Amasyalıdır. Tercemesi yukarıda yazılan Ca’fer Efendizâde el-Hâc Mehmed Efendi’nin mahdûmudur. Amasya’nın Hacı İlyas Mahallesi’nde 1006’da doğdu. Sultân Bâyezîd [375] Mektebinde hıfz-ı Kur’ân edib pederinden ve ba’dehû Harşeneli İbrâhim Efendi’den tahsîl-i ulûma bezl-i makderet etdi.

Ba’dehû muhaddis-i meşhûr Zileli Abdurrahman, Kâdızâde Mehmed, Sultân Bâyezîd imâmı fâzıl-ı meşhûr Gürcü el-Hâc Hasan Efendilerin halka-i tedrîslerine mülâzemet ederek her birinden mücâz ve ders-i âm ve Şeyh Ya’kûb Efendizâde Mustafa Efendi’ye dâmâd oldu.

1030’da Sultân Bâyezîd Medresesi muîdi olup 1041’de Yörgüç Paşa müderrisi 1043’de Amasya kassâmı oldu. 1049’da Şeyhü’l-İslâm Hocazâde Ebû Saîd Efendi’den mülâzım ve defa-ı sânîye-i sadâretinde İstanbul müderrisliği ruûsuyla be-nâm ve 1058 senesi zilka’desinin on üçüncü günü Amasya müftüsü ve müteâkiben Sultân Bâyezîd müderrisi oldu.

1059 senesi receb gurresinde Amasya mutasarrıfı olan Köprülü Mehmed Paşa’ya ba’zı husûsât-ı şer’iyyede muârız olduğundan 1060 senesi muharreminin on dördüncü günü fetvâ ve tedrîsden azl edildi. Sene-i mezbûre şâbânında [376] Köprülü Mehmed Paşa da şikâyetlerle azl edildi.

1061 senesi ramazânında sânîyen Amasya müftüsü ve Sultâniyye müderrisi olup yedi yıl kadar bir tarafdan halka-i tedrîsine mülâzemet eden bir kaç yüz talebe-i ulûma tedrîs ve ifâde ve diğer tarafdan mesâil-i rûz-merre hakkında fetvâlar tahrîr ve imlâ ederek fevkalâde nüfûz ve itibâr kazandı.

1068 senesi rebîülevvelinde Sadr-ı a’zam Köprülü Mehmed Paşa’nın esdikâsından Amasyalı Mumcuzâde es-Seyyid Ahmed Ağa İstanbul’dan gelip bâ-fermân-ı âlî şehir kethüdâsı olarak teayyün etmiş ve daha evvel Sührâb Mehmed Paşa da Sivas vâlîsi olup gelmişdi.

Mumcu oğlu Seyyid Ağa geldiği günden itibâren bir tâkım şâkîler tedârik ve şikâyetler ihdâs etmeye başlanıb dört ay sonra şikâyetler Sivas ve İstanbul’a yağdı. Bundan dolayı sene-i mezbûre ramazânının ondördüncü günü azliyle Sivas’a ihzâr ve i’zâmı fermânı geldi.

Sivas’da şikâyet edilen mâddelerin birer birer tedkîk edilerek bî-esâs olduğunu tebeyyün etdiğinden [377] Vâlî Sührâb Mehmed Paşa tarafından mutayyiben Amasya’ya iâde edildi. 1069 senesi şâbânında Sivas vâlîsi olan Kıblelî Mustafa Paşa Amasya’ya geldikde mağdûriyetini telâfî için mâh-ı mezkûrun yirmi altısında sâlisen Amasya müftüsü ve Sultâniyye müderrisi oldu.

Ancak bu nasbı bir desîse olarak telâkki etdiğinden müşkilât ile kabûl etdi. 1070 senesi muharreminde halk şehir kethüdâsı Mumcuzâde Seyyid Ahmed Ağa’nın tecâvüzâtından dolayı azl ve şehirden ihrâc etmişlerdi. Mumcuzâde bunu da sâhib-i tercemenin teşvîkâtına haml etdi. Az sonra sânîyen şehir kethüdâsı olmuşdu.

1070 senesi şâbânında Mumcuoğlu Seyyid Ahmed Ağa Akdağ ve Geldiklân nâhiyelerinden ba’zı kimselere verdiği talîmât ile dört, beş köy halkı mukaddemen ehl-i örf ve zâbıtaya verdikleri mebâliğ-i külliyeyi müftüye verdiklerini beyân ederek haklarının istirdâdı hakkında şikâyetler yine İstanbul’a yağdı.

Bu şikâyetlerin bi’l-muhâkeme tedkîki ve müftü efendinin azli hakkında varid olan fermân-ı âlî üzerine ramazânın [378] üçüncü günü vâlî tarafından mübâşir tayin edilen Kaba Ali Ağa azlini tebliğ ve kendisini ahz ü tevkîf etdi. Mübaşirin huzuruyla görülen muhakemesinde şuhûd-ı zûrun müzevver şehâdetleriyle mahkûm oldu.

Mahkûm olduğu mebâliğ kendisinden tahsîl edilerek Kıbrıs’a i’zâm edildi. Şâyân-ı ibretdir ki Kıbleli Mustafa Paşa da tecâvüzât-ı zalimânesinden dolayı 1071 senesi şevvâlinde Amasya’ya geldiği esnâda azliyle Amasya zindanında habs ve Kaba Ali Ağa ve bir müddet sonra Mumcuoğlu Seyyid Ahmed Ağa da i’dâm edildi. 1072 senesi rebîülevvelinde Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa sadrâzam oldukda Kıbrıs’dan mutayyiben celb edib Amasya’ya ikram ü izzetle gönderdi. 1073 senesi cumâdelûlâsında vefat eden Hâbilzâde Mehmed Efendi’nin yerine Sultân Bâyezîd Câmii kürsî şeyhi ve 1074’de sânîyen Yörgüç Paşa müderrisi oldu.

1078 senesi gurre-i muharreminde Amasya Müftüsü Ebûssuûd Efendi isti’fâ eylediğinden bunun yerine râbian Amasya müftüsü ve Sultânîye müderrisi oldu. Rebîülevvelin yirmi ikinci günü uhdesindeki [379] kürsi şeyhliğini büyük mahdûmu Ya’kub Efendiye ferâgat etdi.

Yedi yıl kadar da bu defasında ulum-ı âlîye tedrîs ve meşâğil-i fetvâ ile iştigâl ederek 1084 senesi zilhiccesinin sekizinci günü dâr-ı naîme irtihal etdi. Halfet Gâzi mezârlığında medfûndur. Gayet fâzıl, muhakkîk, kâffe-i fünûnda mâhir usûl ve meânide mütebahhir üstâzü’l-küll bir allâme-i müfessir idi.

Sûre-i En’âma kadar tefsîr-i Kur’ân, usûlden “Gusûnü’l-usûl”, bunu şerh eden “Tehyîc-i güsûnü’l-usûl”, meânî ve beyân ve bedîe dâir “Unbûbü’l-belâğa”, ferâiz mesâilini telhîsen beyân eden “Lübbü’l-ferâiz” ve bunların şerhleri, mevâkıf ve telvîhe ta’likât gibi âsâr ve müellefâtı vardır.

Takrîr ü beyânı kalemi gibi sehhâr olduğundan dördüncü müftülüğünde hasren tefsîr ve hadîs okuturken Sultân Bâyezîd Câmii dolardı. Kendisini ta’zîb eden cühelâ ve şuhûdun her biri birer derde giriftâr olarak yaptıklarının cezalarını gördü. [380]

Fazîlet-hânesi Hacı İlyas Mahallesi’nde ırmak kenarında Maydenüs Köprüsü’nün başında güzel, bağçeli ve havuzu havî bir konakdı. Bu konağı muahharan Gürcüzâde el-Hâc İbrâhim Bey alıb tevsi’ etmişdi.

Mahdûmları Ya’kûb, İbrâhim Efendilerdir. Dâmâd ü danişmendi de tilmîz-i meşhûru el-Hâc Osmân Efendi’dir. Telâmîzesi pek çok olup içlerinden hayli mevâlî, kudât ve müderrisîn ve müftüler çıkdı. Bunlardan Fâzıl Darendeli Hamza Efendi pek meşhûr idi. Bunun tilmîzi de Kârabâdî Ahmed Efendi’dir. Telâmîzesinden biri de Sivas müftüsü Tefsîrî Mehmed Efendi olup meşâhîr-i fuzalâdan idi.

Evlâdından Ya’kûb Efendizâde Abdülaziz Efendi ve bunun mahdûmu, el-Hâc Hızır Efendi de meşâhîr-i ulemâdan idi. Hacı Hızır Efendizâde el-Hâc Sâdık Mehmed Efendi İstanbul müderrislerinden olup sülâlesi İstanbul’da kaldı. Abdulaziz Efendi’nin diğer mahdûmu el-Hâc Mehmed Efendi de Amasya ulemâsındandır.[381]