Huzûrî Mehmed Efendi'yi hatırlatan en canlı ayrıntı, bir türbeyi dershaneye çevirmesidir. Babasından kalan Kemal Paşa türbedarlığıyla yetinen bu Amasyalı âlim, yıllarca türbenin içinde ders okuttu ve Kara Müftîzâde Mustafa Vâzıh'ın kaydına göre derslerine engel oluyor diye türbedeki iki sandukayı kaldırttı. Edebiyat dersleriyle tanındı, şiir yazdı, komşu Çevikçe Tekkesi'nin şeyhiyle sohbet eder, yazdığı ilahileri o tekkede okuturdu. 1191 (1777) dolaylarında öldü. Hakkındaki bilgiler Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'nin dokuzuncu cildindeki maddeye dayanır; yazdığı ilahilerin hiçbiri elde değildir.
Hüsameddin'in Maddesi
Amasya'da Kemal Paşa türbedârı İsmail Efendi'nin mahdûmu olup Iydîzâde el-Hâc Akif Mustafa Efendi'den ulûm-ı fünûnu ahz ü tederrüs etdikden sonra Ya'kûb Paşa Mahallesi'nde ikâmet ve Kemâl Paşa Türbesinde tedrîs-i mülâzemet etdi. Pederinden intikâl eden türbedârlık vazîfesiyle kanâat ederek yıllarca ulûm-ı şer'iyye tedrîs etdi. En ziyâde müntesibi olduğu fünûn-ı edebiyyât tedrîsiyle be-nâm olup 1191 hudûdunda vefât etdi. Âlim, fünûn-ı edebiyyede kâmil, şâir, müteşerri' bir zât idi. Mustafa Vâzıh Efendi Belâbilü'r-Rasîye'sinde der ki: "Kemal Paşa Türbesinde iki sanduka var idi. Ders takrîrine mâni oluyor diye bu sândukaları Huzûrî Efendi kaldırdı." Bu zât civârında bulunan Çevikçe Tekkesi'ne çokça gider tekke şeyhi olan Mevlâna Hasan Sinan Efendi ile sohbetler eder. Yazdığı İlâhiyât'ını bu tekkede okuturdu.
Bugünkü dille: Amasya'da Kemal Paşa türbedarı İsmail Efendi'nin oğludur. Iydîzâde Hacı Âkif Mustafa Efendi'den ilimleri okuyup öğrendikten sonra Yâkub Paşa Mahallesi'nde oturdu ve Kemal Paşa Türbesi'nde ders okutmayı sürdürdü. Babasından kalan türbedarlık göreviyle yetinerek yıllarca şer'î ilimleri okuttu. En çok bağlı olduğu edebiyat ilimlerinin öğretimiyle ün kazandı ve 1191 dolaylarında öldü. Âlim, edebiyat ilimlerinde olgun, şair, dindar biriydi. Mustafa Vâzıh Efendi Belâbilü'r-Râsiye'sinde şöyle der: "Kemal Paşa Türbesi'nde iki sanduka vardı. Ders anlatmaya engel oluyor diye bu sandukaları Huzûrî Efendi kaldırdı." Bu zat yakındaki Çevikçe Tekkesi'ne sık gider, tekkenin şeyhi Mevlânâ Hasan Sinan Efendi ile sohbet ederdi. Yazdığı ilahileri bu tekkede okuturdu.
Sözlük notları eklenmiş metin Huzûrî Mehmed Efendi-Türbedârzâde adıyla ayrıca verilmiştir.
Türbedeki Dershane
Huzûrî'nin hocası Îdîzâde Âkif Mustafa Efendi, iki kez Amasya müftülüğü yapmış, kırk beş yıl ders okutmuş bir âlim ve şairdi; 1173'te (1760) öldü. Öğrenimini onun halkasında tamamlayan Huzûrî, bir medresede müderrislik aramak yerine babasından kalan küçük görevde kaldı. Hüsameddin bunu "kanâat" sözüyle anlatır. Kemal Paşa Türbesi, Hüsameddin'in başka bir maddesindeki ifadeye göre Aşağı Pirler mezarlığındaydı; bugünkü Sofular Mahallesi çevresinde kalan bu alan uzun süre kabristan olarak kullanıldı. Huzûrî orada yalnız türbeye bakmadı, türbeyi derslik olarak kullandı.
İki sandukanın kaldırılması, bu kullanımın ne kadar ciddiye alındığını ortaya koyar. Sandukalar, türbede gömülü kişilerin üzerine konan ahşap ya da taş sembolik sandıklardı; onları yerinden kaldırmak bir türbedar için küçük bir iş değildi. Olayı aktaran Kara Müftîzâde Mustafa Vâzıh 1177'de (1763-64) doğmuştu; Huzûrî öldüğünde on dört yaşlarındaydı. Bilgiyi kendi çocukluk hatırasından ya da şehirde anlatılanlardan almış olsa gerek. Vâzıh'ın kayda kendi yargısını katmadığı, olayı yalnızca naklettiği görülüyor; kaldırılan sandukaların kime ait olduğu da yazılmamıştır.
Çevikçe Tekkesi ve İlahileri
Huzûrî'nin oturduğu Yâkub Paşa Mahallesi, Halvetî tekkelerinin sıklaştığı bir semtti. Komşu Çevikçe Tekkesi, Hüsameddin'e göre Çorumlu Hasan Efendi'nin 1180'de (1766) şeyh olmasıyla yeniden canlanmıştı. Sinâniyye koluna bağlı olduğu için "Sinânî Hasan Efendi" diye anılan bu şeyhin vaazlarında Yâkub Paşa Camii dolar, ihya gecelerinde tekke dolup taşardı; 1209'da (1795) öldü. Huzûrî'nin "Mevlânâ Hasan Sinan Efendi" ile sohbetleri, şeyhin göreve geldiği 1766 ile Huzûrî'nin ölümü arasındaki on yıla düşer. Tekkenin ve şehrin Halvetî çevresinin geniş anlatımı Amasya'da tasavvuf gelenekleri yazısındadır.
Hüsameddin'in en değerli bilgisi son cümlesindedir: Huzûrî "yazdığı ilâhiyâtını" bu tekkede okuturdu. Demek ki şairliği yalnız medrese edebiyatıyla sınırlı değildi; zikir meclislerinde okunmak üzere ilahiler de yazıyordu. Bir edebiyat hocasının tekke için ilahi yazması, XVIII. yüzyıl Amasya'sında medrese ile tekke arasındaki geçişliliğin küçük bir örneğidir. Sinânî Hasan Efendi'ye bir halifesi aracılığıyla bağlanan Hakkı İbrâhim Efendi'nin ilahileri de yarım yüzyıl sonra kendi tekkesinde okunacaktı.
Şiiri
Şiirlerine ulaşılamamıştır. Tekkede okutulan ilahiler de öteki şiirleri de örneksiz kalmıştır. Çevikçe Tekkesi 1843'te medreseye çevrildiğinden, orada okunan ilahilerin yazılı olduğu defter ya da cönklerin nereye gittiği bilinmez.
Kronoloji
1173 (1760): Hocası Îdîzâde Âkif Mustafa Efendi ölür.
1177 (1763-64): Olayı aktaracak olan Mustafa Vâzıh doğar.
1180 (1766): Sinânî Hasan Efendi, Çevikçe Tekkesi şeyhi olur.
1191 (1777) dolayları: Huzûrî Mehmed Efendi ölür.
6 Şevval 1209 (Nisan 1795): Sinânî Hasan Efendi ölür.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 9, s. 167-168 (e-kitap s. 58-59), "Huzûrî Mehmed Efendi-Türbedârzâde" maddesi. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page58.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 8, s. 487-488 (e-kitap s. 625), "Hasan Efendi-eş-Şeyh el-Hâc Sinânî" maddesi. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page625.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 8, s. 554-555 (e-kitap s. 643), "Hüsnî Mustafa Bey-Yeğenzâde es-Seyyid" maddesi (Kemal Paşa Türbesi'nin yeri). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page643.html
Çevrimiçi kaynaklar
