Özgün Metin
Vezin: Mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün
Gelüp geçmekde emvâc-ı ḳażâ seyl-i revân-âsâ
Ḳonup göçmekde eczâ-yı cihân hep mihmân-âsâ
Firîb-reng ü bûy-ı dehr ile ḫandân olan çün gül
Ṣabâdan terk-i berg ider bahârında ḫazân-âsâ
Bugün ben zâre yâr olsañ gidersin yârın aġyâre
Vefâsız bir ḳarâra ṭurmadıñ gitdiñ zamân-âsâ
Leṭâfetden zemîn ṣahbâ olup sâyeñ döner ‘akse
Ṣalınsañ âl-i dîbâlar ile naḫl-i erġuvân-âsâ
Bülend-âvâzıla gûş-ı güle bülbül ider taḳrîr
Şitâb-ı fırṣat-ı devr-i bahârı tercemân-âsâ
Ḳaçar fersaḫ-be-fersaḫ tîr-veş ol deñlü ‘âşıḳdan
Ne deñlü semte çekem ol ḳaşı yâyı kemân-âsâ
Sevâd-ı cebhe-i a‘mâl olur taḳlîd ‘ale’l-taḥḳîḳ
Şu lu‘b-ı tâcda pûşende tâc-ı digerân-âsâ
Görüñ i‘câzı şi‘r-i âteşîn-i kilk-i ‘Âkifde
Şerer-pâşân gezer neyzârda şîr-i jiyân-âsâ
Günümüz Türkçesiyle
1. Kaza dalgaları akan bir sel gibi gelip geçmekte; cihanın parçaları hep misafir gibi konup göçmekte.
2. Dünyanın aldatıcı rengi ve kokusuyla gül gibi gülen kişi, kendi baharında güz gibi saba rüzgârına yaprağını bırakır.
3. Bugün ben zavallıya yâr olsan, yarın ağyara gidersin; vefasız, bir karara durmadın, zaman gibi gittin.
4. Erguvan fidanı gibi al ipeklerle salınsan, letafetinden yer kızıl şaraba döner, gölgen de yansımaya dönüşür.
5. Bülbül yüksek sesle, bir tercüman gibi, gülün kulağına bahar devrinin fırsatının çabuk geçtiğini anlatır.
6. O kaşı yay (güzel), âşıktan ok gibi fersah fersah kaçar; yayı gerer gibi onu ne kadar kendi tarafıma çeksem (yine kaçar).
7. Tahkik yerine taklit, amellerin alnını karartır; bu, taç oyununda başkalarının tacını giyen gibidir. (Beyit tam açık değildir.)
8. Âkif'in kaleminden çıkan ateşli şiirdeki mucizeyi görün: kıvılcımlar saçarak kamışlıkta yırtıcı bir aslan gibi gezer.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir sekiz beyitlik bir gazeldir ve aruzun hezec bahrinden "mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif Farsça "gibi" anlamındaki "-âsâ" ekidir; kafiye "revân, mihmân, ḫazân, zamân, erġuvân, tercemân, kemân, digerân, jiyân" kelimelerindeki "-ân" sesidir. Böyle bir redif, her beytin bir benzetmeyle bitmesini zorunlu kılar ve gazele baştan sona bir teşbih zinciri görünümü verir. Numara, Öntürk ile Tunçadam'ın makalesindeki örnek şiir sırasıdır; şiirin divandaki gazel numarası makalede verilmemiştir.
Anlam ve Söz Sanatları
İlk iki beyit dünyanın geçiciliğini anlatır: kaza dalgaları sel gibi akar, cihanın parçaları misafir gibi konup göçer, dünyanın rengine ve kokusuna aldanıp gül gibi gülen kişi kendi baharında güz gibi yaprak döker. Üçüncü beyitte sevgilinin vefasızlığı zamanın kendisine benzetilir; böylece aşk ile dünya aynı geçicilik duygusunda birleşir. Altıncı beyitte "kaşı yay" güzel ile "kemân-âsâ çekmek", yani yayı germek gibi kendine çekmek sözleri arasında bir tenasüp kurulur; sevgili ise ok gibi kaçar. Yedinci beyit bir âlimin bakışını yansıtır: tahkik yerine taklitle yapılan amel, başkasının tacını giyip oyun oynamaya benzetilir. Beytin okunuşu tam açık değildir. Mahlas beytinde şair kendi şiirini över: kalem kamıştan yapıldığı için "neyzâr", yani kamışlık sözü kalemle tenasüp içindedir ve kıvılcım saçan şiir kamışlıkta dolaşan bir aslana benzetilir.
Tarihî Bağlam
Gazelin ne zaman ve hangi vesileyle yazıldığı bilinmez. Öntürk ile Tunçadam'ın Âkif'in şiirinde öne çıkardığı zamanın geçiciliği ve vefasızlık temaları burada açıkça görülür. Şairin hayatı için Îdîzâde Âkif Mustafa Efendi yazısına bakılabilir.
Kaynakça
- Tolga Öntürk ve Özcan Tunçadam, "Amasyalı 'Îdî-zâde Âkif Mustafa ve Divanı", Hikmet-Akademik Edebiyat Dergisi, 6(12), 2020, s. 259-281 (metin: s. 275). https://doi.org/10.28981/hikmet.683811
Çevrimiçi kaynaklar





