Özgün Metin

Gerçi olmaz güzel ol serv-i ser-efrâz gibi
Güzel oldur ki kolunda ola şehbâz gibi

Günümüz Türkçesiyle

1. Gerçi o başı yüce servi gibi güzel bulunmaz; ama asıl güzel, kolunda bir şahin gibi duranıdır. (Beyit iki türlü okunabilir; aşağıdaki yoruma bakınız.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Bu beyit bir gazelin matlaıdır; iki mısraı da "-âz gibi" sesleriyle biter. Redif "gibi", kafiye ise "ser-efrâz" ve "şehbâz" kelimelerindeki "-âz" sesidir. Gazelin geri kalanı bilinmiyor. Beyit Âşık Çelebi'de "Maṭlaʿ" başlığıyla, Kınalızâde ve Beyânî'de ise Kâmî'nin gazel parçasıyla birlikte yer alır. Metinler arasında küçük farklar vardır: Kınalızâde "kolunda", Beyânî "kolında", Âşık Çelebi ise "ḳoluñda" (senin kolunda) okur. Âşık Çelebi neşrinin F nüshasında beyit bulunmaz. Tezkire neşirleri vezni göstermez. Kime yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla, divan şiirinde sevgilinin boyunu anlatan en yaygın benzetmeyle, servi ile başlar. "Serv-i ser-efrâz", başını göğe kaldırmış, uzun ve dimdik servidir. Şair önce bu güzelliğe eşi bulunmaz der, ardından ikinci mısrada asıl güzelliği başka bir yerde bulur: koluna bir şahin konmuş gibi duran güzeldir. Şahin, padişahların ve beylerin av meclislerinin süsüdür ve kolda taşınan şahin hem soyluluğu hem de evcilleşmiş bir yabani güzelliği anlatır. Beyit bu yüzden iki türlü okunabilir. Kınalızâde'nin metnine göre asıl güzel, kolunda şahin taşıyan av meclisi güzelidir; sevgili bir avcıdır ve âşığın gönlü onun avıdır. Âşık Çelebi'nin "ḳoluñda" okuyuşuna göre ise asıl güzel, senin kolunda şahin gibi duran, yani yanından ayrılmayan sevgilidir. İki okuyuş da bizimdir.

Beytin hüneri, servi ile şahin arasında kurulan karşıtlıktadır. Servi uzaktan seyredilen, dokunulmaz bir güzelliktir; şahin ise kola konan, yakında duran bir varlıktır. Şair "gerçi" sözüyle önce servinin hakkını verir, sonra "güzel oldur ki" diyerek tanımı kendi tercihine göre yeniden yapar. Bu yönüyle beyit, güzelliğin ne olduğunu tartışan küçük bir hüküm cümlesine benzer. "Güzel" kelimesinin iki mısrada tekrarı da bu tanım arayışını vurgular.

Tarihî Bağlam

Âşık Çelebi, Kınalızâde ve Beyânî bu beyti Şeyh Cemâl'in yeğeni olarak tanıttıkları Kâmî'ye verir. Kınalızâde ve Âşık Çelebi'ye göre bu şair Müftü Ali Çelebi'den mülazım olmuş, kadılık yapmış ve 952'de (1545-46) ölmüştür. Hüseyin Hüsâmeddin Yasar'ın Şehzade Ahmed'in Amasya meclisinde andığı Kâmî ile aynı kişi olup olmadığı kesin değildir. Ayrıntılar Kâmî (Şehzade Ahmed Meclisi) yazısındadır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar