Özgün Metin

Ḥüsn-i Yûsuf görinelden ruḫ-ı cânânumda
Âyet-i miḥnet-i Yaʿḳûb oḳınur şânumda
Beni öldürmek içün irdügine mâyil olur
Ḥareketler görinür serv-i ḫırâmânumda
Baḥr-ı eşkümde ṭoġar oldı güneş Kâmî benüm
Çarḫ ġarḳ itdi meger fülkini ʿummânumda

Günümüz Türkçesiyle

1. Sevgilimin yanağında Yusuf'un güzelliği görüneli beri, benim hakkımda Yakub'un çektiği mihnetin ayeti okunur.

2. Salınarak yürüyen servimde (sevgilimde), beni öldürmek için, eriştiği kişiye yönelen hareketler görünür. (Mısraın ilk yarısı açık değildir; aşağıdaki yoruma bakınız.)

3. Ey Kâmî, güneş benim gözyaşı denizimden doğar oldu; galiba felek kendi gemisini benim ummanımda batırdı.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Latîfî, Kâmî'nin Yûsuf u Züleyhâ'sından parçalar verdikten sonra "Bu şiʿr-i feṣâḥat-şiʿâr anuñ eşʿârındandur" diyerek bu üç beyti aktarır. Bunlar bir gazelin matla, bir ara beyit ve makta beyitleridir. Redif "-umda" (benim …ımda), kafiye ise "cânân, şân, ḫırâmân, ʿummân" kelimelerindeki "-ân" sesidir. Makta beytinde şairin mahlası "Kâmî" geçer. Gazelin öteki beyitleri bilinmiyor. Parça yalnız Latîfî'de bulunur. Tezkire neşri vezni göstermez. Kime yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla beyti Yusuf kıssasına telmih yapar ve şairin Yûsuf u Züleyhâ yazarı olduğunu hatırlatır. Sevgilinin yüzünde Yusuf'un güzelliği belirmiştir; bu yüzden âşık da oğlunun yokluğuyla yıllarca gözyaşı döken Yakub'un yerine geçer. "Âyet ... şânumda oḳınur" sözü bir tevriye taşır: Kur'an'da bir ayetin belli bir kişinin "şânında", yani onun hakkında indiği söylenir. Şair, Yakub'un mihnetini anlatan ayetin artık kendi hakkında okunduğunu söyleyerek kendi acısını kutsal bir kıssanın içine yerleştirir.

İkinci beytin ilk mısraındaki "irdügine mâyil olur" sözü açık değildir. "İrmek" fiili ulaşmak, erişmek anlamına gelir; mısra "beni öldürmek için, eriştiği kişiye yönelir" diye okunabilir. Beytin genel anlamı ise açıktır: servi gibi salınarak yürüyen sevgilinin her hareketi âşığı öldürmeye yönelmiş görünür. Servinin rüzgârla eğilip doğrulması, sevgilinin edalı yürüyüşüne benzetilmiştir. Makta beyti şiirin en hünerli yeridir. Âşığın gözyaşları öyle bir denize dönüşmüştür ki güneş artık bu denizden doğmaktadır. Şair bunu bir hüsn-i talille açıklar: felek, gemisi olan güneşi şairin gözyaşı ummanında batırmış olmalıdır. Güneşin akşam batıp sabah doğması, gözyaşı denizinin ufka kadar uzandığını anlatan bir mübalağaya dönüşür. Bu okuyuş bizimdir.

Tarihî Bağlam

Latîfî bu Kâmî'yi Karamanlı, Şeyh Cemâl'in akrabası ve Câmî'den tercüme bir Yûsuf u Züleyhâ'nın sahibi olarak tanıtır. Gazelin ilk beytindeki Yusuf ve Yakub telmihi, şairin bu eserle olan yakınlığını gazeline de taşıdığını gösterir. Âşık Çelebi ve Kınalızâde'ye göre bu şair Şeyh Cemâl'in yeğeni Mehmed Çelebi'dir ve 952'de (1545-46) ölmüştür. Hüseyin Hüsâmeddin Yasar'ın Şehzade Ahmed'in Amasya meclisinde andığı Kâmî ile aynı kişi olup olmadığı kesin değildir. Ayrıntılar Kâmî (Şehzade Ahmed Meclisi) yazısındadır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar