Amasyalıdır. Mehmed Çelebi mahdûmu olup Mevlânâ Rükneddîn Ahmed Cendî Çelebi’den ikmâl-i tahsîl edib ders-i âm-ı meşhûr oldu. Tedrîs-i ulûm esnâsında fazîlet-i ilmiyyesi ve hüsn-i edebi şâyî olduğundan Halfet Gâzi müderrisi olup Amasya vâlîsi Sultân Bâyezîd-i Sânî’nin dâhil-i bezm-i hâssı oldu.
878’de Fâtih Sultân Mehmed Hân’ın Amasya’ya teşrîfinde Çandarlızâde İbrâhim Paşa’nın vezâretden azli esnasında bunu da Tokat’a gönderdi. Orada müderris olup sonra terk-i tedrîs ederek 882’de eş-Şeyh İbrâhim Tennûrî Hazretleri’ne peyrev olarak beraber Kayseri’ye gitdi.
Orada Şeyh Efendi’nin riyâzet-hânesinde tekmîl-i sülûk edib [332] hilâfet-nâme aldı. Şeyh Efendi’nin 887’de irtihâli üzerine vatanına avdet edib Enderûn Câmi-i Şerîfi kürsî şeyhi oldu. Bir müddet halkın tehzîb-ı ahlâkına mevâiz-i müessiresiyle hizmet edib sonra Torumtay buk’ası şeyhi olduğu hâlde 903 hudûdunda vefât etdi.
Âlim, kâmil, vâiz, müteşerri’, şâir, edîb, bir şeyh-i lebîb idi. Eş’âr ve ilâhiyatı var idi. İlahiyâtından bir parçası görülüb istinsâh edilmişdi. Hayfâ ki yandı. Birâderi meşâhîr-i fuzalâdan Mevlânâ Abdî Çelebi de meşhûr idi.