Nâibzâde Hüsnî Hüseyin Efendi'nin hayatı Bâbıâli'nin kalemlerinde geçti ve bir sefer ordusunda sona erdi. Amasya'nın Eski Kethüdâ Mahallesi eşrafından, bir zamanlar Amasya naibi olan Hacı Mehmed Efendi'nin oğluydu. İstanbul'da sadaret kethüdası kaleminde yetişti, Hatîbzâde Yahyâ Paşa'nın divan kâtibi olarak paşanın peşinden vilayet vilayet dolaştı, paşa ölünce başkente dönüp sadrazamın yazı işlerini yürüten mektupçuluğa kadar yükseldi. 1182'de (1768) Rusya'ya savaş açılınca Bender ordusunun defterdarı olarak cepheye gitti ve orada öldü. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar onu şair, edip ve tatlı dilli bir kişi diye anar. Doğum yılı, mahlasının ne zaman alındığı ve ölümünün kesin tarihi kayıtlı değildir.
Hüsameddin'in Maddesi
Amasyalıdır. Eski Kethüdâ Mahallesi eşrâfından esbak Amasya nâibi el-Hâc Mehmed Efendi'nin mahdûmudur. Tahsîl-i ma'âriften sonra İstanbul'a gidip Bâb-ı âlîde kethüdâ kalemine girdi. Hatîbzâde Yahyâ Paşa'nın sadâret kethüdâlığında dâ'iresine erip vezâretinde kâtib-i dîvânı oldu. Müşârün-ileyhin ma'iyyetinde devr-i bilâd edib 1168'de vefâtı üzerine İstanbul'a gelip 1171'de kethüdâ kâtibi ba'dehû mektubî-i sadr-ı âlî oldu. 1182'de Ruslar'a i'lân-ı harb edildiğini müte'âkib Bender ordusu defterdârı olarak orduya gitdi. Orada vefât etdi. Şâ'ir, edîb, hoş-lehçe bir zât olup erbâb-ı ma'âriften idi.
Bugünkü dille: Amasyalıdır. Eski Kethüdâ Mahallesi'nin ileri gelenlerinden, eski Amasya naibi Hacı Mehmed Efendi'nin oğludur. Öğrenimini tamamladıktan sonra İstanbul'a gidip Bâbıâli'de kethüda kalemine girdi. Hatîbzâde Yahyâ Paşa sadaret kethüdası iken onun maiyetine katıldı, paşa vezir olunca divan kâtibi oldu. Onun yanında şehirden şehre dolaştı; 1168'de paşa ölünce İstanbul'a geldi, 1171'de kethüda kâtibi, sonra sadaret mektupçusu oldu. 1182'de Ruslara savaş ilan edilince Bender ordusunun defterdarı olarak orduya gitti ve orada öldü. Şair, edebiyat bilen, güzel konuşan biriydi ve bilgi ehlindendi.
Maddenin özgün metni, sözlük açıklamalarıyla birlikte Hüsnî Hüseyin Efendi-Nâibzâde başlığında okunabilir.
Yahyâ Paşa'nın Dairesinde
Hüsnî Hüseyin'in yükselişi bir himaye ilişkisine bağlıdır. Osmanlı bürokrasisinde genç bir kâtip çoğu zaman bir devlet adamının "dairesine", yani hane halkına ve maiyetine girer, efendisi yükseldikçe o da yükselirdi. Hatîbzâde Yahyâ Paşa önce sadaret kethüdasıydı, yani sadrazamın en yakın yardımcısı; sonra vezir olup taşraya çıktı. Hüsnî bu dönemde onun divan kâtibiydi ve Hüsameddin'in "devr-i bilâd" dediği, valilikten valiliğe süren yolculuklara katıldı. Paşa 1168'de (1754-55) ölünce kâtibin bu hayatı da bitti.
Aynı yollardan geçmiş bir başka Amasyalı, bu dairenin şehirden genç kâtipler için nasıl bir kapı olduğunu gösterir. Hüsameddin'in onuncu ciltteki kaydına göre Hândân Ağazâde Sa'dullâh Efendi, akrabası Hatîbzâde Yahyâ Paşa'nın himmetiyle İstanbul'a gitmiş, Bâbıâli'de yetişmiş, paşanın divan kâtibi olmuş ve 1168'de paşanın ölümüyle o da İstanbul'a dönmüştü. Sonradan maliye kalemlerinde yükselip 1182'de başmuhasebeci olmuş, 1184 başlarında ölmüştür. İki kâtibin aynı paşanın yanında aynı görevde bulunduğu, birinin ötekinin halefi ya da meslektaşı olduğu anlaşılıyor; Hüsameddin ikisini birbirine bağlamaz.
Sadaret Mektupçuluğundan Bender'e
İstanbul'a dönüşünden üç yıl sonra, 1171'de (1757-58), Hüsnî Hüseyin sadaret kethüdasının kâtibi oldu; ardından sadrazamın resmî yazışmalarını yürüten mektûbî-i sadr-ı âlî makamına geçti. Kalem erbabının ulaşabileceği saygın mevkilerden biriydi bu; Amasyalı bir naip oğlunun merkezde nereye kadar çıkabildiğinin de bir ölçüsü sayılır.
1768 sonbaharında Osmanlı Devleti Rusya'ya savaş açtı. Hüsameddin'e göre Hüsnî Hüseyin, bu savaş için Dinyester kıyısındaki Bender'de toplanan ordunun defterdarı olarak gönderildi; ordunun para ve iaşe hesabı onun elindeydi. Ölümünü yalnızca "orada vefât etdi" diye bildirir. Savaş 1774'e kadar sürdüğüne göre ölüm bu yıllar arasına düşer; daha kesin bir tarih bulunamamıştır.
Adı ve Ailesi
"Nâibzâde", yani naibin oğlu lakabı, büyük ihtimalle babasının Amasya naipliğinden gelir. Hüsameddin'de bu lakabı taşıyan başka Amasyalılar da vardır; bunlardan Hıfzı Abdurrahman Efendi-Nâibzâde, babası hattat Hasan Efendi'nin naipliği yüzünden bu adla anılır. Kaynak Hüsnî Hüseyin ile bu ailelerin arasında bir akrabalık kurmaz.
Hüsnî mahlası Amasya'da sık kullanılmıştır. Hüsameddin'in sekizinci cildinde, Hüsnî Hüseyin'in maddesinin hemen çevresinde aynı adı taşıyan dört kişi daha sıralanır: 1074'te ölen kadı Gökçekzâde Hüsnî İbrâhim Efendi, 1257'de ölen hattat Hızır Paşalı Hâfız Hüsnî Mehmed Efendi, kendisiyle aynı mahalleden Yeğenzâde Hüsnî Mustafa Bey ve XIX. yüzyılın sonunda ölen şair Hüsnî Yûsuf Efendi-Erzurûmîzâde. Nâibzâde bu dört adaşından ayrı bir kişidir.
Şiiri
Şiirlerine ulaşılamamıştır. "Şâir, edîb" nitelemesinin arkasında maddede ne bir beyit vardır ne de bir divan adı. Sadaret kalemlerinde yetişen kâtiplerin çoğu inşa ile şiiri birlikte yürütürdü; Hüsnî'nin şiirinin bu çevrenin mecmualarında kalıp kalmadığı araştırılmamıştır.
Kronoloji
1168 (1754-55): Hatîbzâde Yahyâ Paşa ölür; divan kâtibi Hüsnî Hüseyin İstanbul'a döner.
1171 (1757-58): Kethüda kâtibi, ardından sadaret mektupçusu olur.
1182 (1768): Rusya'ya savaş ilan edilince Bender ordusunun defterdarı olarak cepheye gider ve orada ölür.
Kaynakça
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 8, s. 552-556 (e-kitap s. 643), "Hüsnî Hüseyin Efendi-Nâ'ibzâde" maddesi ve aynı mahlaslı kişilerin maddeleri. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page643.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 10, s. 241-242 (e-kitap s. 262), "Sa'dullâh Efendi-Hândân Ağazâde" maddesi. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page262.html
Çevrimiçi kaynaklar
