المرا من
سبيل المؤمنين إجماع المسلمين باتفاق األصوليين و المفسرين و لم يأتمر بأمر الجبار فصار مظهرا إلسمه القهار اغترارا بإسمه الغفار و لم يطلع هللا و الرسول و أولی األمر ألنه
لم يرض بالحق و ال يطيع بالحق و لم يستنکف من کونه مصداقا[538 ] لقول الملك العالم خطابا لخير األنامَلتجد قوما يؤمنون باهلل و اليوم اَلخر يوادون من حاد هللا و رسوله ولو كانو آبائهم او أبنائهماالية ألنه هو مواد البنه المحاد و من يواد به فقد حاد فال يوصف بالوداد فال يؤمن باهلل و اليوم االخر و لم يمتنع بالرتداع و لم يرتدع باالمتناع ولم يظهر االباء عما نهی الكريم بقوله القديم ال تتخذوا عدوى و عدوكم أولياء فاتخذ عدو هللا عز و جل أعنی نسله البليد و ابنه يزيد أحمق االشياء وأقبح األعداء من دون هللا أولياء و لم يخف من وعيده الحديد بقوله ذی التهديد و من لم يفعل ذلك فليس من هللا في شیء[سورة آل عمران، آيۀ بل فعل مودة عدوهللا فلم يكن من مواالة هللا في شئ فلميجب دعوة سيدنا المحترم ولم يقبل تكليف نبينا المكرم بقوله المعظم فاتبعوني يحببكم هللا[سورة آلعمران، آيه ألن المطلق منصرف إلى الكمال فالمراد االتباع الشامل بالمتابعة التامة و المبالغة العامة لمن هو متبوع ولمن يحبه المتبوع فالمعنى فإن لم تتبعوني بهذه المتابعة الكاملة يبغضکم هللا فلم يتبع فاستحق بغضا من هللا ألن المتابعة قولية و فعلية وجيبة بأن يحب لمن يحبه الرسول عليه السالم و فقد إحديهما يوجب عدم كمال المتابعة ألن عدم الجزء يستلذم عدم الكل و فقدان الكل يوجب تمام المخالفة و أحسن لمن ورث الفتن فكان في بحر السيئات من الغريق [539] فعدمن الذين فتنوا المؤمنين والمؤمنات ثم لم يتوبوا فلهم عذاب جهنمولهم عذاب الحريق، ولم يرض بالحق الصريح و رضی بالكفر القبيح على أن الرضاء بالكفر كفر أعنی هتك حرمة الشرع و عزم علی قتل آل النبي اللطيف فلم يرغب الهداية الموعودة بل رغب الضاللة المرهوبة بوعد من له الهداية فبقى بقهر ذی الجالل تحت الضالل و ماذا بعد الحق إال الضاللو لم ينظر إلى قول ذی الخلق العظيم و لم ير ما هو الحسن عند هللا حسنا بإخبار النبي الفخيم وهو قوله عليه السالم ما رآه المؤمنون حسنا فهو عند هللا حسنا فاستحق الجحيم ومن حارب أوالد الرسول فكأنما حارب هللا و الرسول و من آذيهم فقد آذى الرسول ومن أهان بهم فقد أهان الرسول و من آذى الرسول فقد استحق اللعن و هبط عن
القبول. وهذا بالنصوص القرآنية و األحكام الفرقانية كقوله تعالى إن الذين يوذون هللا و رسولهااليةو هذا العدو الشر وجوده
الضر لم يصدق بقول خير البشر إن عليا مع الحق و ال يفارقه الحق حتى يالقيني ولم يوال من وااله بقوله هذا على من كنت مواله فعلى مواله، من عصاه فقد عصاني )شفاء شريف(فلم يتبع الهدى و لم يؤمن بالتولى و التبرى فاستعد لغضب المولى و حارب [540] مع من قال في حقه النبي أالعلى لحمك لحمى و جسمك و جسمي يا مرتضی)کذا في الشفاء(و آذی لمعدن الجود و السخاء و جفی لمنبع الصدق و الصفاء و بغى على الموصوف باإلخاء أعنى أخاالمصطفى عليه السالم ألنه قال له أنت أخي يا ذا الوفاء فكان حارب المولى فاستوجب الخزى فياالخرة و األولى.و صدر عنه ما لم يصدر عن إبليس و كان سببا وداعيا إلى فساد ولم ينقطع و إلى عداوة لم تنقرض و صار سببا لالختالفات الواقعة بين األمم و االفتراقات الحادثة بين األقوام فكان شر الناس من يضر الناس، فأي ظلم أظلم من أوالد األنبياء و أى كفر أقبح من اإلهانة آلل فخر األصفياء و أى ذنب أعظم من هتك حرمة الشريفة الغراء و أى فسق أکبر و أی غدر أشد من إدخال خير األمم تحت سياسة أظلمالظلماء و
رياسة أقبح األشقياء مع أن تعظيم الدين و صيانة أهله من أهم المهمات و أساس المشروعات. و البغض لهذا الشرير عدو الملكالقدير من قوة اإليمان و كمال اإليقان إلحراقه قلوب أهل اإلذغان و سراية شره
ألكثراألعيان و الحب له والرضاء لفعله من الكفران ألن الرضى بالكفر كفر و خذالن و التصاحب له حرمان وهو أصل الخبائث و أمّ [541 ] الرذائل ال بدّ منه الفرار كشجرة خبيثة اجتثت من فوق األرضما لها من قرار و الالئق لمن وااله أن يلقى دار البوار بعد الحشر مع الكفار، ألن المحب للعدو بعيد على الحبيب و هو ظاهر عند اللبيب، فكيف النبيل أن يشترك
مع الذليل في بغى مولى الجليل، ألن الباغى من الظالمين و قال رب العالمين أال لعنة هللا على الظالمين. فكيف يدعى المحبة المشتركة مع أن المحبة ال تقبل الشركة و هو عين الحماقةفال يرضى العالم أن يحشر مع الظالم،
ألن المحب يحشر مع المحبوب و من قال إنه أخطأ في اجتهاده فقد أخطأ خطاء كبيرا و جهل جهال عظيما اليرضاه القلب السليم و الطبع المستقيم ألن محل االجتهاد إما الخالفة و الخالفة يقتضى الدراية و الديانة و تقابل االجتهاد باإلجماع ليس إال من الجهالة ألن تقابل الظنى باليقينى ناش من الحماقة مع علمه أنه رضى هللا عنه أفضل أهل زمانه من جميع الجهات و جامع
للشروط و أحق بالخالفة و هذا من قبيل الخطاء بل من باب الشقاوة. و أما شبهة عدم االقتصاص من قاتل عثمان رضى هللا عنه فهذه الشبهة واهية من عدم اإليمان ناشئة لعدم تصديقه
بالنصوص القاطعة واألدلة السابقة بل خداع و حيلة إلغواء أرباب [542] اآلراء الفاسدة و األفکار الکاسدةوأما الذين فی قلوبهم زيغ فيتبعون ما تشابه من ابتغاء الفتنةمع أنه لم يراع بحقوق القرابة و شرائط صلة الرحم في حق أمير المؤمنين عثمان عليه رحمة الرضوان، بل قطع الرحم فی حقه بالکلية حيث استمد و استعان منه بقائه فی محاصرة األشقياء و إذا طلب القصاص ينبغی أن يطلب من نفسه و يقتص منه حيث ظلم فی حقه ألنه کان قادرا علی دفع الظلم عنه و لم يدفعه مع قدرته
فکانما قتله هو نفسه و مع أنه لم يتبين و لم يتعين قتله علی أحد تقتص منه. و لو سلم فطلب القصاص إما حق الولی أعنی ابان بن عثمان رضی عنه الرحمن و إما حق اإلمام ذی البرهان الحق
أهل البغی و الطغيان و هذا من باب اإلمهال ال اإلهمال، کذا فی رمضان و اذا طلب القصاص ابن أبی سفيان ينبغی أن يوخذ مروان ألن أکثر سبب قتله نشأ من هذا الشيطان و إذا ترك هذا علم أنه ليس إال من الخذالن و من قال انه تائب فقد رکب متن عمياء و خبط خبط عشواء إلنه لم يفرق التائب من الخائب و لم يوف إن تمام التوبة بالشروط مشروط و باألمورمربوط و اعتبارها بالشرع منوط و هذا لخفة عقله وانحراف قلة ذهنه و سوء فهمه قد فهم کمال [543] توبته من إصراره علی ما فعل و من عدم الندم علی ما عمل و بعدم العفو عمن ظلم و بعدم رد المظالم و من جعل ابنه الضر وجوده الشر ولی عهد و رئيسا
علی آلخير البشر لعدم خوفه من يوم المحشر فالدال علی الشر کفاعله و هو من ألبس البنه القميص المخلوط بدم عثمان إرائة ألهل الفساد و الطغيان لطلب الخيف و االنتقام من آل اإلمام
الهمام ملجأ األنام صاحب ذی الفقار معدن العرفان و الوقار و االعتبار بحقيقة مسمی اسم الصحابی ال اإلسم و الصورة ألن الحق ينظر إلی الحقائق و االعتبار بالخواتم ال األوائل و النظر الی القيد األخير عند أهل الدقائق ألن الصحابی من رأی النبی صلی هللا عليه و سلم مؤمنا به و مات علی اإليمان و األول صادق علی األغيار و األخير علی األخيار و قبل الموت قابل للعزل و القرار و غير مأمون الخاتمة و إال لما بقی فرق بينه و بين النبوة و الرسالة مع أنه ليس من الصحابة حقيقة بل رسما
و صورة ألنه من جملة المؤلفة قلوبهم کما أن إبليس کان من المالئکة صورة و من الجن حقيقة ألن األصحاب منقسمة علی اثنی عشر فرقة و هو من الفرقة المؤلفة القلوب قد انهمك علی اللذات الجسمانية و توغل
فی الشهوات النفسانية و استغرق فی الحظوظ و األغراض الدنيوية و اتصف [544] بالذمائم من األخالق فما له في االخرة
من خالق و إبقائه في سلك الصحابه كحكم بقاء إبليس في سلك المالئكة و من قايس عائشة و طلحة وزبير رضى هللا عنهم أجمعين على ابن أبى سفيان فقد أخطأ في القياس، كما أخطأ ابليس
في القياس، كما قيل أول من قاس إبليس، أول من أخطأ ابليس، أما عائشة فإنهامن األزواج المطهرات و أمهات المؤمنين و قد نزلت في برائتها االيات البينات إكراما لها بالكرامات الباهرة وتعلقت بعفتها العناية اإللهية و الهداية األزلية و السعادة
السرمدية و لهذا وفقت بالتوبة و اإلنابة و تشرفت بحسن الخاتمة . و أما طلحة و الزبير لكونهما من العشرة المبشرة وفقا بالتوبة و االستغفار و الندامة و رزقا بالمنفعة و اإلجابة و ماتا
على الصالح و الفالح،و الحقا لمن اهتدى و أما أنه لم يعتبر بقول شمس الضحى في حق نجم العلى بدر الدجى أنت منى بمنزلة هرون من موسىفخالف أمره و عصى و اتبع الهدى فطغى فمهين األنبياء كافر بإجماع الفقهاء فانظر يا ذاالعناية بنظر البصيرة بأنه ال فرق على الحقيقة بين اإلهانة لمن له منزلة بالذات و بالواسطة و رجح حب الولد على حب محمد و آل محمد فكان في النار مخلدا ألنه لم يستمع لقول ذی الجالل في مدح ذی الكمال النبي أولى بالمؤمنين من أنفسهم [545 ]
فكانوا من الذين ظلموا أنفسكم فإن أولوية األنفس مشعرة حب آله علی حب آل األنفس و بقية مثالبه على ذلك فقس . و لم يقبل لوصية النبي عليه السالم بأنّ نسلك يوذی نسلى، فجعله آمرا و رئيسا على آل النبي، فعلم ما يفعل في حقهم
هذا الغبى، فايقظ الفتنة و هي نائمة و اشتمل عليه لعن هللا لمن ايقظها فكان ممن اثار في األرض غبارها و نشر على أقطار العالم أوزارها فكان بين الناس بمالم ينزل من رب العالمين فدخل في سلك و من لم يحكم بما أنزل هللا فاولئك هم الظالمون. فظلم نفسه و أهل بيت من هو رحمة للعالمين و الحب لمثل هذا اللعين بغض لرب العالمين و عداوة لرسول الثقلين و
من له محبة مثقال ذرة للنبي أو مقدار حبة في حق آل النبي ال يرضى فعل هذا الشقى و ال يتصاحب لمثل هذا الضير و إال فيحرم عن شفاعة النبي و من قال لمثل هذا الوقاية لمتبوعه الرعاية فهذا من الغباوة ألن العداوة ناش من محبة متبوعه أعنى رسول هللا عليه السالم فإنه لم يراع لمتبوعه أعنى متبوع من آذاه ألجل الشقاوة فليس له متابعة لمتبوعه فال يستحق الرعاية
عند صاحب الدراية فمن كان منصفا فليتجنب عن المنازعة و التصاحب و المعارضة. و من مثالبه أنه لم يراع لحق المعبود في إقامة الحدود البنه المردود [546 ] و ألنه علم فسقه المعدود و رأى شر به
المشهود و شاهد فجوره الغير المحدود، و لم يؤمن بأنه ال رأفة في دين هللا الودود، لقول الملك المحمود، وَل تأخذكم بهما رأفة في دين هللافاستحق ا لنار ذات الوقود، لعدم خوفه من يوم الموعود، و لم يؤمن بقول العليم الحكيم في حق أصحاب الكهف و الرقيملو اطلعت عليهم لوليت منهم فرارا وملئت منهم رعبا ألنهم كانوا من آيات هللا عجباو امر الناس ألن يكشفوا عن كهفهم السد و الحجب فلم يسمع لقول ابن عباس ألنه قال له ابن عباس قد منع خير البشر عن اطالعهم فكيف ال تمنع و
أنت أولى بأن تمنع فلم يقبل بقول ابن عباس و لم يراع األدب و أصر على ذلك حتى كان الحتراقهم سببا و منها أنه لم يطلع الكالم الحق فقتل اآلل و األصحاب بغير الحق وقت محاربته مع اإلمام الحق و لم يجتنب عما نهاه
الحق بقولهوَل تقتلوا النفس التي حرم هللا إَل بالحقو تابع النفس و خالف النص فقبل شهادة الوحد مع اليمين، فغير لحكم ذى القوة المتين، خطابا لرسول هللا األمين في القرأن المبين، أعنى فاستشهدوا شهيدين الى ما قال ربنا المعين، كما قال صاحب
التوضيح أول بدعة ابتدعها هذا اللعين ابن ابی سفيان و اشترى الدين ثمنا قليال ومنها أنه أمر بقلع منبر رسول هللا فقلعوا انكسفت الشمس [547] و خسفت القمر و من العجائب أن بعض العلماء
يحكم بكفر يزيد المره بقتل الحسين فلم يحكم بكفر ابى يزيد مع أنه امر بقتل على و حسن، فاألمر بقتل أهل البيت إهانة
لصاحب البيت هللا عليه و سلم لِحسين تقتلك الفئة الباغية و قال لعماربن ياسر هكذا، ثم قال لعنة هللا ومنها أنه قال رسول هللا صلى
علی هؤالء القوم.
فقال لمعاوية التكن من الفئة الباغية فلم يجتنب عما نهاه رسول هللا فكان من الفئة الباغية.
يا من تحب لمثل هذا المريد ليس حبك له إال لكونك عدو عنيد. ألم تسمع بأنه جعل سن الحسين شهيدا و أكلت أمه کبدا
فملئت حقدا و حسدا و جعل ابنه لسبطه شهيدا فقاتل أبوه المصطفى و حارب نفسه مع المرتضى و قتل بأمره حسن المجتبى و قتل ابنه حسين المبتلى و عادى هو و تعادى من يحب البنى الزهرى إلى القيمة الكبرى أو لهم جبار و جرار و مؤلفة القلوب
و اوسطهم طرار و آخرهم غدار لعنهم هللا الملك القدار و أوصلهم الى دار البوار. ومن مثالبه أن رسول هللا عليه السالم أوصى به سبع مرات بأن عليا مقتداكم من أحبه فقد أحبنی و من عصاه فقد
عصاني فلم يستمع لوصية رسول هللا و عمل بخالفه فصار ممن يحاد هللا و[548] رسوله و وضع موضع کل سنة سنية بدعة سيئة و منها أنه طلق زوجته ثلثا ثم جعلها فی حبل نکاحه من أن ينکح زوجا غيره مخالفا لقرأن فاليحل له حتی تنکح زوجا
غيره و من مثالبه أنه خالف لنص القرأن بقول الملك المنان وَل تطع من أغفلنا قلبه عن ذکرنا فاتبع هواهاالية فاتبع لمروان
و أحبه مع أنه حالف مهين و غافل قلبه عن ذکر رب العالمين ومردود رسول امين و لم ينظر الی قول ذی الغفران فال تطع کل حالف مهين، هماز مشاء بنميم، مناع للخير معتد اثيم، عتل بعد ذلك زنيم، الحق الزنيم من نفی نفسه و هو زياد بن سميه کذا فی القاضی البيضاوی و لم يخف من غصب الديان و لم يحب أحد من الخالن بل أحب ألهل الدوان و غفل عن قول
بعض الحبان من العرب العرباء و أفصح الفصحاء و أعدل العقالء.
بيت:
تَوِدُّ عَدُوّي ثُمَّ تَزعَمُ أَنَّني ... صَـديـقُـكَ لَ يـسَ النَـوكُ عَـنـكَ بِـعازِبِ
ومن مثالبه أن النبى عليه السالم نسب عقبة بن معيطعن قريش ومع هذا ألحقه نسبه وجه إمرأة من قريش من أقربائه.
ومنها قال لرسول رب العالمين الفرق بينى وبينك ومثالبه أكثر من أن يحصى. انتهى.
[549] Hamzavîler arasında kemâl-i i’tinâ ile gizli gizli neşr u ta’mîm edilen şu risâleyi maddî fedâkârlık ihtiyârıyla elde ederek kemâl-i i’tinâ ile aslına mutâbık olarak yazıp mukâbele de etdim. Binâ’en-aleyh bu risâlede görülen lafzî ve ma’nevî pek açık yanlışlıklar bana değil, doğrudan bu risâleyi te’lîf buyuran Mîr Hasan Efendi’ye âid olduğunu arz etmeğe mecbûrum.
Mü’ellif Mîr-i müşârün-ileyh ile her gün temâs eden Hacı Hamza Efendi câmii imâmı Dîvân Efendisizâde Hâfız Mehmed Nûrî Efendi’den bu risâlenin sebeb-i te’lîfini sordum. Merhûm demiştir ki: Mîr Hasan Efendi’nin kendisinden işitdiğim üzere hulefâ-yı Hamzaviyyeden Şirvân’da mukîm Veysîzâde eş-Şeyh Mahmûd Efendi, kendisinden akâ’id-i Hamzaviyye hakkında bir risâle yazıp göndermesini ricâ etmiş, o da bu risâleyi te’lîf edib göndermiştir.
Bu risâlenin mü’ellifini bilmeyen her hangi bir fâzıl, bunu okuduktan sonra mutlaka bu risâle her şey’e câhil, pek mübtedî bir Acem ahundunun kaleminden çıkma bir eserdir demeye [550]mecbûr olur. Çünkü bu risâlenin hamdelesinden müntehâsına kadar her cümlesi lisân-ı hâl ile
بانک عصيان ميزند ناقوس استغفارما
demektedir. Her hâlde bu risâle sâhib-i tercemenin kalemine yakışmıyor.
Gerek Mîr Hasan Efendi ve gerek şeyh ü üstâdı olan Hacı Hamza Efendi, tarîkat-ı Nakşibendiyye ricâlinden birer muhterem zevât idiler. Tarîkat-ı Nakşibendiyyenin esâsında Alî-Mu’âviye meselesi yoktur. Muhabbet-i Alî yerine muhabbet-i Resûlullâh ihtiyâr edilseydi halk daha iyi bir yolda irşâd edilir, ümmet-i Muhammed arasında şiddetle muhtâc olduğumuz üns ü ülfet hâsıl olurdu.
Evlâd-ı Alî’den olduğunu bildirmek için, mutlaka sağı, solu ale’l-amyâ tekfîr ü tel’în etmek, halkı birbirine düşürmek doğru mudur? Evlâd-ı Alî de yaptıkları her türlü seyyi’âttan mes’ûl ve mu’âteb değil midir? “La yüs’elu ammâ yef’al vehüm yüs’elün”²⁶³ âyet-i kerîmesinin umûmunda bütün beşer dâhildir. Bunların evlâd-ı Alî’den olduklarına dâ’ir tedkîkât u tahkîkât, sâhib-i tercemenin ammizâdesi olan eş-Şeyh el-Hâc Mîr Hamza Nigârî Efendi’nin tercemesi zeylinde gelir. [551]