Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün

Var sûrı yine faṣl-ı ḫazân kühne bahârıñ
Hep oldı nigârîn-i ḥınâ desti çenârıñ
Üstâd-ı ḳader eyledi zertâr ile bir gül
Ḳâliçe-i sebzîn-i çemen ṭurfe nigârıñ
Mül ḳulḳuli bülbül gül-i ter câm-ı lebâleb
Rindâna nedir lüṭfi bu devr içre bahârıñ
Ḥayrân-ı temâşâ-yı ḫazândır çemen içre
Çıḳmazsa bu faṣl içre n’ola ṣavtı hezârıñ
Añlar ṭarab-ı râh-ı fenâyı gören el-ḥâḳ
Raḳs eyleyerek düşdügini berg-i çenârıñ
Baḳ ṣafvetine faṣl-ı ḫazân ṣûret-i âbıñ
Ṣâf âyine sîne-siy-i tecrîd-i şi‘ârıñ
Berg-efgen olup def‘aten eşcâr görindi
Zer-pâşı ḥabîb-i keremi dest-i kibârıñ
‘Âkif varaḳ-ı sebz-rez-i efşâna yazılmış
Bir başḳa daḫi ‘âlemi var kühne bahârıñ

Günümüz Türkçesiyle

1. Güz mevsimi yine eski baharın düğünüdür; çınarın eli baştan başa kınalı oldu.

2. Kader ustası, altın tellerle işlenmiş bir gülle çimenin yeşil halısına tuhaf bir nakış yaptı.

3. Şarabın şişeden dökülürken çıkardığı ses bülbül, taze gül ağzına kadar dolu kadehtir; baharın bu devirde rintlere lütfu ne güzeldir.

4. (Bülbül) çimende güzün seyrine hayran kalmıştır; bu mevsimde bülbülün sesi çıkmasa şaşılır mı?

5. Çınar yaprağının raks ederek düştüğünü gören, fena yolunun neşesini gerçekten anlar.

6. Güz mevsiminde suyun yüzünün saflığına bak: tecrit yolunu şiar edinenin ayna gibi saf göğsüdür.

7. Ağaçlar birden yapraklarını döküp büyüklerin altın saçan cömert eli gibi göründü. (İkinci mısraın okunuşu tam açık değildir.)

8. Âkif, eski baharın yaldız serpilmiş yeşil asma yaprağına yazılmış bir başka âlemi daha vardır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir sekiz beyitlik bir gazeldir ve aruzun hezec bahrinden "mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-ıñ" tamlama ekidir; kafiye "bahâr, çenâr, nigâr, hezâr, şi‘âr, kibâr" kelimelerindeki "-âr" sesine dayanır. Beşinci beyitte "çenârıñ", mahlas beytinde de matladaki "kühne bahârıñ" sözü tekrarlanır. Numara, Öntürk ile Tunçadam'ın makalesindeki örnek şiir sırasıdır; şiirin divandaki gazel numarası makalede verilmemiştir.

Anlam ve Söz Sanatları

Divan şiirinde güz çoğu zaman ölümün ve yıkımın mevsimidir. Âkif ise bu gazelde güzü "eski baharın düğünü" diye karşılar ve onu bir şenlik gibi anlatır. Kızaran çınar yaprakları, el biçimleri yüzünden kınalı ellere benzetilir. Çimen, kaderin altın tellerle nakış yaptığı yeşil bir halıdır. Güzün sessizliği de bu bakışla yorumlanır: bülbülün sesinin çıkmaması, güzün seyrine hayran kalmasındandır. Beşinci ve altıncı beyitlerde mevsim tasavvufi bir anlam kazanır: raks ederek düşen yaprak fena yolunun, yani benliğin yok edilmesinin neşesini öğretir; durulan su ise dünyadan soyunmuş kişinin ayna gibi saf gönlüdür. Yedinci beyitte yaprak döken ağaçlar altın saçan cömert ellere benzetilir. Mahlas beytindeki "varak" kelimesi hem yaprak hem kâğıt sayfası, "efşân" ise kâğıda serpilen altın yaldız anlamına gelir; böylece güz yaprağı üzerine yazılmış bir sayfaya dönüşür.

Tarihî Bağlam

Öntürk ile Tunçadam Âkif'in gazellerinde zamanın geçiciliği temasının öne çıktığını söyler; bu gazel aynı temayı karamsarlık yerine bir tür kabullenişle işler. Gazelin yazıldığı tarih bilinmez. Şairin hayatı için Îdîzâde Âkif Mustafa Efendi yazısına bakılabilir.

Kaynakça

  • Tolga Öntürk ve Özcan Tunçadam, "Amasyalı 'Îdî-zâde Âkif Mustafa ve Divanı", Hikmet-Akademik Edebiyat Dergisi, 6(12), 2020, s. 259-281 (metin: s. 279). https://doi.org/10.28981/hikmet.683811

Çevrimiçi kaynaklar