Amasya yeniçerilerinin serdârı olup 1241’de i’dâm edilen Kara Hasanoğlu İcâd Mustafa Ağazâde Hasan Ağa’nın oğludur. 1267’de Hacı İlyâs Mahallesi’nde doğdu. Sesi oldukça güzel olduğundan Amasya’da Sultân Bâyezîd Câmii müezzini oldu.
Altmış yıl kadar müezzinlik edib letâfet-i tab’ından ve hazır cevaplığından ve latîfe-gûyluğundan dolayı “Şeyh” unvânıyla iştihâr etdi. Mecâlis-i yârânda letâif-i mukallidânesiyle kendisine güzel bir mevki’ temin ederek 1348’de vefât etdiği duyuldu.
Şekil ve sîmâsı latîf, sohbet ve muâşereti lezîz, nekre-gû, hazır cevâp, letâife mâil, gülünç sözleri dâstân-ı âlem bir şahsiyet idi. Hezliyâtı latîf, kimseyi rencîde etmez, halk ve a’yân sohbetine meclûb, taklid husûsunda mâhir idi. Asrımızın Hoca Nasreddîn’i sayılırdı. Gâyet zekî idi.
Sultân Bâyezîd müezzinlerinden ve meşâhîr-i sulehâdan [129] “Kara Müezzin” demekle meşhûr Hâfız İbrâhim Efendi bir gece Sultân Bâyezîd imâmı Hâfız Şerîf Efendi’nin kahvehânesinde bir cemm-i gafîr içinde latîfeler söyleyerek halkı güldüren Şefik Efendi’nin alnından öper.
Şefik Efendi derhal iki elini kaldırıp yüzüne sürerek “Elhamdülillah” der. Kara Müezzin ve nâsdan ba’zıları neye hamd etdiğini sordukda Şefik Efendi, “Küçüklüğümde annemi kızdırmışdım. “İlâhî oğlum, yüzünü köpekler yalasın” diye bedduâ etmişdi. O bedduâya uğradım, fakat hafîf geçtiğinden Allah’a hamd etdim” demiştir.
Şefik Efendi bahar gelip kiraz alardığı zaman Şeyh Cûî’de olan bağına göçer, orada bir ay kadar dem-güzâr olur. Hergün yârânı gelip mülâtafeler yapardı. Birgün sabahleyin Redif Binbaşısı Ahmed Hulûsî Bey neferiyle beraber bağından şehre inerken şeyhin yanına uğrar. Kimseyi bulamaz. Ortada semâverden çaylar içilip, soğulmuş, şeker ve bardaklar hazır durur. [130]
Bunu gören Hulûsî Bey tabakdan bir parça şeker alıp kapısının üstüne nazarlık diye sûret-i mahsûsada koyduğu kuru eşek kellesinin dişleri arasına kor gider. Şefik Efendi sonra gelip bu hâli gördükde bir mûzibin geldiğini anlar.
Ertesi gün Hulûsî Bey aynı saatte yine gelir. Muhabbet esnâsında ma’hûd şekeri gösterir. “Bu ne” diyerek sebebini sorar. Şefik Efendi derhâl “dün sabahleyin ben yokken bir azîz gelmiş, çayları içmiş, ma’hûd kelleye işaret ederek, “hatta babasına bile dişleme çay içirmiş!” diye cevâp vermiştir.
Şefik Efendi, Şehzâdeler Türbesi civârında açdığı muhtasar bir bakkal dükkânında otururken Gümüşhacıköylü Müftüzâde Ali Rıza Efendi ziyâretine gelir. Satılık yumurtaları yüksek rafta görünce güler, “yumurtaların ne kadar yüksekte” dir. Şefik Efendi derhal “var ilerisini kıyâs et!” cevâbıyla iskât etmişdir.
Şer’iyye mahkemesi kâtibi iken sâbık Müftü Hacı Müsevvidzâde [131] Hacı Hâfız Tevfik Mehmed Efendi, Şefik Efendi’nin bağına gider. Kendisini bulamayınca hırkasını alıp bir dala giydirir. Baş yerine de çalıdan bir haç yapar sonra köşke çıkar oturur.
Bir müddet sonra Şefik Efendi gelir. Kendisine misâfir geldiği âilesi tarafından haber verilir. Köşke çıkınca Hâfız Tevfik Efendi hırkayı göstererek “bu ne” der. Şefik Efendi derhâl “demin ben yok iken oraya bir Ermeni papazı gelmiş, âyin yapıp, istavroz çıkarmış!” cevâbını vermiştir.
Şefik Efendi bir gün çocuklarıyla beraber bağından şehire inerken Ok Meydanı’nda bir kaç zâbite tesâdüf eder. Zâbıtân kendisine takılmak isteyip çocuklara işâret ederek “galiba ava gidiyorsun” derler, çocukları köpeklere benzetirler. Şefik Efendi derhal “hayır” der. “Belki domuzlara tesâdüf ederim diye bunları yanıma aldım” cevâbını vermiştir. Bunların pek çok emsâli halk arasında söylenmekdedir.