Amasyalıdır. Meşâhîr-i kudâtdan Muslihîzâde Hamza Çelebi mahdûmudur. Pederi Bursa nâibi iken orada neş’et ve tahsîl-i ilim ve irfâna gayret etdi. Pederinin vefâtında Amasya’da ikâmet edib kitâbetle imrâr-ı hayat [183] etmekde iken Yavuz Sultân Selim Hân’ın lalası Amasyalı Şemsî Bey’e Trabzon’da intisâb ve hizmet ederek ma’lûm-i padişâhî oldu.

918’de Sultân-ı müşârün-ileyhin cülûsunda divân-ı hümâyûn kâtibi olup 923’de Efendisinin azlinden musâb olarak Bursa’ya gönderildi. 926’da Sultân Süleyman Kânûnî cülûsunda Defterdâr İskender Çelebi’nin şefâatiyle gelip sânîyen divân-ı hümâyûn kâtibi oldu. Bu esnâda “Süleymannâme” adlı târihini yazmaya başladı.

Defterdâr İskender Çelebi meclisine mülâzemet ederek bir müddet sonra mâliye tezkirecisi oldu. 940’da müşârün-ileyhin maiyyetinde Bağdat seferine gitdi. Hayfâ ki, Bağdat’da Efendisinin 941’de salben şehîd edilmesi üzerine azledilip sânîyen Bursa’da ikâmete me’mûr oldu.

942’de Efendisinin bâis-i şehâdeti olan Frenk İbrâhim Paşa’nın maktûlen vefâtı üzerine Sultân Osmân ve Orhan Gâzilerin türbedârı olup 947 hudûdunda vefât etdi. Yazdığı “Süleymannâme”si yarım [184] kalmış olmakla beraber istifâdeli güzel bir târihtir. Maârifden hissedâr, şâir, kâtib olduğuna târihi şâhiddir.