Kâmî, Hüseyin Hüsâmeddin Yasar'ın Amasya Tarihi'nde Şehzade Ahmed'in 911 (1505-06) yılında Amasya'da yaptırdığı sünnet düğününü kasidelerle kutlayan "Türk şuarâsı" arasında adı geçen bir şairdir. Hüsameddin bu Kâmî için adından başka bilgi vermez. Aynı eserde, kırk yıl sonraki Şehzade Mustafa meclisinin şairleri arasında da "Zenbîlî Alî Efendi birâderi Kadı Mehmed Efendi mahdûmu Kâmî Mehmed Çelebi" anılır. XVI. yüzyıl tezkireleri ise birkaç Kâmî tanır. Bunlardan biri, Halvetiyye'nin Cemâliyye kolunun kurucusu Şeyh Cemâl'in (Çelebi Halife) yeğeni ya da yakın akrabası olan, asıl adı Mehmed Çelebi olan ve 952'de (1545-46) ölen kadı şairdir. Amasya ile bağı olan aile çevresi, adı ve mesleği bakımından Hüsameddin'in Kâmî Mehmed Çelebi'siyle örtüşen kişi budur. Bu sayfada bu Kâmî'nin hayatı ve tezkirelerde kalan şiirleri ele alınmıştır. Ancak onun Şehzade Ahmed'in meclisindeki Kâmî ile aynı kişi olduğu kanıtlanamamıştır ve bu kimlik meselesi aşağıda ayrıca tartışılmıştır.

Hayatı

Âşık Çelebi'nin Meşâirü'ş-Şuarâ'sında "Kâmî-i Sânî" (ikinci Kâmî) başlığıyla tanıtılan şair, "Şeyh Cemâl-i merhûmun birâderzâdesi ve perverde-i hânevâdesi", yani merhum Şeyh Cemâl'in kardeşinin oğlu ve bu ailenin yetiştirdiği biridir. Adı Mehmed Çelebi'dir. Âşık Çelebi onun görünüşünü pek beğenmez, fakat huyunun suretinden üstün olduğunu ve sohbetini işitenlerin onun meclisini aradığını söyler. Müftü Ali Çelebi'den mülazım olmuş, Rumeli'de Arkadiye (Mora'da) ve başka yerlerde kadılık yapmış, 952 yılında ölmüştür. Malı mülkü amcazadesi Şeyh Cemâlzâde'ye kalmıştır. Âşık Çelebi'nin anlattığına göre şair Hz. Yakub'u rüyada gördüğünü söyler, Yusuf kıssasını nazmetmeye çalışırdı. Eserini tamamladı, fakat ölümünden sonra kitabın sayfaları "varakü't-tayr gibi", kuş tüyleri gibi dağılıp kayboldu.

Kınalızâde Hasan Çelebi ile Beyânî aynı şairi "Kâmî-i Diger" (öteki Kâmî) başlığıyla, benzer bilgilerle anar: Şeyh Cemâl'in birâderzâdesidir, Müftü Ali Çelebi'den mülazım olmuş, şeriat hizmetindeyken 952'de ölmüştür ve manzum bir Yûsuf u Züleyhâ'sı vardır, fakat eser kaybolmuştur. Latîfî, 1546'da tamamladığı tezkiresinde "Kâmî-i Karamânî" başlığıyla bir şair tanıtır: Karamanlıdır, ulema taifesinden ve salih kişilerdendir, Şeyh Cemâl'in akrabasındandır ve Câmî'den tercüme bir Yûsuf u Züleyhâ'sı vardır. Sehî Bey de 1538'de bitirdiği Heşt Bihişt'te "Mevlânâ Kâmî"yi Karamanlı, Şeyh Cemâl Halife'nin akrabası, ilim ehlinden, fazıl ve şiir sanatında kâmil biri olarak anar. Şeyh Cemâl'in ailesi Aksaray kökenli olduğu için Latîfî ve Sehî'nin "Karamânî" nisbesi bu kayıtlarla uyuşur. Bu dört tezkiredeki kişinin aynı Kâmî olduğu kuvvetle muhtemeldir.

Hüsameddin'in kaydı bu bilgilere bir aile bağı ekler. Ona göre Kâmî Mehmed Çelebi, şeyhülislam Zenbilli Ali Efendi'nin kardeşi Kadı Mehmed Efendi'nin oğludur ve kendisi de kadılardandır. Hüsameddin'in Cemâlî ailesi için verdiği soy kaydında Zenbilli Ali Efendi'nin kardeşleri arasında "kibâr-ı kudâttan" Muhyiddin Mehmed Çelebi ile İstanbul kadısı Kıvâmeddin Kâsım Çelebi sayılır. Kâmî'nin babası "Kadı Mehmed Efendi" büyük ihtimalle bu Muhyiddin Mehmed Çelebi'dir; bu bizim çıkarımımızdır. Tezkirelerin "Müftü Ali Çelebi" dediği kişi de Zenbilli Ali Efendi'nin kendisidir: Ali Cemâlî Efendi'ye İstanbul müftülüğü 908'de (1503) verilmiş, o da bu makamda 1526'daki ölümüne kadar kalmıştı. Böylece Kâmî'nin, amcasının yanında mülazım olduğu anlaşılır.

Amasya ile Bağı

Kâmî'yi Amasya'ya bağlayan kaynak yalnız Hüsameddin'dir. Hüsameddin onu üç yerde anar: 911 sünnet düğününün şairleri arasında yalnız "Kâmî" adıyla, Amasya'nın şöhretli şairlerini sayarken Çeşmî ve Mihrî ile birlikte yine "Kâmî" adıyla ve Şehzade Mustafa'nın Amasya'daki edebî çevresini anlatırken "Kâmî Mehmed Çelebi" adıyla. Tezkireler şairin Amasya'da bulunduğundan söz etmez. Hüsameddin'in iki temel kaydının özgün metni şöyledir:

Bu esnâda Amasya'da Türk şu'arâsından Çeşmî, Şermî, Figânî, Kâmî, Melîhî, Münîrî, Mihrî ve Acem şu'arâsından Basîrî, Penâhî, Kutbî pek ma'rûf idiler. (…) Kudâtdan Zenbîlî Alî Efendi birâderi Kadı Mehmed Efendi mahdûmu Kâmî Mehmed Çelebi, Tayyibzâde Lutfî Efendi, Seyrekzâde Ânî Ahmed Çelebi (…)

Günümüz Türkçesiyle: Bu sırada [911 düğünü sırasında] Amasya'da Türk şairlerinden Çeşmî, Şermî, Figânî, Kâmî, Melîhî, Münîrî, Mihrî ve İranlı şairlerden Basîrî, Penâhî ve Kutbî çok tanınıyordu. (…) [Şehzade Mustafa'nın çevresindeki şairler arasında] kadılardan Zenbilli Ali Efendi'nin kardeşi Kadı Mehmed Efendi'nin oğlu Kâmî Mehmed Çelebi, Tayyibzâde Lutfî Efendi, Seyrekzâde Ânî Ahmed Çelebi (…) vardı.

Ailenin Amasya ile bağı ise başka kaynaklarla da görülür. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Şeyh Cemâl, yani Çelebi Halife, icazet aldıktan sonra bir süre Amasya'da irşat faaliyetinde bulunmuş, Amasya valisi olan şehzade Bayezid ile kapıcıbaşısı Mustafa Ağa'yı (Koca Mustafa Paşa) burada tanımış ve Bayezid'in tahta çıkmasından sonra İstanbul'a davet edilmiştir. Bazı kaynaklar onun Amasya'da doğduğunu da kaydeder, fakat çoğunluk Aksaray'ı gösterir. Zenbilli Ali Efendi de iki kez Amasya müftüsü olmuş, 1486'da tamamlanan Amasya Bayezid Medresesi'nin müderrisliğini üstlenmiş, Şehzade Ahmed'in 896 (1491) sünnet düğününde hocasını öne çıkarması üzerine görevini bırakıp İstanbul'a dönmüştür. Hüsameddin, Cemâlî ailesinin bir kolunun Amasya'da kaldığını, Çelebi Halife şubesinin Amasya'da, Zenbilli Ali Efendi şubesinin ise İstanbul'da yaşadığını yazar. Kâmî'nin bu aileden geldiği tezkirelerle, Amasya'da bulunduğu ise yalnız Hüsameddin'le bilinir.

Kaynakların Durumu ve Tartışma

Bu sayfadaki asıl soru, Hüsameddin'in Şehzade Ahmed meclisinde andığı Kâmî'nin kim olduğudur. Hüsameddin 911 düğünü için bu adı başka bir açıklama olmadan verir. Âşık Çelebi ile Kınalızâde'ye göre Şeyh Cemâl'in yeğeni Kâmî 952'de (1545-46) ölmüştür. Bu Kâmî'nin 1505'teki düğünde kaside okuyacak yaşta olması mümkündür, fakat bu durumda kırk yılı aşan bir şairlik hayatı sürmüş olması gerekir. Mülazım olduğu Ali Cemâlî Efendi'nin İstanbul müftülüğü 1503'te başladığına göre Kâmî'nin mülazemeti de büyük ihtimalle bu tarihten sonradır. Şehzade Mustafa'nın Amasya'ya geldiği 1541 ile Kâmî'nin ölümü arasındaki yıllar ise onun bu ikinci meclise katılmasıyla rahatça uyuşur. Bu yüzden Hüsameddin'in iki kaydı aynı kişiyi gösteriyorsa, Kâmî'nin Mustafa meclisindeki varlığı daha inandırıcıdır. 911 listesindeki Kâmî'nin başka bir şair olması da dışlanamaz.

Tezkirelerdeki adaşlar da kimlik meselesini karıştırır. Âşık Çelebi, Kınalızâde ve Beyânî'de ilk sırada anılan "Kâmî Efendi", Edirneli Mesnevîhânzâde Mehmed'dir. Babası Edirne Muradiye Mevlevîhanesi'nde mesnevîhandı, kendisi Şeyhülislam Ebussuud'un mülazımı olarak müderrislikte ve Edirne kadılığında bulunmuş, Kanuni'ye kasideler sunmuştur. Latîfî'nin "Kâmî-i Edirnevî"si de büyük ihtimalle bu kişidir. Bu Kâmî'nin Amasya ile bilinen bir ilişkisi yoktur. Ancak bir beyit iki Kâmî arasında paylaşılamamıştır: Sehî'nin Karamanlı Kâmî'ye verdiği "Meyl itme sîme olma bahâda ḫaẕef gibi" matlaı, Âşık Çelebi ve Beyânî'de Edirneli Kâmî Efendi'nin şiirleri arasında ikinci bir beyitle birlikte yer alır. Âşık Çelebi'nin Edirneli Kâmî'yi şahsen tanıdığı ve ona mektup yazdığı düşünülürse, beytin ona ait olması daha güçlü bir ihtimaldir. Beyit bu kategoride, aidiyet tartışması belirtilerek ayrı bir sayfada verilmiştir.

Akrabalık derecesi için de kaynaklar küçük farklar gösterir. Tezkireler Kâmî'yi Şeyh Cemâl'in "birâderzâdesi" sayar, Âşık Çelebi de malının "amcazadesi" Şeyh Cemâlzâde'ye kaldığını yazar. Hüsameddin'e göre ise Kâmî, Zenbilli Ali Efendi'nin yeğenidir; TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Zenbilli Ali Efendi ile Çelebi Halife amcazadedir. Bu durumda Kâmî, Şeyh Cemâl'in kardeşinin değil amcazadesinin oğlu olur. Hüsameddin'in kendi soy kayıtları da bu noktada tutarlı değildir; bir yerde Ali Çelebi'yi Şeyh Cemâl'in yeğeni, başka bir yerde amcazadesi olarak verir. Tezkirelerin "birâderzâde" sözünü geniş anlamda, aile içinden bir yeğen için kullanmış olmaları mümkündür. Her durumda Kâmî'nin Cemâlî ailesinin bir üyesi olduğu konusunda kaynaklar birleşir.

Eserleri

Kâmî'nin bilinen tek eseri manzum Yûsuf u Züleyhâ'sıdır. Âşık Çelebi ve Kınalızâde eserin şairin ölümünden sonra dağılıp kaybolduğunu, Beyânî de onun "Ankâ gibi" bulunmaz olduğunu söyler. Latîfî ise eseri görmüş gibidir. Ona göre bu bir Câmî tercümesidir. Kâmî, Hamdî'nin ve Selâmî'nin Yûsuf u Züleyhâ'larından, Nizâmî'den, Nizâmî-i Semerkandî'nin Üveys ü Râmin'inden ve Efsahî-i Cürcânî'nin Vâmık u Azrâ'sından pek çok anlam almış, fakat bunlara kendi ifadesini vermiştir. Latîfî bu yüzden eserin kaynaklarını bilmeyenlerin bu eserleri birbirinden ayıramayacağını söyler, ama Yûsuf u Züleyhâ'da ince dikkatler ve renkli, şaşırtıcı sanatlar bulunduğunu, mesnevide tasannu ve hayalin insan aklının ulaşabileceği sınıra vardığını da ekler. Latîfî ve Âşık Çelebi eserin başından, Züleyha'nın tasvirinden ve at ile deve tasvirlerinden parçalar aktarmıştır. Bugün eserden bilinen bunlardır.

Şiiri

Kâmî'nin divanı bilinmiyor. Şiirlerinden bugüne kalanlar tezkirelerdeki örneklerdir. Latîfî, Yûsuf u Züleyhâ'dan dört parça ile bir gazelden üç beyit ve bir beyit, Âşık Çelebi mesneviden ayrıca üç beyit, bir matla ve iki beyitlik bir gazel parçası verir. Kınalızâde ve Beyânî bu son matla ile gazel parçasını tekrarlar. Sehî'nin verdiği tek matlaın aidiyeti ise yukarıda anlatıldığı gibi tartışmalıdır. Latîfî şairin şiirleri için "matbû ve mevfûr", yani tabii ve bol olduğunu, fakat şöhretten uzak kaldığını söyler. Kalan gazel beyitleri bülbül ile gül, Yusuf ile Yakub ve sevgilinin elindeki şahin gibi imgeler üzerine kuruludur. Gazellerinde bile Yusuf kıssasının izleri görülür. Ulaşılan her şiir bu kategoride ayrı sayfada, özgün metni, günümüz Türkçesi ve yorumuyla verilmiştir.

Şehzade Ahmed'in Amasya meclisinin öteki şairleri ve Hüsameddin'in bu meclis hakkındaki anlatısı Şehzade Ahmed'in Amasya meclisi ve şairleri yazısında, Şehzade Mustafa'nın çevresi ise Şehzade Mustafa ve Muhlisî'nin şiirleri yazısında anlatılmıştır.

Kronoloji

891-896 (1486-1491): Zenbilli Ali Cemâlî Efendi Amasya müftüsü ve Bayezid Medresesi müderrisidir.

899 (1494): Şeyh Cemâl (Çelebi Halife) hac yolunda ölür.

910 (1504): Ali Cemâlî Efendi İstanbul müftülüğüne başlar; Kâmî onun mülazımı olur.

911 (1505-06): Hüsameddin'e göre Kâmî, Şehzade Ahmed'in Amasya'daki sünnet düğününü kutlayan şairler arasındadır.

945 (1538): Sehî Bey Heşt Bihişt'i tamamlar ve Karamanlı Kâmî'yi çağdaş şairler arasında anar.

948-952 (1541-1545): Hüsameddin'e göre Kâmî Mehmed Çelebi, Şehzade Mustafa'nın Amasya meclisindedir.

952 (1545-46): Âşık Çelebi ve Kınalızâde'ye göre Kâmî ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar