Hıfzî Abdurrahman Efendi, XVII. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış Amasyalı bir müderris, kadı ve şairdir. Babası, Amasya naibi ve tanınmış hattat Hasan Efendi'dir; bu yüzden Nâibzâde diye anılır. Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa'nın sadareti yıllarında Tokat mollalığına ve Sivas kadılığına yükselmiş, 1103'te (1691-92) ölmüştür. Ondan bugüne kalan tek şiir, Amasyalı Abdî Efendi'nin kayıp tezkiresinden Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın kopyalayıp kurtardığı dört beyitlik bir gazeldir. Torunlarından gelen Hıfzızâdeler, XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Amasya'nın bilinen ilmiye ailelerinden biri olmuştur.

Hüsameddin'in Maddesi

Hıfzî mahlaslı Amasyalılar Amasya Tarihi'nin dokuzuncu cildinde art arda sıralanır; Nâibzâde'nin maddesi şudur:

Amasyalıdır. Amasya nâibi hattât-ı meşhûr Hasan Efendi bin İsmail Efendi'nin mahdûmudur. Amasya fuzalâsından İğnecizâde el-Hâc Ali ve Allâme el-Hâc Hızır ve Uzun Müderris el-Hâc Mehmed Efendilerden ikmâl-i tahsîl edib ders-i âm ve medaris-i mu'tâdeye müderris oldu. Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa ile hukûk-ı kadîmesi olduğundan müşârün-ileyhin sadâretinde Yörgüç Paşa Müderrisliğinden Tokat mollası, 1083'de Sivas kâdısı oldu. Bâ'dehû ba'zı eyâlâta kâdı olup 1097'de ihtiyarlığına binâen mütekâid olup 1103'de vefât etdi. Meşâhîr-i ulemâdan fâzıl, şâir, ulûm-ı edebiyyede mâhir, kâtib bir zât idi.

Maddenin bugünkü Türkçeyle söyledikleri şunlardır: Hıfzî Amasyalıdır; Amasya naibi, ünlü hattat İsmail Efendi oğlu Hasan Efendi'nin oğludur. Amasya'nın bilginlerinden İğnecizâde Hacı Ali, Allâme Hacı Hızır ve Uzun Müderris Hacı Mehmed efendilerden okuyarak tahsilini tamamladı, ders-i âm oldu ve sırası gelen medreselerde müderrislik yaptı. Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa ile eskiye dayanan bir tanışıklığı bulunduğundan, paşanın sadaretinde Yörgüç Paşa Medresesi müderrisliğinden Tokat mollalığına geçti, 1083'te Sivas kadısı oldu. Sonra başka eyaletlerde de kadılık etti, 1097'de yaşlılığı yüzünden emekliye ayrıldı ve 1103'te öldü. Tanınmış bilginlerden, faziletli, şair, edebî ilimlerde usta ve kâtip bir zattı.

Hayatı

Hıfzî'nin doğum yılı bilinmiyor; tahsilini tümüyle Amasya'da, şehrin kendi hocalarının yanında tamamladığı anlaşılıyor. Kariyerinin dönüm noktası, Hüsameddin'in "hukûk-ı kadîme" diye andığı eski bağdır. Fâzıl Ahmed Paşa 1661'den 1676'ya kadar sadrazamlık yaptığına göre Hıfzî'nin Tokat mollalığı bu on beş yılın içine, Sivas kadılığı ise 1083'e (1672-73) düşer. Bu tanışıklığın nereden geldiğini kaynak söylemez; Köprülü ailesinin Amasya sancağındaki Köprü kasabasıyla bağı akla gelirse de bu yalnız bir ihtimaldir.

Hıfzî 1097'de (1685-86) emekli olmuş, son yıllarını muhtemelen Amasya'da geçirmiştir; ölüm yeri maddede yazılı değildir. Ölümünden önceki yıllar Amasya için çalkantılı bir dönemdir. Şehirde 1098-1099 yıllarında yaşanan ve Hüsameddin'in "emirler vak'ası" diye andığı kargaşa, yangın ve sokak çatışmalarıyla sonuçlanmış, Amasya'nın ilim çevrelerini altüst etmiştir; Yûsufefendizâdeler gibi bazı aileler bu olaylardan sonra İstanbul'a göçmüştür.

Felâketnâme ve Kâtipzâde Hıfzî

Hüsameddin, eserinin dördüncü cildinde bu olayları anlatırken iki yazılı tanıklıktan yararlandığını söyler. Bunlardan biri, olaylara gözüyle tanık olan "şuarâ-yı mevâlîden Kâtipzâde Hıfzı Abdurrahman Efendi"nin kendi hattıyla yazdığı, yirmi bir sayfalık ve "Felâketnâme" adını verdiği bir tarihçedir. Hüsameddin bu metni Sultan Bayezid Camii hatibi Fazılzâde Mustafa Âkif Efendi'nin evinde, bir torba içinde saklanan kâğıtlar arasında bulmuş, suretini çıkarmış ve özetini eserine almıştır.

Bu Hıfzî'nin Nâibzâde Hıfzî Abdurrahman Efendi ile aynı kişi olup olmadığı kesin değildir. Ad, mahlas, şairlik ve mevâlî rütbesinde kadılık iki kayıtta da örtüşür; tarih de uygundur, çünkü Nâibzâde 1097'de emekli olmuş, olaylardan dört beş yıl sonra ölmüştür. Öte yandan aile adları farklıdır: dördüncü ciltte "Kâtipzâde", dokuzuncu ciltteki maddede "Nâibzâde" yazılıdır. Hüsameddin dokuzuncu ciltteki maddede Felâketnâme'den hiç söz etmez; Amasya Tarihi'nde Kâtipzâde Hıfzı Abdurrahman adına ayrı bir madde de bulunmaz. İki kaydın aynı kişiye ait olduğu bu yüzden bir ihtimal olarak kalmaktadır.

Şiiri

Hıfzî'nin şiirleri bir divan hâlinde bugüne ulaşmamıştır. Hüsameddin onun "olmaz mı" redifli bir gazelini, Amasya şairlerini toplayan müderris Abdî Efendi'nin tezkiresinde gördüğünü, bir varağa kopyalayıp hal tercümesinin sayfasına koyduğu için gazelin yangından kurtulduğunu yazar. Abdî Efendi'nin tezkiresi bugün kayıptır; bu tezkireden kalan parçalar Abdî Efendi: Amasya Şairlerinin Kayıp Tezkiresi ve Şiirleri başlıklı yazıda bir araya getirilmiştir. Gazelin dört beyti, günümüz Türkçesine aktarımı ve yorumuyla birlikte ayrı bir sayfada okunabilir.

Gazelde ilk göze çarpan, mısraların çoğunu ortadan bölen iç kafiyelerdir; bu yüzden şiir musammat bir görünüm kazanır. Ölçü, hezec bahrinin dört "mefâîlün"den oluşan kalıbıdır; vezni Hüsameddin vermez, kalıbı biz belirledik. Vuslat dileyen, araya giren düşmanlardan çekinen ve sonunda kendi mahlasını "Hıfzî-i mehcûr", yani hicrana düşmüş Hıfzî diye anan âşığın sesi, klasik gazelin alışılmış çerçevesindedir.

Hüsameddin dördüncü ciltte, Amasya tarihinin "üçüncü devre" dediği döneminde şehrin edebiyatına parlaklık veren kalem şairleri arasında Kelâmî, Türâbî, Abdî, Remzî, Câmî, Zühdî, Şevkî ve Dâniş ile birlikte bir Hıfzî de sayar. Hangi Hıfzî'yi kastettiğini belirtmez; Amasya Tarihi'nde bu mahlası taşıyan birkaç Amasyalı vardır.

Ailesi

Hüsameddin, maddenin sonunda Hıfzî'nin soyunu XIX. yüzyılın sonuna kadar izler. Oğulları Hacı Hâfız Ali, Mehmed Fâik ve Hasan Lütfi efendilerdir; Fâik Mehmed Paşa devlet adamları arasına girmiş, ötekiler müderris olmuştur. Hâfız Ali Efendi'nin oğullarından Râik Abdurrahman Efendi kadıydı ve çocuksuz öldü. Öteki oğlu Hacı Fâik Osman Efendi'nin oğulları Seyyid Abdülkerîm, Abdurrahman ve Abdülganî efendiler "Hıfzızâdeler" diye anılmıştır; sırasıyla 1172, 1181 ve 1211'de öldüler. Abdülganî Efendi'nin soyu Hüsameddin'in zamanına kadar sürmüş ve "Ganizâdeler" adını almıştır.

Ailenin en tanınmış ismi, Hıfzî'nin torunu Hacı Osman Fâik Efendi'dir. Hüsameddin onu, öğrencisi Köprülü müftüsü Hacı Hasan Efendi'nin maddesinde "muhaddis-i meşhûr" diye anar. Burmalı Minare Camii'nin türbesinin üst katını 1147'de (1734-35) kütüphaneye çeviren de odur; bu kütüphanenin kitapları sonradan dağılmıştır. Kütüphanenin hikâyesi Burmalı Minare Camii yazısında daha geniş anlatılır.

Kronoloji

1083 (1672-73): Sivas kadılığı.

1097 (1685-86): Yaşlılığı nedeniyle emekliye ayrılması.

1098-1099 (1686-88): Amasya'da "emirler vak'ası"; Kâtipzâde Hıfzı Abdurrahman Efendi'nin Felâketnâme'de anlattığı olaylar.

1103 (1691-92): Hıfzî Abdurrahman Efendi'nin ölümü.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar