Aslen Köprülü ve tevellüden Amasyalıdır. Amasya’nın kibâr-ı ulemâsından Mevlânâ Safiyyüddîn Mustafa Çelebi bin Hacı Mehmed Gâzi Bey bin Mevlânâ eş-Şeyh Alâaddîn Alî bin İbrâhim eş-Şirvânî mahdûmudur. Paşalığından mukaddem Tâcî Bey demekle meşhûrdur.

Ceddi Hacı Bey demekle meşhûr Gâzi Mehmed Bey Taşanzâdeleri Köprü’den ihrâca ve Koca Kayası’nı Haydar Bey’in elinden [12] istihlâsa fevka’l-âde yardımlar eden ümerâdandır. Pederi de Safî Çelebi demekle meşhûr Amasya ulemâsındandır. Kendisi Amasya’da doğup Amasya’da büyüdü.

Amasya’da hattât-ı meşhûr Hayreddîn Hızır el-Mar’aşî’den hutût-ı mütenevvi’ayı ahz u temeşşuk ederek kıbletü’l-hattâtîn Amasyalı Şeyh Hamdullâh Efendi’ye şerîk oldu. Ulemâdan tahsîl-i ma’ârif edib Amasya ümerâsından Murâd Beyzâde Ca’fer Bey’in kerîmesiyle evlendi.

Hayli müddet Amasya vâlîliğinde Sultân Bâyezîd-i Sânî’nin kâtib-i dîvânı, ba’dehû nişâncısı olup bir kaç def’a İstanbul’a gitdi. Yine gelip mevki’ini muhâfaza etdi. 883 vak’asında Bağdâd’a kaçıp cânını kurtardı.

886’da Sultân Bâyezîd’in cülûsunu müte’âkib Amasya’ya gelip bir müddet İstanbul’da kaldı. Ba’dehû Amasya vâlîsi Şehzâde Sultân Ahmed’in defterdârı ve 896’da ikinci sâhib-i dîvân olarak Beylerbeyi ve 898’de Şehzâde-i müşârün-ileyhe vezîr-i sânî oldu.

900 senesi şa’bânında Köprü’de yaptırdığı câmi-i şerîfi ve imâret-hânesi ve müte’addid hamâmı hitâma erdiğinden mezkûr [13] şa’bânın yirmi yedinci günü Köprü, Merzifon, Osmâncık, Çorum, Tokat, Bafra kasabalarında ve Amasya dâhilinde olan bütün emlâkini hayrât-ı şerîfesinin mesâlihine vakf etdi. İstanbul’da Binbirdirek de bu cümledendir.

904’de şehzâdenin lalası ve birinci vezîr ve sâhib-i dîvânı olan Hızır Paşazâde Mehmed Paşa’nın irtihâli üzerine birinci sâhib-i dîvân ve vezîr olduysa da vâki’ olan şikâyetlere mebnî 905 senesi evâ’ilinde azl edilip Kefe Beylerbeyi oldu. Oraya vusûlünden az sonra 906 senesi muharreminde vefât etdi.

Emîr-i müşârün-ileyh, âlim, kâtib, şâir, hattât, sâhib-i hayrât ve hasenât bir zât-ı kerîm idi. Beyliğinde İstanbul’a gelip Tâcî Bey diye iştihâr etdiğinden Tâcî Bey unvânıyla mezkûrdur. Amasya ve Köprü’de Tâceddîn Paşa diye meşhûrdur.

Mustakîmzâde Süleyman Sa’deddîn Efendi Tuhfetü’l-Hattâtîn adlı eser-i matbû’ında diyor ki: “Mîr Tâcî, Amasîdir. Tahsîl-i ulûm için Bağdâd’ın cânib-i şarkîsinde sâkin olduğu [14] sarây Ca’fer-i Bermekîye nisbetdir²⁰⁶. İsmi ma’lûm değildir. Ferzend-i mihter-i nîgû-nesebi Ca’fer Çelebi dahi tercemesinde mezkûrdur. Kendileri hüsn-i hattı Şeyh Hamdullâh-ı âgâh ile şirket üzere meşk edib Sultân Bâyezîd-i Velî, livâ-yı Amasya’da vâlî iken defterdâr-ı mâlî olmuş idi. Elli dört yaşında iken 890 (Ebced hesabı: ضيف ) zayf-ı târîhi muharreminde rihlet eylediği “Süllem”de müsellemdir.”

Merhûmun Süllem dediği kitâb Kâtib Çelebi’nin te’lîf etdiği “Süllemü’l-Vusûl İlâ Tabakâti’l-Fuhûl” adlı eseridir ki Tâcî Bey demekle meşhûr Tâceddîn Paşa’nın vefâtından tam yüz elli sene sonra yazılmışdır. Latîfî Çelebi de “Tezkire-i Şu’arâsı”nda şöyle yazıyor: “Tâcî rahmetullâhi aleyh Nişâncı Ca’fer Çelebi’nin pederidir ki Sultân Bâyezîd Han Amasya’da Çelebi Sultân iken defterdârı idi.”

Mehmed Süreyyâ Bey de “Sicill-i Osmânî”de mîr-i müşârün-ileyhin terceme-i hâlini şöyle beyân ediyor: “Tâcî Bey Sultân Bâyezîd-i Sânî şehzâde iken müdebbir-i umûru ve cülûs-ı hümâyûnlarından sonra defterdâr olmuştur. Evâsıt-ı müşârün-ileyhde vefât eylemiştir. Şâ’ir ve münşîdir. Mahdûmları Sa’dî ve Ca’fer [15]Çelebi olup hafîdi Nâsır Bâlî Çelebi’dir.”

Sonra dördüncü cildin sonunda defterdârları ta’dât ederken “898’de sânîyen Leys Çelebi, 905’de Tâcî Bey, 908’de sâlisen Leys Çelebi” diye yazıyor. Ya’nî Tâcî Bey’in 905’de İstanbul’da baş-defterdâr olup 908’de vefât etmiş olduğunu gösteriyor.

Bunların hepsi de mesmû’âta müstenid birer tahmînden ibâretdir. İbtidâ-yı taharriyâtımda Murâd Molla Kütübhânesi’nde mütâla’a etdiğim mezkûr “Tuhfetü’l-Hattâtîn”in kaydını alıp Tâceddîn Paşa ile Tâcî Bey başka başka zâtlardır diye her ikisini de ayırmışdım.

Sonra kuyûd-ı resmiyyeden anladım ki her ikisi de bir zâttan ibâretdir. Yine kuyûd-ı resmiyyeden anladım ki Tâcî Bey, Sultân Bâyezîd’e Amasya’da defterdâr olmuş değildir. Müdebbir-i umûru da değildir. Ancak kâtib-i dîvânı ve nişâncısı olup Amasya’da Şehzâde Sultân Ahmed’e defterdâr olmuştur. Hele İstanbul’a gelip târîh-i mezkûrda baş-defterdâr olduğu bütün kuyûd-ı mâliye ve resmiyyeye muhâlifdir. [16]

Amasya’da Sultân Bâyezîd’in müdebbir-i umûru Alî Paşa ba’dehû Kemâl Paşa 874’de Çandarlızâde İbrâhim Paşa, 878’de Fenârîzâde Ahmed Paşa, 884’de Hamza Beyzâde Mustafa Paşa olduğu resmen sâbittir.

Defterdârı da Sa’dî Çelebi 875’de Hacı Pervîz Bey olup 886 târîhine kadar bunun defterdârı olduğu da resmen sâbittir. Mîr-i müşârün-ileyhin 875’de kâtib-i dîvân ve 878’de nişâncı olup 883 vak’asında Amasya’dan gaybûbet etdiği kayden sâbit olmuştur.

Kuyûd-ı vakfiye idâresinde müseccel olan 27 şa’ban 900 târîhli vakfiyesinin unvânı şöyledir:

ولقدخص بتوفيق اإلتيان بما أشير اليه من األعمال الحسان تم بتأبيدها و تشييدها بأ وقاف مؤبدة الی آخر
الدهور و األزمان حفرة من أواله مواله مع ماواله من الحکومة القاهرة والدولة الباهرة األمير الکبير األکرم
والوزير الخطير األفخم عمدة ملوك الدولة العثمانية أسوة أمراءالسدة السنية السلطانية قرة عين السعادة العظمی غرة
وجه السيادة الکبری صدرسرير الوزارة زين مجلس األمارة جامع محاسن [17] الخصائل معدن مکارم الشمائل
مرضی االخالق علی االطالق ممدوح اآلفاق باال تاق ف
محب العلماء والغرباء ملجأ الضعفاء والفقراء محيی مراسم العدل واالحسان ماحی بنيان الظلم والطغيان
باشر الحسنات ناشر المبرات مسند األمراء الکرام مرجع الفضأل الفخام مستخدم أرباب السيف والقلم ناصردين
محمد صلی هللا عليه و سلم
عين الملوك والسالطين المخصوص بعناية الملك المعين الدستور األعظم االصف الثانی فيما بيناأل مم
األسعد األمجد الکريم حضرة تاج الدين پاشا المسمی بابراهيم ال زالت دولة أبدية و سعادته سرمدية مابرح جنابه
الشريف مجمعا ألرباب الکماالت و بابه المنيف مرجعا ألصحاب الحاجات
ابن اإلمام األعظم والهمام االفخم العالم العامل الفاضل الکامل السعيد الشهيد موالنا صفی الدين مصطفیبن
الصدر الکبير القدمالخطير المرحوم المغفور حاجی بك أسکنهم هللا فی فراديس جنانه بمنه و إحسان

Şu kayd-ı resmî gösteriyor ki Köprü’de el-yevm mevcûd ve [18]müşâhed olan câmi-i şerîf ve hamâmın bânî ve vâkıfı 900’de Amasya vâlîsi Şehzâde Sultân Ahmed’in vezîr ve sâhib-i dîvânı Tâceddîn Paşa’dır. Bunun evlâdı da bu hayrât ve evkâf-ı celîlesinin mütevellîsidir.

Şâyân-ı dikkattir ki 905 senesi evâ’ilinde Tâceddîn Paşa’nın azlini müte’âkib büyük mahdûmu olan İstanbul’da Mahmûd Paşa müderrisi Ca’fer Çelebi nişâncı ve 906 senesi rebîülevvelinde pederinin evkâfına mütevellî olup küçük birâderi olan İsmâ’îl Bey’e evkâfın idâresi için vekâlet vermiş, 923 şa’bânında vefât eden Sa’dî Çelebi’den sonra İsmâ’îl Bey ve evlâdı bu vakfa mütevellî olmuştur.

Emîr-i müşârün-ileyhin mahdûmları Ca’fer, Sa’dî, Ahmed, İsmâ’îl Çelebilerdir. Ca’fer Çelebi Anadolu kazaskeri iken 921’de maktûlen vefât etdi. Sa’dî Çelebi Sahn müderrisi iken 923’de dâr-ı bekâya irtihâl eyledi. Ahmed Bey pederiyle beraber gidip Kefe’de kaldı. İsmâ’îl Bey ve evlâdı Amasya’da kalıp vakfa mütevellî oldu.

Müşârün-ileyh “Tâcî” mahlasıyla meşâhîr-i şu’arâdan olup[19] âsâr-ı şi’riyyesi vardır. Mecmaü’n-Nezâ’ir’de görülen müntehâb parçaları şunlardır:

Göz yaşlı gönül zülf-i perîşânlar içinde
Kaldım karanu gecede bârânlar içinde

Bir kasîdesinin matla’ı:

Tâna tutdu hatt leb-i la’l-i dür-efşânı dürüst
Kıldı yagma leşker-i gam milket-i cânı dürüst

Bu da onundur:

N’ola ruh-ı zîbâna kalursam nazar ey dost
Âyînedürür ana nazardan ne zar ey dost

Bu da;

Hûblukda mâh iderken şems-i tâbân ile bahs
Cânı yokdur kim ide ol hüsn-i cânân ile bahs

Bu da;

Sûz-i dilimle söyledigim âşıkânedür
Benzer zebânım âteş-i aşka zebânedür

Bu da;

Ehl-i diller yüzüne cennet-i a’lâ didiler
Sâye-i kaddine hem sâye-i tûbâ didiler [20]

Bu da onundur:

Gülşende sabânın yine müşkîn nefesi var
Yârin ser-i kûyuna meger dest-resi var