Hüsnî Yûsuf Efendi'nin bir divanı vardı, ama ondan bugüne tek bir mısra kalmadı. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar maddesini bu kaybın hikâyesiyle kapatır: şairin küçük kardeşinden bütün ricasına ve ısrarına rağmen bir gazelini bile alamamıştır. Amasya'nın tanınmış ferâiz hocası Erzurumî Ömer Efendi'nin ortanca oğlu olan Hüsnî, 1283'te (1866-67) Üçler Mahallesi'nde doğdu, Amasya rüştiyesini birincilikle bitirdi, İstanbul'a gidip askerlik mesleğine girdi ve orada Muallim Nâcî'nin karıştığı edebî tartışmalarda adını duyurdu. Henüz yirmi üç-yirmi dört yaşındayken, 1307'de (1889-90), hasta olarak memleketine dönerken yolda öldü.

Hüsameddin'in Maddesi

Amasyalıdır. Meşâhîr-i ulemâdan üstâd-ı ferâ'iz Erzurûmî Hâce Ömer Efendi'nin ortanca mahdûmudur. Üçler Mahallesi'nde Saka Sokağı'nda 1283'de doğdu. Sultân Bâyezîd Mektebi'nde hıfz-ı Kur'an etdikten sonra Rüşdiyye mektebine girdi. Orada fünûn-ı lâzimeyi tahsîl edib 1301'de mektebten birincilikle çıktı. Ba'dehû İstanbul'a gidip asker oldu. Mu'allim Nâcî Beyle mücâdele-i kalemiyye ve edebiyyede bulunarak oldukça kendisine bir şöhret-i edebiyye te'mîn etdi. Hayfâ ki müsrifâne hareket etdiğinden hastalandı. 1307'de Amasya'ya avdet ederken Alevî'ye vusûlunda vefât etdi. Orada medfûndur. Gâyet zekî, seriü'l-intikal, uzun boylu edebiyâta müntesib, şâir, hoş-gû bir zât idi. Mensûb olduğu ilmiyye mesleğinde tahsîlini ikmâl etseydi, fâzıl, cidden edîb bir zât olurdu. Dîvân-ı eş'ârı vardı. Küçük birâderi Emîn Alî Efendi'den ricâ ve ısrârıma rağmen bir gazelini bile alamadım.

Bugünkü dille: Amasyalıdır. Tanınmış âlimlerden, miras hukuku üstadı Erzurumî Hoca Ömer Efendi'nin ortanca oğludur. 1283'te Üçler Mahallesi'nin Saka Sokağı'nda doğdu. Sultan Bayezid mektebinde hafız olduktan sonra rüştiyeye girdi; orada gerekli dersleri okuyup 1301'de okulu birincilikle bitirdi. Sonra İstanbul'a gidip asker oldu. Muallim Nâcî Bey ile kalem ve edebiyat mücadelesine girerek kendine epeyce bir edebî şöhret sağladı. Ne yazık ki ölçüsüz bir hayat sürdüğü için hastalandı. 1307'de Amasya'ya dönerken Alevî denen yere vardığında öldü ve oraya gömüldü. Çok zeki, kavrayışı hızlı, kendini edebiyata uzun boylu vermiş, güzel söz söyleyen bir şairdi. Mensup olduğu ilmiye yolunda öğrenimini tamamlasaydı gerçekten faziletli ve edip bir zat olurdu. Bir şiir divanı vardı. Küçük kardeşi Emîn Ali Efendi'den, rica ve ısrarıma rağmen bir gazelini bile alamadım.

Eski kelimelerin karşılıkları, maddenin tamamıyla birlikte Hüsnî Yûsuf Efendi-Erzurûmîzâde başlığı altında verilmiştir.

Bir Ferâiz Hocasının Oğlu

Hüsnî'nin babası Erzurumî Ömer Efendi, Hüsameddin'in "ferâizin tek üstadı" diye andığı, miras hukukunda Amasya'nın en tanınmış hocasıydı. Üç oğlu biliniyor. En büyüğü Mustafa Ziya Efendi'dir. En küçüğü Emîn Ali Mehmed Efendi da şairdi; o, ağabeyinden bir yıl sonra, 1302'de rüştiyeden yine birincilikle çıktı, Mekteb-i Nüvvâb'ı bitirip kadılık yaptı ve 1337'de (1918-19) Sinop kadısıyken öldü. Hüsameddin rüştiyeyi 1304'te bitirmişti; iki kardeşi okul sıralarından tanıması akla yakındır.

Ailenin yolu ilmiye yoluydu. Hüsameddin'in "tahsîlini ikmâl etseydi" sözü, Hüsnî'nin bu yoldan ayrılmasına duyduğu üzüntüyü saklamaz. Hüsnî, kardeşi gibi medrese ve icazet yoluna devam etmedi; rüştiyeden sonra İstanbul'a gidip "asker oldu". Bunun askerî bir okula girmek mi, yoksa askerlik hizmeti mi olduğu maddeden anlaşılmaz.

Muallim Nâcî ile Kalem Mücadelesi

Hüsnî'nin İstanbul'a gittiği 1300'lerin başı, Muallim Nâcî'nin edebiyat dünyasının ortasında bulunduğu yıllardı. Abdullah Uçman'ın anlattığına göre Nâcî Ocak 1883'te Tercümân-ı Hakîkat gazetesinin edebiyat sütununu yönetmeye başlamış, gazetede çıkan eski tarz gazellerine genç şairlerin yazdığı yüzlerce nazire ve tahmis bu sütunları divan şiiri taraftarlarının merkezi yapmıştı. Ardından Recâizâde Mahmud Ekrem ile aralarında edebiyat tarihine geçen tartışma koptu; Nâcî'nin 1886'da Saâdet gazetesinde yayımladığı "Demdeme" cevabı hükümetin müdahalesiyle durduruldu.

Hüsameddin'in "Mu'allim Nâcî Beyle mücâdele-i kalemiyye ve edebiyyede bulunarak" ifadesi iki yönlü okunabilir. "İle" burada Nâcî'ye karşı yazılan yazıları da, Nâcî'nin safında girilen tartışmaları da anlatabilir. Divan şiirine bağlı, gazel yazan bir Amasyalı gencin Nâcî'nin çevresine katılması da ona karşı kalem oynatması da mümkündür. Hüsnî'nin hangi gazetede, hangi adla yazdığı bilinmediği için bu soru şimdilik açık kalmaktadır.

Ölümü

Hüsameddin ölümü sert bir cümleyle açıklar: şair "müsrifâne" yaşadığı için hastalanmıştır. Hastalığın ne olduğu yazılmaz. Memleketine dönerken vardığı ve gömüldüğü yer neşirde "Alevî" diye okunur; bu adın hangi kasaba ya da menzil olduğu anlaşılamamıştır. Kelime Arap harfli asıldan yanlış okunmuş bir yer adı olabilir.

Şiiri

Şiirlerine ulaşılamamıştır. Divanının varlığını Hüsameddin açıkça kaydeder, fakat nüshası kardeşinin elinde kalmış ve tarihçiye verilmemiştir. Emîn Ali Efendi'nin 1918-19'daki ölümünden sonra kâğıtlarının nereye gittiği de belli değil. Hüsnî'nin İstanbul gazetelerinde yayımlanmış manzumeleri varsa, yerleri 1883-1889 arasının edebiyat sütunlarıdır.

Kronoloji

1283 (1866-67): Amasya'da Üçler Mahallesi'nin Saka Sokağı'nda doğar.

1301 (1883-84): Amasya rüştiyesini birincilikle bitirir, ardından İstanbul'a gider.

Ocak 1883: Muallim Nâcî, Tercümân-ı Hakîkat'in edebiyat sütununu yönetmeye başlar.

1886: Nâcî'nin Recâizâde Ekrem'e "Demdeme" cevabı durdurulur.

1307 (1889-90): Hüsnî Yûsuf, Amasya'ya dönerken yolda ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar