Amasyalıdır. Amasya kalesinde mahbûs olan Şehzâde Sultân Orhan Bey bin Sultân Süleyman Hân bin Yıldırım Sultân Bâyezîd Hân’ın şehzâdesidir. Pederi te’ehhül ve kadınlara temâstan mahrûm olduğu esnâda kendisine takarrüb eden bir câriyeden doğdu.

832’de pederi firâra tasaddîsinden dolayı ihnâk edildikte kendisine ârız olan i’dâm korkusuyla vâlidesinin yardımı sâyesinde bir yolunu bulup hemşîresi Hundî Hâtun ile beraber Mısır’a firâr etdi. Vâlidesi de beraber gitdi.

Bunu haber alan Sultân Murâd-ı Sânî Mısır hükümdârından mükerreren bunları istedi. Mısır hükümdârı vermemişdi. 838’de yine mutâlebe edildiğinden verilir korkusuyla Mısır kalesinden de firâr edib çöle gitdi. Bu firârında Osmânlıların yardımı hissedildiğinden Osmânlılar oldukça bir tehlike geçirdi.

Çünkü Mısır hükümdârı Melik Eşref Seyfeddîn Parsbay Osmânlıların bu teşebbüsâtını saltanat-ı Mısriyyeyi elde etmeye haml ederek Süleyman Bey’in peşinden derhâl müfrezeler çıkarıp tutturdu. [348] Esbâb-ı firârı anlayınca şehzâdeyi te’mîn ve Osmânlıları tatmîn etdi. Bundan sonra vefât etdi.

Tevârih-i Mısriyye’de 841, 853, 863 târîhlerinde vefât etdiği yazılıdır. Bunların hangisi doğru olduğu kestirilemedi. Ancak Fâtih Sultân Mehmed Hân’ın 864’de Şehzâde Süleyman Bey’in metrûkâtını hasbe’l-verâse taleb etdiği ve bu husûsa me’mûren Hâce Musliheddîn Mustafa et-Tavîl’i gönderdiği, 863’de vefât etdiğini takviyye eder.