Amasyalıdır. Tercemesi yazılan Tâceddîn Paşazâde İsmâ’îl Bey’in mahdûmudur. Amasya’nın Mâverâü’n-nehri olan İçerişehir’de ikâmet etdiğinden “Mâverâü’n-nehrli” demekle meşhûr oldu. Hattât-ı meşhûr Ebu’l-Fazl A’rec Efendi’den hutût-ı mütenevvi’ayı ahz etdi.
Ba’dehû ulemâdan tahsîl-i ma’ârif ederek Sultân Selîm Han-ı Evvel’in cülûsunda İstanbul’a gitdi. Büyük amcası olan Tâczâde Ca’fer Çelebi’nin himmetiyle dîvân-ı hümâyûn kalemine girdi. Orada bir müddet çalışdı.
921’de Ca’fer Çelebi’nin i’dâmı ve 923’de küçük amcası Sa’dî Çelebi’nin irtihâli üzerine kendisine bir vehm ü haşyet ârız oldu. Bu ârızadan dolayı Amasya’ya avdet edib pederinin irtihâlinde Tâceddîn Paşa [24] vakfına mütevellî oldu.
945’de Sultân Süleyman’ın şehzâdesi Sultân Mustafa Amasya’ya vâlî olup geldikte bunun hatt ve iktidârını, letâfet-i tab’ını beğenip ma’iyyetine aldı. Az müddet zarfında kâtib-i dîvânı, sonra nişâncısı olup “Küçük Tâc Bey” demekle iştihâr etdi.
Şehzâdenin teveccühâtını celb ederek mevki’ini muhâfaza edib 955 hudûdunda vefât etdi. Ma’ârif erbâbından halûk, şâir, kâtib, münşî, hattât-ı meşhûr idi. Hatt-ı siyâkat u dîvânîde mahâreti fazla idi. Mahdûmu Alî Çelebi olup birâderi Mehmed Bey mütevellî oldu.
Müstakîmzâde Süleyman Sa’deddîn Efendi “Tuhfetü’l-Hattâtîn” adlı eser-i matbû’ında mûmâileyhin tercemesini şöyle yazıyor:
“Tâceddîn: Buhârî’dîr. Asr-ı Sultân Selîm-i Evvelde dimâğ-ı arzusun Buhâr-ı sevdâ-yı seyâhat tağşiye eyledikde geşt ü güzâr-ı diyâr-ı memleket ve vâsıl-ı dârü’s-saltanat oldu. Hatt-ı sülüs ve nesih-i Bevvâbâne ve Yâkûtâneye mâlik ve bi’l-hassa kalem-i [25] dîvânînin sebeb-i iştihârı bir zât-ı güzîde- mesâlik idi. Ferzend-i ercümendi Mehmed Efendi dahi zamânında ser-tâc-ı ehl-i ma’ârif re’îs-i tâc-verân-ı avârif olmuştur ki zikr olunur inşâ’allâh”
Mü’ellif Sa’deddîn Efendi ceddinin terceme-i hâlinde isâbet etmediği gibi bunun tercemesinde de isâbet edememişdir. Re’îsü’l-küttâb Mehmed Çelebi, bunun mahdûmu değil, hafîdi olduğu kendi imzâsıyla sâbitdir. Re’îs-i müşârün-ileyhin bütün mu’âsırları, kendisini Tâc Beyzâde hânedânından olmak üzere tanımışlardı.