Babası Amasya'da yüzük yapan bir kuyumcuydu ve şehirde "Yüzükçü Abdullah Çelebi" diye tanınırdı; oğlu İbrâhim Çelebi ise şiirlerinde, mühür yüzüğü anlamına gelen "hâtem" kelimesinden türemiş Hâtemî mahlasını kullandı. Mahlasla babanın mesleği arasındaki bu yakınlık bir tesadüf de olabilir, bilinçli bir seçim de; Hüsameddin bu konuda bir şey söylemez. İbrâhim Çelebi'nin hayatı, Amasya mahkemesinin kalemlerinde geçmiştir: önce kâtip, sonra sicillerin kaydından sorumlu mukayyid olmuş ve 1068'de (1657-58) bu görevdeyken ölmüştür.

Hayatı

Amasya Tarihi'nin dokuzuncu cildinde dokuzuncu fasıl, Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Hâtemî İbrâhim Çelebi-Yüzükçüoğlu maddesiyle açılır:

Amasya'da Yüzükçü Abdullah Çelebi demekle meşhûr bir kuyumcunun oğludur. Biraz ilm ve kitâbet tahsîlinden sonra mahkeme-i şer'iyye ketebesinden oldu. Ba'dehû mukayyid olup sicillâtın kaydına me'mûren 1068'de vefât etdi. Şâir, ta'lîk-nüvîs, hoş-sohbet, Halvetî-meşreb bir zât idi.

Günümüz diliyle: Amasya'da "Yüzükçü Abdullah Çelebi" diye tanınan bir kuyumcunun oğludur. Bir miktar ilim ve kâtiplik öğrendikten sonra şer'iye mahkemesinin kâtiplerinden oldu. Ardından mukayyid oldu ve sicillerin kaydıyla görevliyken 1068'de öldü. Şair, ta'lik yazıda usta, sohbeti hoş ve Halvetî meşrepli biriydi.

Maddede ne bir hoca adı ne bir icazet geçer. "Biraz ilm" ifadesine bakılırsa İbrâhim Çelebi medrese yolunu sonuna kadar yürümemiş, kalem işine yetecek kadar okumuş olmalıdır. Mahkeme kâtipleri, kadının huzurunda görülen davaları, alım satımları, vakıf işlerini ve tereke taksimlerini kaleme alır; mukayyid ise bu kayıtların deftere düzgünce geçirilmesine bakardı. Şehrin günlük hayatının yazıya döküldüğü bir masada çalışan İbrâhim Çelebi'nin, ta'lik yazıdaki ustalığını da bu işte kullandığı tahmin edilebilir. Ne zaman doğduğu, babasından başka kimleri olduğu ve çocuk bırakıp bırakmadığı kayıtlı değildir.

Halvetî Meşrebi

Hüsameddin onu "Halvetî-meşreb" diye niteler. Bu söz, bir tarikata resmen intisap etmiş bir dervişten çok, Halvetî tekkelerinin sohbetine ve zikrine yakın duran, o yolun ahlakını benimsemiş biri için kullanılır. Şehirde Müftüzâde Tekkesi gibi Halvetî zaviyeleri o yıllarda açıktı; İbrâhim Çelebi'nin hangisine devam ettiğini madde söylemez. "Hoş-sohbet" sıfatıyla birlikte düşünülünce, mahkeme kaleminden çıktıktan sonra tekke ve dost meclislerinde vakit geçiren, nüktedan bir kâtip portresi ortaya çıkar.

Şiiri

Madde onu "şâir" diye sayar; ne bir beyit verir ne bir divan ya da mecmua adı anar. Hâtemî İbrâhim Çelebi'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. Ölüm yılı onu, Amasyalı Abdî Efendi'nin şehir şairlerini topladığı tezkirenin kapsadığı 1000-1081 aralığına yerleştirir; yine de Hüsameddin bu maddede tezkireyi anmaz. Bilgisi başka bir yerden, belki mahkeme sicillerinden ya da aile hatıralarından gelmiş olabilir, ama bu yalnız bir tahmindir. Adı, Metin Hakverdioğlu'nun Amasya Tarihi'nden çıkardığı şairler dökümünde de yer alır.

Aynı Mahlası Taşıyan Öteki Amasyalılar

Hüsameddin'in dokuzuncu cildinde Hâtemî mahlaslı dört Amasyalı art arda gelir ve birbirlerine kolayca karışırlar. En tanınmışı, Şehzade Bayezid'in Amasya'daki nişancısının oğlu, sonradan kazasker olan âlim Müeyyedzâde Abdurrahman Çelebi'dir (ö. 922/1516). Şehzade Bayezid'in Amasya meclisinde bulunmuş müderris ve şeyh Hâtemî Abdülkerîm Çelebi (ö. 903 dolayları) ile ta'lik yazıda usta mühür kazıyıcısı Hâtemî Mehmed Çelebi (ö. 1051 dolayları) öteki ikisidir. Ölüm tarihlerine göre dizinin sonunda Yüzükçüoğlu İbrâhim Çelebi durur. Mühür kazıyan Mehmed Çelebi ile yüzükçü oğlu İbrâhim Çelebi'nin aynı mahlası seçmeleri, kelimenin zanaatla bağını akla getirir; iki adam arasında bir akrabalık ya da hocalık ilişkisi bilinmemektedir.

Kronoloji

1068 (1657-58): Amasya mahkemesinde mukayyidken ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar