Özgün Metin
Vezin: Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün
O ‘âḳiller ki cevr-i dehr ile terk-i diyâr eyler
Şu ‘anberdir ki zûr-ı mevc ile ‘azm-i kenâr eyler
O gülzâr içre kim zâġân ola râz-âşnâ-yı gül
Nice ġayret-keşân bülbül ṭurup anda ḳarâr eyler
Geçer bezm-i şehândan ṣâf-meşreb ‘âlem-i ‘ulve
Gider tâ mihre şebnem çün şeh-i gülden güẕâr eyler
Giderse böyle ger âşûb-ı dehr nâ-ehil-perver
Şikenc-i ḳâkül-i cânâneden diller firâr eyler
Leb-i mey-gûnun añma sâḳiyâ eyler beni ser-mest
Ṣabâ añma o kâkülden ki ‘aḳlım târümâr eyler
Benim sînemde olmuşken ‘ulüv-ḫîz âteş-i ḥasret
Niçün cism-i laṭîfin nâzenînim dâġdâr eyler
N’ola pertev-fürûş-ı genc-i ‘irfân olsa ‘Âkif kim
Çerâġ olmaḳla ol mihr-i kemâle iftiḫâr eyler
O ḥikmet-senc-i deryâ-dil-i velîyü’n-ni‘me fâżıl
Ki kendin bu ‘alîde bendegânından şümâr eyler
O kân-ı luṭf kim iksîr yana pûte-i ‘irfâna
Ġubâr-ı pâyını kibrît-i aḥmerle ‘ayâr eyler
Şebistân-ı dilinde dâ’ima lüṭuf u ṣadâḳât
Dü dûşîze ‘arûs-ı ṭab‘ına ‘arż-ı ‘iẕâr eyler
İlâhî ẕât-ı pâkin neyl-i dil-ḫᵛâh ile şâdân it
Felek tâ kim usûl-i devr ile leyl ü nehâr eyler
Günümüz Türkçesiyle
1. Zamanın zulmüyle yurdunu bırakan o akıllılar, dalganın gücüyle kıyıya yönelen ambere benzer.
2. Kargaların gülün sırdaşı olduğu o gül bahçesinde, nice gayretli bülbül durup karar kılar.
3. Saf meşrepli kişi şahların meclisinden yüce âleme geçer; çiğ tanesi de gül şahından geçip güneşe gider.
4. Zamanın kargaşası böyle liyakatsizleri kollayarak sürerse, gönüller sevgilinin perçeminin kıvrımından bile kaçar.
5. Saki, şarap renkli dudağını anma, beni sarhoş eder; saba, aklımı perişan eden o perçemden söz etme.
6. Benim göğsümde hasretin yükselen ateşi varken nazeninim neden latif bedenini dağlar?
7. Âkif irfan hazinesinin ışığını satsa şaşılır mı; çünkü o, olgunluk güneşinin kandili olmakla övünür.
8. O hikmet tartan, deniz gönüllü, faziletli velinimet ki (Âkif) kendini bu yüce kişinin kulları arasında sayar.
9. O lütuf madeni ki irfan potasında iksir yanar; ayağının tozunun ayarını kırmızı kükürtle ölçer. (Beyit tam açık değildir.)
10. Gönlünün yatak odasında lütuf ve sadakat, tabiatının gelinine daima iki bakire yanak gösterir. (Beyit tam açık değildir.)
11. Allah'ım, felek usul ve devir ile gece ve gündüzü sürdürdükçe onun temiz zatını gönlünün dilediği nimetlerle sevindir.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir on bir beyittir ve aruzun hezec bahrinden "mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "eyler" fiilidir; kafiye "diyâr, kenâr, ḳarâr, güẕâr, firâr, târümâr, dâġdâr, iftiḫâr, şümâr, ‘ayâr, ‘iẕâr, nehâr" kelimelerindeki "-âr" sesidir. Mahlas yedinci beyitte geçer; ardından gelen dört beyit gazelin konusundan ayrılıp bir velinimeti över. Bu yapı, gazelin sonuna övgü beyitleri eklenen müzeyyel gazel türüne uyar. Öntürk ile Tunçadam divandaki 16. gazelin on bir beyitlik müzeyyel bir gazel olduğunu söyler; bu şiirin o gazel olması muhtemeldir, ama makale örnek şiirlerin divandaki numarasını vermez. Numara, Öntürk ile Tunçadam'ın makalesindeki örnek şiir sırasıdır; şiirin divandaki gazel numarası makalede verilmemiştir.
Anlam ve Söz Sanatları
İlk dört beyit zamandan şikâyet eder. Zamanın zulmüyle yurdunu bırakan akıllılar, dalgaların kıyıya attığı ambere benzetilir: amber de değerini ancak denizden ayrılınca gösterir. İkinci beyitte kargaların gülün sırdaşı olduğu bir bahçede bülbülün duramayacağı söylenir; liyakatsizlerin itibar gördüğü bir ortamın eleştirisidir. Dördüncü beyitteki "nâ-ehil-perver", yani liyakatsizi besleyen zaman sözü bu düşünceyi açıkça adlandırır. Beşinci ve altıncı beyitler araya giren aşk beyitleridir. Mahlas beytinde şair kendini bir "olgunluk güneşinin" kandili sayar ve övgü bölümüne geçer. Dokuzuncu beyitteki "kibrît-i aḥmer" (kırmızı kükürt), simyacıların aradığı ve bulunması imkânsız sayılan maddenin adıdır; övülen kişinin ayağının tozu bile onunla ölçülecek kadar değerlidir. Son beyitteki "usûl" ve "devr" kelimeleri hem zamanın döngüsünü hem de musikideki ritim kalıplarını anlatır. Dokuzuncu ve onuncu beyitlerin anlamı yaklaşık olarak verilmiştir.
Tarihî Bağlam
Övülen "velinimet" adıyla anılmaz. Öntürk ile Tunçadam Âkif'in hocası Uşşâkzâde Efendi'ye, Dâmâd Ali Paşa'ya ve dönemin şeyhülislamı Mustafa Efendi'ye övgüler yazdığını belirtir; bu gazelin kime sunulduğu ise bilinmez. Zamandan ve liyakatsizlerin kayrılmasından yakınma, Öntürk ile Tunçadam'ın Âkif'in şiirinde gördüğü temalardandır. Şairin hayatı için Îdîzâde Âkif Mustafa Efendi yazısına bakılabilir.
Kaynakça
- Tolga Öntürk ve Özcan Tunçadam, "Amasyalı 'Îdî-zâde Âkif Mustafa ve Divanı", Hikmet-Akademik Edebiyat Dergisi, 6(12), 2020, s. 259-281 (metin: s. 276-277). https://doi.org/10.28981/hikmet.683811
Çevrimiçi kaynaklar






